Bebeğiniz doğar doğmaz…

Yenidoğanların yaklaşık 1500’de 1’inde doğumdan kısa süre sonra yapılan bazı tarama testleriyle saptanabilen bir hastalık olduğu tahmin edilmektedir. Bazı hastalıkların belirtileri başlamadan tedavi edilerek önlenmesine imkan tanınmaktadır. Doğum öncesi dönemde de bebeğin kalıtsal veya metabolik bir hastalığı olup olmadığını saptamak için yapılan testler vardır. Ama bunlar, yenidoğanda taranan hastalıklardan farklıdır. Doğduğunda tamamen sağlıklı görünen ama tarama sonucunda hastalık saptanan bebeklerde, uygun diyet ve/veya ilaç tedavisine alınarak, ileride gelişebilecek zeka geriliği, havale geçirme, hatta ölüme varan sonuçlardan korunabilmektedir.


Tarama testleri nedir?





Tarama testleri, hastalıkların geri dönüşümsüz hasarlar oluşturmadan önce tanınarak tedaviye alınmasını amaçlayan testlerdir. Tarama testleri sağlıkla ilgili bir sorun olabileceği konusunda uyarır. Bundan sonra şüphelenilen hastalıkla ilgili kesin tanı koydurucu testlerin yapılması gereklidir. Doğum öncesi dönemde yapılan üçlü test veya amniosentezle saptanabilen hastalıklardan farklıdır.

Kimler risk altında?
Beslenme ile alınan gıdaların parçalanarak vücutta kullanılan yapı taşlarına dönüştürülme işlemi ‘metabolizma’ olarak adlandırılır. Besinlerin aminoasitlere, yağlara ve karbonhidratlara dönüşmesi işleminde enzim denen kimyasal maddelere ihtiyaç vardır. Kalıtsal olan bu hastalıklara, akraba evliliklerinin yaygın olduğu topluluklarda rastlanır.
Test ne zaman yapılmalıdır?
Yenidoğanda metabolik hastalık taraması için topuktan birkaç damla kan alınarak özel filtre kağıdına damlatılır, alınan örnek oda ısısında kurutulduktan sonra ilgili merkez laboratuarına gönderilir. Yenidoğanda genellikle topuktan alınan kan test edildiği için ‘Topuk Testi’ olarak da bilinmektedir.
Testin yanlış negatif sonuçlarından için bebek proteinli gıdalarla beslenmeye başladıktan sonra 3-5. günde alınmalıdır. Bu süre 7 günü geçmemelidir. Eğer ilk 24 saatte alınmak zorunda kalındıysa, 1-2. haftada testin tekrarı önerilmelidir. Prematürelerde, yapılan tedaviye bakılmaksızın kan 7. günde alınmalıdır. Bebek eğer antibiyotik, kortikosteroid, dopamin almışsa veya iyot ile teması olmuşsa testlerin bir süre sonra tekrarı gerekmektedir.
Testleri zamanında yapmak önemli…
Tarama testleri, hastalıkların geri dönüşümsüz hasarlar oluşturmadan önce tanınarak tedaviye alınmasını amaçlayan testlerdir. Bu nedenle ailenin, bu konuda iyice bilinçlendirilmesi şart.
Çocuk kontrolü nasıl olmalıdır?
Her bebeği doğar doğmaz ve hastaneden taburcu olmadan hemen önce çocuk doktoru görmelidir. Sonrasında, 7. gününde bebeğin kontrolü yapılmalıdır. 1 ay ile 1yaş arasında bebek her ay doktora götürülmelidir. 1-2 yaş arasında bu sıklık 3 ayda bir olmalıdır. 2-6 yaş arasında kontrol sıklığı 6 ay olmalıdır. Rutin kontroller sırasında büyüme, gelişme ve aşı durumu değerlendirmek yanında bir takım hastalıklarında taraması yapılmaktadır.
Aşılarını da ihmal etmeyin
Yenidoğanda muayene sırasında kalça çıkığı, inmemiş testis, hidrosefali, yarık damak ve dudak, hipospadias, konjenital kalp hastalığı belirlenebilir. Her muayenede boy, baş çevresi ve tartı ölçümü yapılır. Kontroller sırasında sadece muayene ve aşıdan ibaret değildir. Aile bebek bakımı ve sağlığı konusunda bilgilendirilir. Her sağlıklı bebekte 6 ay ile 1 yaş arasında bir kez kan tahlili ve idrar tahlili yapılmalıdır. Her kontrolde yaşına uygun aşıları da yapılmalıdır.
Gece ağlıyorlar çünkü





