Bu Sayfa Forumdaki Osmanlı ve Türk Tarihi-GENEL Konularının Listesini İçerir . Genel Osmanlı Tarihi ve Orta Asya\'dan Anadolu\'ya Türkler...
Doğu Avrupa Türkleri
Doğu Avrupa Türkleri
1- Gagauz (Gök-Oğuz) Türkleri
Gagauz Yeri
2- İdil-Ural Türkleri
Başkurdistan Türkleri· Çuvaşistan Türkleri· Tataristan Türkleri· İdil-Ural Tatarları
(Mişerler, Tipterler, Perm Tatarları, Sibirya Tatarları, Besermenler, Kasım Tatarları, Hıristiyan Tatarlar, Kreşinler,3- Kafkasya TürkleriNogaybekler, Astrahan Tatarları, Nukrat Tatarları)
Karaçay-Malkar Türkleri· Kumuk Türkleri· Nogay Türkleri· Stavropol Türkmenleri
4- Karaim Türkleri
Hazarlar ve Karaylar
5-Kırım Tatar Türkleri
Kırım Tatarları
6- Beyaz Rusya (Belarusya) Tatarlar Türkleri
Beyaz Rusya Tatarları· Litvanya Tatarları· Polonya Tatarları
7- Kırımçak TürkleriKaynak : Efrasyap· Kırımçaklar
GAGAUZ (GÖKOĞUZ) TÜRKLERİ
Başkent
Komrat
Resmi dil(ler)
Gagauzca, Moldovanca (Rumence), Rusça
Moldova Özerk Bölgesi Oluşumu
23 Nisan1994
Yüzölçümü
1,832 km²
Nüfus[1996] yılında
155,700 kişi
Para birimi
Moldova Lirası (MDL)
Etnik yapı
Gagauz
:
82.0%
Moldavan
:
7.8%
Bulgar
:
4.8%
Rus
:
2.4%
Ukraynalı
:
2.3%
Çevre
Bölgenin genel toprak fonu 150.100 hektarı tarım arazisi olmak üzere 181.100 hektardır. (65.400 hektar karbonatlı toprak; 63.400 hektar olağan kara toprak). Bu toprak çeşitlerinin nem oranı daha azdır ve bir hektar üzerinde bir metrelik katmanda yaklaşık 280–350 ton humus bulunmaktadır. Toprağın verimliliği Moldova genelinde daha düşük olup 71–82 derecededir.
İklim sıcaktır. +10 derecedeki sıcaklık yılda 179–187 gündür. Aktif sıcaklıkların tutarı 3.300 derecenin üzerindedir. Ortalama yağış oranı 350–370 mm. Yıllık hidrotermik katsayısı 0,7–0,8'dir. Bu nedenle bölge sık sık kuraklıktan olumsuz bir şekilde etkilenmektedir. Mineral ham madde kaynakları tahmini 23 milyon m³ kil (kiremit ve tuğla üretiminde son derece kalitelidir) ve 18 milyon m³ çakıllı kum yatakları vardır. Bölgenin su stokları genelde yer altı sularından oluşmaktadır (tahmini hacim 8–10 milyon m³). Yeryüzü suları (küçük dere ve göller) kısıtlıdır ve mineralleşme oranı yüksek olduğu için sulamada kullanılamaz.
Ormanların ve yerel enerji kaynaklarının mevcut olmaması nedeniyle bölge enerjiyi dışarıdan temin etmek mecburiyetindedir. Gelecekte, diğer ülkelerin tecrübesinden faydalanarak güneş ve rüzgâr enerjisi alternatif enerji kaynakları olarak gündeme getirilebilir.
Sosyal Durum
Eğitim ve Kültür
Gagauz Bölgesinde İlkokul, ortaokul ve lise düzeyinde eğitim veren 55 okul bulunmaktadır. Bu okullardan bir kısmı yalnız ilkokul, ortaokul, lise eğitimi verirken bir kısmı bu eğitimlerin tamamını vermektedir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin önemli ayni ve nakdi yardımlarda bulunmuş olduğu Komrat üniversitesi bulunmaktadır.
