Emin Çölaşan


18 Nisan 2014



Yetti be, sıktınız artık





Sevgili okuyucularım, bir ülke düşünün ki orada bir başbakan ve onun başında olduğu bir hükümet vardır…
Ve o başbakanla hükümet işi gücü bırakmış, devlet işlerini boşlamış, aylardan beri başka bir şeyle uğraşmaktadır.
Adına yandaş denilen ve satılık kalemlerden oluşan medya ise onların bu tavrına her gün manşetler atarak destek vermektedir.
Nedir o?
Adına ne derseniz deyin:
Cemaat, paralel yapı, çete, haşhaşi, paralel devlet.
Adamların televizyonlarını açıyorsunuz, karşınızda aynı laflar. Gazetelerine bakıyorsunuz, yine aynı laflar.
Peki bu yapı kimlerden oluşuyor?
ABD’de yaşayan Fethullah isimli biri var. Elbette ki öyle zannedildiği kadar masum değil. Bu iktidardan aldığı güçle devleti yıllarca yönetti.
Mensuplarına açıktan emirler verdi:
“Önce mülkiye ile adliyeyi ele geçirin.”
Hocalarının emirlerine uydular ve Tayyip’in desteği ile gerçekten de ele geçirdiler.
* * * *
O zamanlar Tayyip-cemaat işbirliği vardı. Cemaat bütün gücünü Tayyip’ten alırdı. Sonra bir gün kapıştılar, aralarında kavga çıktı ve bozuştular.
O kavga olanca hızıyla sürüyor ve bizler de ibretle, hayretle, dehşetle, bazen gülerek ama bazen de bunları acıyarak izliyoruz.
Ülkeyi yöneten, başbakanlık mertebesine ulaşmış bir şahıs bu kadar küçülür mü?
Bir yıl öncesine kadar aralarında muhteşem bir işbirliği vardı.
Cemaatin ve AKP’nin hakimleri, savcıları ve polisleri tarafından “Düşman” olarak bellenmiş nice insanı elbirliği ile içeri tıktırdılar.
Devletin bütün kurumları ellerindeydi.
Kendilerinden olmayan herkesi inim inim inlettiler.
* * * *
Şimdi aralarında yargı kavgası yapılıyor. Yargı senin, yargı benim kavgası!
Tayyip burnundan soluyor, kısa süre öncesine kadar işbirliği yaptığı cemaate her gün, ama her gün dümdüz gidiyor.
Hoşuna gitmeyen kararlar veren yargı mensuplarını şimdi “Çete, vatan haini” olarak tanımlıyor.
Elinde HSYK var. O hakim ve savcıların başında Demokles’in kılıcını sallandırıyor.
* * * *
Adana’da Suriye’ye silah ve cephane taşıdığı iddia edilen MİT’e ait TIR’lar durdurulmuştu. Vay efendim, bunu da cemaat yaptı.
Kimin yaptığını hiç kimse bilmiyor ama düşman belli!
Tutuklanan kamu görevlileri mahkeme kararıyla serbest bırakılınca Tayyip hopladı. Bakınız partisinin salı günkü Grup toplantısında ağzından çıkan şu sözlere:
“İnanın düşman gelse böyle namertçe davranmazdı. Bu ülkenin bazı yargı ve emniyet mensupları kendi ülkelerine ihanet ettiler. Adana’da bir vatansever savcı çıktı, soruşturma başlattı. Bazı zanlılar da gözaltına alındı ve tutuklandı…”
Dikkat ediniz, hoşuna giden bir karar veren savcıyı “Vatansever” olarak tanımlıyor… Ve sözlerini sürdürüyor:
“Aradan birkaç gün geçti. Paralel yapının, paralel çetenin mensupları devreye girip soruşturmaya müdahale ettiler. Zanlılar serbest bırakıldı. Yüksek yargı (Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay) bu hukuk cinayetini film izler gibi uzaktan izliyor…”
Onların serbest bırakılmış olmasını “Hukuk cinayeti” olarak görüyor ve bağırmaya devam ediyor!
“Haşhaşı fazla kaçırmış olabilirler. (Ne demekse!) Devletin koridorlarından çeteleri nasıl kovduysak, o koridorları nasıl temizlediysek, o çeteleri ve şebekeleri adliye koridorlarından da temizleyeceğiz…”