Bebeklerin gece ağlama nedeninin, annelerinin başka bir bebeğe hamile kalmasını engellemek olabileceği iddia edildi. İngiliz bilim insanları, bebeklerin annelerini yönlendirmeye programlandıklarını, zaten yorgun düşen annenin daha fazla yorularak onu ihmal edeceği korkusuyla başka bir bebeğin doğmasını önlemek için gece ağladıklarını öne sürdü.
Gece emzirmenin gebelik sonrasında tekrar gebe kalma süresini uzattığını belirten araştırmacılardan David Haig, gece emmek isteyen bebeklerin bilinçsiz olarak bu dönemi uzatmaya çalıştığını belirtti. “Bu bencilliğin” hayatta kalma içgüdüsüyle bağlantılı olduğu değerlendirmesinde bulunan Haig, iki doğum arasındaki sürenin kısa olmasının, yeterli imkanların bulunmadığı bölgelerde çocuk ölümlerinin artmasıyla ilişkilendirildiğine dikkati çekti.

3 yaşından önce diş macunu zararlı
Süt dişlerinin sorunlu olmasının ve vaktinden önce kaybedilmesinin, sürekli dişlerin sağlığını bozduğunu söyleyen Diş Hekimi Emre Kural, yutma riski bulunduğu için 3 yaşından küçük çocuklarda flor içeren macun kullanmanın sakıncalı olabileceğini belirtti. Kural, flor yutmanın küçük çocuklarda sindirim sistemi sorunlarına da yol açabileceğine dikkat çekti.




Ne kadar kullanılmalı?


Diş macununun 3 yaşından sonra kullanılabileceğini belirten Emre Kural, “Bir nohut tanesi kadar macun yeterlidir. Başlangıçta florürlü diş macunlarından herhangi biri tercih edilebilir…
Yeter ki çocuk fırçalamayı sevsin ve dişlerini düzenli olarak fırçalama isteği duysun” dedi.
Çocuk kalbini vuran 5 sinyal
1. Uykudan sık uyanıyorsa: Çocuğunuz uykusundan sık uyanıyorsa şüphesiz bunun çeşitli nedenleri olabilir. Kalple ilgili rahatsızlık bu sebeplerden biri.
2. Çabuk yoruluyor, aşırı terliyorsa: Beslenme bozukluğu, gece uykudan aniden uyanma ve bağırma, çabuk yorulma, çömelme ihtiyacı hissetme, aşırı terleme, huzursuzluk ve solunum sıkıntısı ritim bozukluğunun belirtileri olabiliyor.




3. Akciğer enfeksiyonu sık tekrarlıyorsa: Çocuğunuzun akciğer enfeksiyonu sık sık tekrarlıyorsa kalple ilgili de şüphe duymak gerekiyor.
4. Morarıyorsa: Büyük çocuklarda dudak ve dilde morarmanın yanı sıra, tırnaklarda morluk ve “çomak şeklindeki” parmaklar da kalp hastalıklarının belirtileri arasında yer alabiliyor.
5. Göğsünde ağrı oluyorsa: Ergenlik çağındaki bir çocuğun damarlarında olası tıkanmalar kalp krizine yol açabiliyor. Bu sorun genellikle göğüste ağrı, çarpıntı ve sıkışma gibi bulgularla kendini gösteriyor.

Çocukta alerjik nezleyi ciddiye alın


Alerjik rinit, diğer adıyla saman nezlesi; burun tıkanıklığı, burun akıntısı, burunda kaşıntı, hapşırma ve göz yaşarması gibi belirtilerin görüldüğü bir hastalık. Ancak alerjik nezle, çocukları etkilerken sadece burun akıntısı ve tıkanma ile sınırlı kalmayıp; astım, sinüzit, kulakta sıvı birikmesi, burunda polip gelişimi, dermatit ve göz iltihabı gibi daha ciddi sorunlara yol açabiliyor.
Uzmanlar, alerjik rinit ile ilgili esas ‘sorunun zamanında önemsenip tedavisinin başlanmamasıdır’ diye uyarıyor.

Tedavinin ana kuralı
Alerjİk nezlenin tedavisinde en önemli noktanın, alerjenden uzak durma ve korunma olduğunu vurgulayan Bilgili, çocukların ev tozundan, polenlerden, küften, varsa alerji yapan hayvanlardan, alerjiyi tetikleyen gıdalardan ve sigara dumanından uzak tutulması gerektiğini söyledi. Saptanan bir alerjen varsa ve koşullar uygunsa aşı tedavisi yani immünoterapi yapılabileceğini dile getiren Bilgili, ilaç tedavisinde ise sıklıkla şuruplar, kortizonlu burun damlaları, antilökotrien denen ve tedaviye son yıllarda katılmış olan ilaçların kullanıldığını kaydetti.

Kaynak : Sözcü gazetesi