Komrat'ta TİKA'nın kurduğu yöredeki en önemli kültür merkezi niteliğinde olan, Atatürk Kütüphanesi'nde bilimsel çalışma yapmak isteyenler için ilgili her türlü kaynak bulunmaktadır. Çadır-Lunga şehrinde bulunan Gagauz Ana dilinde oyunların sahnelendiği Mihail Çakır Gagauz Milli Tiyatrosu bulunmaktadır.
Gagauz Bölgesi'nin idari Merkezi olan Komrat şehrinde, Çadır-Lunga, Vulkaneşti şehirlerinde ve Komrat'a bağlı olan Beşalma köyünde, Gagauz tarihi ile ilgili önemli bir kaynak niteliğinde olan Antropolojik bir kaynak niteliğinde olan müzeler bulunmaktadır. Gagğuz bölgesinde okul kütüphanelerinden bağımsız olarak 45 kütüphane bulunmaktadır.
Düz Ava ve "Kadınca" adlı Gagauz milli şarkı ve oyun (folklor) toplulukları da faaliyette bulunmaktadır. Bunların dışında da diğer benzer topluluklar da mevcuttur.
Hayat standardı
2000 Yılının Ocak - Kasım tarihleri arasındaki dönemde bir çalışanın ortalama aylık maaşı 285 ML olmuştur. Aralık 2000 tarihi itibariyle maaş borcu 31,3 ML’dir[1].
Ocak-Eylül 2001 döneminde bir çalışanın ortalama aylık maaşı 329 ML olmuştur. 1 Eylül 2001 tarihi itibariyle maaş borcu 27,4 milyon ML’dir. (Devlet memurlarına 7,8 milyon ML)[2].
Alt Yapı
Alt yapının yeniden yapılanması, devlet ve özel mülkiyet şekilleri ile birlikte yeni hukuki, ekonomik ve organizasyon ilkelerine dayanmaktadır. Gagauzya’nın alt yapısındaki en zayıf yeri içme suyu temini ve sulamadır. Alt yapının diğer dallarında olduğu gibi su temini de çok büyük sermaye gerektirmektedir. Fakat bu sorunun çözümü önceliklidir, çünkü bu bölgenin sosyo-ekonomik kalkınması ön şartı bu sorunların çözülmesinden geçmektedir.
Haziran 1994 yılında Türkiye CumhuriyetiGagauz Bölgesinin içme suyu ve sulama projesinin gerçekleştirilmesi için 35 milyon Dolarlık kredi açmış fakat Moldova Parlamentosu söz konusu kredinin ancak 15 milyon Dolarlık kısmını onaylamıştır. Bu miktar ile Komrat şehrindeki içme suyu projesi tamamen ve Çadır-Lunga projesi kısmen gerçekleştirilmiştir. Kredinin ikinci kısmının onaylanması ile ilgili çalışmalar halen devam etmektedir.
Son zamanlarda alt yapıya yapılan yatırımların devlete ait kısımda azalma, özel sektöre ait kısımda ise artış kaydedilmektedir.
Kullanılmakta bulunan kara yollarının uzunluğu 451,5 km. Bunlardan 219,8 km ulusal karayolları, 192 km ise - mahalli karayollarıdır. Karayollarının % 86’sı asfalttır.
Gagauz Bölgesi'ndeki şehirlerde 100 kişiye 18 telefon, köylerde ise 100 kişiye 8,5 telefon düşmektedir. Bütün bölge televizyon ve radyo yayınlarının kapsamı dâhilîdedir. TIKA’nın teknik yardımı ile yenilenen Gagauz radyosu şimdilik Komrat’ın tamamı ile Çadır-Lunga şehrinin bir kısmından izlenebilmektedir. Bu radyonun Gagauzya’nın tamamında izlenebilmesi için çalışmalara devam edilmektedir. Radyodan Gagauzca yayınlardan arta kalan dönemde TRT-FM yayınları verilmektedir[3].
Siyasi Yapı
Siyasi-Hukuki Statü
Gagauzya'da Yönetim, Moldova Cumhuriyeti Anayasası, "Gagauz Yeri Özel Hukuki Statüsü" Kanunu, Gagauz Ana Kanunu ve Gagauz Halk Topluşu’nun çıkardığı yerel kanunlara göre yürütülmektedir.