Bu sözlerinden anlaşıldığına göre bazı hakim ve savcılar -inanmayacaksınız ama- çetenin, şebekenin elemanları! Üstelik haşhaş çekip kafayı buluyor, kararlarını bulanık kafayla veriyorlar!
* * * *
Sen 2012 yılında iktidar oldun… Ve demek ki adliyede halen çeteler, şebekeler var ve bunları şimdi temizlemekten dem vuruyorsun.
O halde senin aklın neredeydi? Bu olanları bilmiyor ve görmüyor muydun? Niçin 12 yıl bekledin?
Bu sorunun yanıtı gayet basittir.
Şimdi çete ve şebeke olmakla suçladığı polisle, hakim ve savcılarla hep işbirliği yaptı. Ergenekon rezaleti için “O davanın savcısı benim” dedi.
Şimdi çete ve şebeke elemanı olmakla suçlanıp İstanbul’dan Bolu’da pasif bir göreve atanan Zekeriya Öz isimli savcının altına kendi zırhlı makam aracını veren sen değil miydin?
* * * *
Bir şeye daha dikkat ediniz… Medyası ve kendisi, kurulmuş bir saat gibi her gün cemaate vesaireye sövüp sayıyor, kötülüyor, suçluyor…
Peki bugüne kadar somut olarak bir tek zanlı yakalandı mı?
Hayır!
O halde cemaat diye bir şey yok mu?
Elbette var… O halde suçluları yakala, belgeleriyle çıkar ortaya, hep birlikte görelim.
Bu konuda atılmış bir tek adım yok. Sadece kim olduğunu bilemediğimiz birileri görevden alınıyor. Özellikle de hakimler, savcılar ve polisler.
* * * *
Başbakanlık makamı ağlaşma ve suçlama yeri değildir. Bir başbakan bu kadar aciz olamaz. Bizimki diline dolamış cemaati, kendi ayıplarını ve beceriksizliğini örtbas edebilmek için ha bire onları suçluyor.
Ağlıyor, saldırıyor.
(Burada bir parantez açıyorum. Sakın ola ki bu yazdıklarımı okuyunca cemaati savunduğum falan aklınıza gelmesin. Fethullah’ın hakkımda açtığı ceza ve tazminat davaları İstanbul mahkemelerinde devam ediyor!)
Ben Tayyip’i de cemaati de iyi tanırım.
21. yüzyıl Türkiyesi ne yazık ki bunların elinde oyuncak olmuş durumda.
* * * *
Tayyip’in son taktiği yargıyı tümüyle ele geçirmek. İşte o yüzden, kendi isteği doğrultusunda soruşturma başlatıp tutuklama kararları veren hakim ve savcılardan vatansever diye söz ediyor, Adana’da tahliye kararı veren hakimlerin çete-şebeke olduğunu iddia ediyor.
Türkiye böylesini hiç görmemişti.
Türkiye böyle kafaların eline bugüne kadar hiç düşmemişti.
Yargı mensupları arasına nifak tohumları ekip onları baskı altına almaya yelteniyor, Anayasa Mahkemesi kararlarına bile saygı duymadığını açıkça söylüyor.
Geçmişte Danıştay’ın verdiği bir kararı beğenmemiş, “Efendi, o kararı ulemaya (din adamlarına) soracaktın” demişti.
* * * *
Tayyip çok tehlikeli bir oyuna girişti. Yargıyla oynamak öyle her babayiğitin harcı değildir.
Kendisine en anlamlı yanıtı, Adana’da o tahliye kararlarını veren hakim Hacı Hüseyin Bolat verdi:
“Ağzı olan konuşuyor. Biz hakimler kararlarımızla konuşuruz. Ben paralel, yamuk falan bilmem. Ben Türkiye Cumhuriyeti’nin, Türk Milleti’nin hakimiyim. Kararlarımı buna göre veririm.”
Bir şeyi artık iyi biliyor ve görüyoruz.
Tayyip şimdi aşağıladığı, tümüyle ele geçirmeye kalkıştığı yargının önüne günün birinde hesap vermek için çıktığında çok, ama çok zorlanacak.

Kaynak : sözcü gazetesi