İlk hedef Anayasa Mahkemesi!





Emin Çölaşan





Sevgili okuyucularım burada bir hususu, belli bir konuda hepimizin yanılgıya düştüğünü itiraf etmem gerekiyor.
İktidarın yargıyı ele geçirdiği kesin. Yüksek yargıyı da ele geçirdiğini biliyoruz. Yüksek yargı deyince üç kuruluş var:
Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay.
İktidar son ikisine yeni üyeler seçip işgal etti. Ancak onlar kadar önemli olan Anayasa Mahkemesi vardı ve hepimiz orasını da AKP’nin arka bahçesi olarak görürdük.
Oysa şimdi durum değişti, yanıldığımız ortaya çıktı. Anayasa Mahkemesi öyle kararlar veriyor ki, AKP iktidarı çıldırmaya başladı. Peki bu iş nasıl oluyor?
Önce bu mahkemenin üye durumuna bakalım:
Mahkemenin toplam 17 üyesi var. Başkan Haşim Kılıç’ı Turgut Özal seçti.
Kararlarını yakın geçmişe kadar hep AKP’nin istediği doğrultuda verirdi.
10 üye Abdullah Gül, dört üye önceki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, iki üye Meclis tarafından seçildi.
Unutmayın, Meclis tarafından seçilen o iki üye de AKP oylarıyla seçilmişti.
Şimdi bu tablonun kısa bir analizini yapalım. Bay Abdullah Gül oraya herhalde iktidar karşıtı olan 10 üyeyi seçecek kadar saf değildi!
Geriye kalıyor Sezer tarafından seçilen dört kişi. Varsayalım onlar bu iktidara yakınlık duymayan kimseler. Ama unutmayalım, AKP’nin kapatılması davasında bazıları ret oyu kullandı!
* * * * * *
O halde ne oldu da Anayasa Mahkemesi iktidarı kızdırıp tavana zıplatan kararlar almaya başladı? Hem de bir bölümü oybirliği ile…
Bazıları diyor ki “Haşim Kılıç ağustos ayında cumhurbaşkanlığına soyunacak, o yüzden iktidar karşıtlığı yapıyor!..”
Diyelim ki öyle, o halde geriye kalan 16 üyenin tamamı ve çoğunluğu Haşim Kılıç’ın mı emrinde? O ne derse onu mu yapıyorlar?
Olayın gerçek yüzü şudur:
AKP sadece yargıyı teslim almakla kalmadı, hak, hukuk ve adalet kavramlarını da paspas gibi çiğnedi, silindir gibi ezip geçti.
İstediğini tutuklattı, istediğine dokunmadı.
Yasaları çiğnedi, kendisini ülkenin tek egemen gücü olarak görüp istediği manyakça kararları peş peşe almaya başladı. Anayasa ve yasa tanımadı.
Anayasa Mahkemesi bu olayı -geç olmakla birlikte- artık gördü ve gidişe “Dur” demeye başladı.
* * * * * *
Burada bir olay daha var. Tayyip ve AKP’nin bu söylentiyi açıkça dile getirmesi elbette mümkün olmuyor…
Ama kendi aralarında konuştukları, ya da el altından yaydıkları söylenti şöyle:
“Cemaat (paralel yapı) özellikle Abdullah Gül’ün seçtiği üyelerle Anayasa Mahkemesi’ni ele geçirdi. Haşim Kılıç cumhurbaşkanlığına aday olacak. Şimdi bizim altımızı bu yolla oymaya başladılar! Derhal yasalarda değişiklik yapıp bu duruma son vereceğiz. Mahkemeye yeni ve sağlam üyeler seçip çoğunluğu ele geçireceğiz”
O 17 üyeden 12’sini, yani mahkemenin çoğunluğunu siz seçtiniz kardeşim!
O halde bu ağlaşma niye?
Kendilerini adam etmek, yasalara ve anayasaya saygı göstermek yerine ortalığa böyle çirkin, tutarsız, anlamsız söylentiler yaymakla işi çözeceklerini zannediyorlar…
Çünkü yargı onların elinde oyuncak!.. Çünkü yargı onların emir kulu!..
O yüzden, hoşlarına gitmeyen böyle birkaç karar çıkınca kendilerini kaybedip zıplıyorlar.
Medyaları o yüzden Anayasa Mahkemesi’ne sövmeye ve suçlamaya başladı. Bu kafayla giderlerse daha da çoook zıplarlar.