Moldova Cumhuriyeti'nin, bağımsız devlet olarak statüsü değiştirildiği takdirde, Gagauz halkı kendi kaderini tayin etme hakkına sahiptir. Gagauzya; siyaset, ekonomi ve kültür konuları ile ilgili sorunları Gagauzya Özel Hukuki Statüsü Kanununun verdiği yetkiler çerçevesinde bağımsız olarak çözmektedir.
Gagauzya, kendi milli simgelerine sahiptir, arması, bayrağı ve marşı vardır. Ancak Gagagauzya’nın muhtariyetin getirdi tam yetkilere sahip olduğunu söylemek güçtür. Örneğin halen kendi bütçesini yapamamakta, harcamalarını merkezi bütçenin izni dâhilinde yapabilmektedir.
Gagauzya Başkanı
Yürütme başında olan Gagauzya'nın üst görevlisi Başkandır.
Gagauzya Başkanı seçimle dört sene için halk tarafından seçilir. Gagauzya Başkanı, aynı zamanda Moldova Cumhurbaşkanı'nın kararı ile Moldova Cumhuriyeti Hükümet Üyeliğine de yetkilidir.
Gagauzya'nın daimi icraat organı İcraat Komitesidir. Gagauzya Başkanı tarafından önerilerek Halk Meclisi tarafından dört sene için tayin edilir. İcraat Komitesi Halk Meclisi'ne yasa taslağı gönderme veya o konuda yasa çıkarılmasını isteme hakkına sahiptir.
Gagauzya'nın idari birimleri (bakanlık) Daire Başkanları, aynı zamanda Moldova Cumhuriyeti'nin ilgili Bakanlıkları ve makamları gibi kurumların üyeleridir.
Yasama organı
Gagauzya'nın üst temsil organı yerel kanunları çıkarma hakkına sahip Halk Topluşu (meclisi) dir. Gagauzya'ya dâhil olan her yerleşim yeri Halk Topluşu'nda en az bir milletvekili ile temsil edilmektedir. Halk Topluşu’ndaki milletvekili sayısı 34 tür.
Tarihçesi
Şu an yaklaşık 250 bin Gagauz eski SSCB topraklarında yerleşiktir. Büyük bir kısmı Moldova Güneyi'ndeki Bucak yöresinde yaşamaktadır. Gagauz köyleri Ukrayna'daki Odesa ve Zaporojye illeri'nde, Romanya, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Kabardey'de de yer almaktadır. Moldova'da "Gagauz Cumhuriyeti" dışında, Kişinev'de 8.000, Bender'de 1.600 ve Dinyester nehrinin kuzey yakasında 3.300, Balkanlar'daki Bulgaristan ve Yunanistan'da yaklaşık 20 bin Gagauz yaşamaktadır.
Gagauzlar Ortodoks Hıristiyan kökenli etnik Türklerdir. Bizans yazılı kaynaklarında Oğuzlar XI Yüzyılda Tuna nehrini geçip Balkanlardaki Makedonya, Paristrione, Yunanistan ve Bulgaristan’da yerleşen göçebe boyları olarak kaydedilmiştir. XI. Yüzyılda Balkanlara göç eden Gagauzlar Ortodoks Hıristiyanlığını kabul etmişler daha sonra Osmanlı yönetimi altında kalmışlardır. XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Balkanlarda başlayan ve bağımsız olma hedefini güden hareketler sırasında Bulgarların baskısına dayanamayan Gagauzlar, 1750-1846 yılları arasında Tuna nehri üzerinden Rusya'ya göç etmişler ve Tuna bölgelerine (1769-1791) ve Besarabya'ya (1801- 1812) yerleşmişlerdir. Ruslar Gagauzlara toprak vererek Tuna sınırı boyunda yerleşmelerini sağlamışlar ve Rusça öğrenmelerini kolaylaştıracak bir ortam yaratmışlardır. Moldova'da yaşayan ve Türkçe konuşan, Ortodoks Hıristiyan Gagauz halkının bir bölümü XIX. Yüzyılın başında Türk - Rus savaşları sırasında Bulgaristan'dan Moldova'ya gelmiş ve 1906 yılındaki 15 günlük bağımsızlık dönemi dışında, sırasıyla Rus, Romen ve Sovyet yönetimi altında yaşamışlardır.