Tayyip yine Rabbine sığınmış!
Sevgili okuyucularım, malum şahıs Tayyip önceki gün hukukçulara nutuk attı. Her konudan anlar, her konuda ahkam keser, her olaya maydanoz olur!
Bakınız kürsüde neler diyordu:
“Buradan yürekli hakim ve savcılara sesleniyorum. İradenizi ve aklınızı kiraya vermeyin. Size Allah’a kulluktan başka hiç kimseye kulluk etmeniz emredilmemiştir. (Bu sözleriyle cemaati kastediyor.) Bu işte sizlere çok önemli bir görev düşüyor. Allah’a olan sevdanızı ortaya koyun. Bu paralel yapıyı cesaretinizle siz çökertin.”
Bu kafa 21. yüzyıl Türkiye’sinde hakim ve savcıları Allah yoluna davet ediyor!
Onun istediği kararları veren hakim ve savcılar Allah yolunda, vermeyenler Allahsız kitapsız!
* * * * * *
Malum şahsın konuşmalarını dinlerken sık sık gülüyorum… Çünkü bizim aptal, saf, keriz olduğumuzu zannediyor ve aslında hepimizle alay etmeye yelteniyor. İşte aynı toplantıdaki sözlerinin devamından bazı bölümler. Bakınız nasıl hayali senaryolar üretiyor, nasıl yalan söylüyor:
“17 Aralık operasyonları bal gibi darbe girişimidir. Yargı eliyle yapılmak istenen bir müdahaledir. Yargı, içine sızan bazı çete mensuplarınca esir alınmış ve iktidara karşı apaçık bir darbe girişiminde bulunmuştur. Bu operasyonlarda dik durmasaydık hükümetimiz devrilecek ve koalisyondan oluşan yeni bir darbe hükümeti iş başına getirilecekti. Kapalı kapılar ardında her hazırlık yapılmıştı. Biz bu tuzağı Rabbimin yardımıyla alt üst ettik…”
Tayyip’in ruh sağlığının artık iyice bozulduğu, ürkekleştiği, korktuğu şu sözlerinden bile açıkça görülüyor.
17 Aralık darbe girişimi imiş, başarılı olunsa koalisyon hükümeti kurulacakmış!
* * * * * *
Bak muhterem, sana şu olayı bir kez daha anımsatayım!
17 Aralık darbe girişimi falan değil, yolsuzluk ve rüşvet operasyonudur.
Kim o gün oğluyla yaptığı telefon konuşmasında sesi titreyerek “Evdeki paraları acele boşalt” talimatını vermişti? Boşaltılması istenen paranın miktarı 30 milyon avro muydu? Bu para evde nasıl tutuluyordu?
O ayakkabı kutularında istiflenmiş milyonlarca dolar bizim evden mi çıkmıştı?
Bir başka evdeki yedi adet çelik kasa, para sayma makineleri ve yine milyonlarca dolar gökten mi inmişti?
Hizmetçi Marina’ya İranlının çikolata paketleriyle teslim ettiği yine milyonlarca dolarlık rüşvetler, çocuklarına ve kendilerine verilen avantalar… Saymakla bitmez.
Madem bu operasyonlar bir darbe girişimi (!) idi, dört adet kelle bakanını niçin görevden almak zorunda kaldın? (Egemen, Muammer, Zafer ve Erdoğan.)
Senin bakanın değil miydi “Ne yaptıysak başbakanın talimatıyla yaptık, o da istifa etmelidir” diyen?
* * * * * *
Tayyip’in şu sözlerine bakınız, Rabbine sığınmış da bu tuzağı bozmuş!
Yahu bari böyle avanta, rüşvet, hortum, yolsuzluk konularına Rabbinin adını sokuşturma. Günaha girersin.
Hepsi belgelenen o rüşvetlerin ve yolsuzlukların hesabını hepiniz, ama hepiniz günü gelince hem bu dünyada, hem de Tanrı katında vereceksiniz.
O operasyonlar tuzak, darbe girişimi falan değildi. Yasa ve ahlâk dışı soygunlarla edinilen servetlere yönelikti.
Tayyip dua etsin ki arkasında hiçbir pisliği umursamayan, dert etmeyen, “Soyduysa beni soydu, kime ne” diyebilen bir yüzde 44 var.

Kaynak : sözcü gazetesi