Çok sayıda tarihçi, etnograf ve dil uzmanları XIII. Yüzyılda Dobruca topraklarında idari merkezi Korbuna şehri olan "Dobruca Prensliği" veya "Uzi Eyalet" adı altında kurularak iki yüzyıldan fazla yaşamış devlete sahip olan Gagauzları Türk Dünyası'nın en orijinal halklarından biri olarak kabul etmektedirler.
Köylülerin ayaklanması sonunda Komrat Cumhuriyeti'nin ilan edildiği 1906 yılındaki beş günlük bağımsızlığın dışında Gagauz halkı, Rusya İmparatorluğu, Romanya, Almanya (İkinci Dünya Savaşı döneminde) ve Sovyetler Birliği'nin egemenliği altında kalmıştır.
Sovyetler Birliği'nde demokrasiye yönelik değişikliklerinin başlatıldığı 1980'lerin sonunda Gagauz aydınları çevresinde yer alan milli bilinç yayılmaya başlamış olup Gagauzların kültür ve ekonomik sorunlarının mevcudiyetini ileriye sürme imkânı ortaya çıkmıştır. Gagauz aydınlarının faal üyeleri, diğer etnik azınlıklarının gayretlerini de birleştirip 1988 yılında "Gagauz Halkı Hareketi"ni kurmuşlardır.
1989 Mayıs ayında ilk kongresini yapan "Gagauz Halkı" adlı hareket, güney Moldova'da başkenti Komrat olmak üzere kurulacak özerk Gagauz Cumhuriyeti'nin kendi kültürel ve ekonomik işlerini büyük ölçüde kontrol etmekle birlikte, yine Moldova'ya bağlı özerk bir yönetim talebiyle ilk önemli çıkışını yapmıştır. Gagauzlar, 21 Ağustos1990'da Özerk Gagauz Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'ni, güneyde Gagauzların en yoğun yaşadığı Komrat yöresinde ilan etmişlerdir. Bu karar, Moldova Yüksek Sovyeti tarafından iptal edilmiştir.
25 Ekim 1990'da Gagauzlar, Gagauz Cumhuriyeti'ni oluşturmaya yönelik seçimler yapmış, ancak Moldova milliyetçileri bu girişimi, yöreye 50,000 silahlı gönüllü göndererek önlemeye çalışmış ve Rus askerlerinin müdahalesiyle şiddet önlenmiştir. Devam eden seçimler sonucunda 31 Ekim'de Komrat'ta yeni bir Gagauz Yüksek Sovyet’i kurulmuş, Stepan Topal Başkan seçilmiştir. Moldova'nın bağımsızlığını ilan etmesinden sonra (27 Ağustos 1991), Gagauzlar da kendi cumhuriyetlerini ilan etmişlerdir. Moldova Meclisi 23 Aralık 1994 tarihinde " Gagauz Yeri " Özel Hukuki Statüsünü yasa olarak çıkarmıştır.
Yasaya göre, Gagauzlara Moldova Anayasası'na ters düşmemek şartıyla, çeşitli sahalarda yasa çıkarma hakkı verilmiştir. Gagauz Yeri'nin en yüksek mercii Başkandır ve Gagauz Yeri'nin tüm makamları Başkan'a bağlıdır. Gagauz Yeri'nin Resmi dili Gagauzca, Moldavanca ve Rusçadır. Gagauzlara bu kanunla Geleceklik Hakkı tanınmıştır. Gagauzlara özel statü tanıyan bu yasaya göre (Madde 113), Millet Kongresi, kültür, bilim, eğitim, iskan, belediye hizmetleri, sağlık, spor, bütçe, ekoloji, finans ve ekonomi alanlarında Moldova Anayasası'na ters düşmemek kaydıyla kanun yapmaya yetkili kılınmıştır[4].
Ekonomi
Gagauzya verimli toprakları dolayısıyla oldukça yüksek bir tarım potansiyeline sahiptir. Aşağıda belirtilen alanlarda yeni yatırımların yapılması ve çağdaş teknolojilerin kullanılması durumunda yüksek verim alınabileceği düşünülmektedir: üzüm işleme, şarap üretimi meyva işleme (şeftali, kaysı, erik, elma, armut, ayva vb.); ayçiçeği, mısır, buğday, soya üretimi ve işleme; süt mamulleri üretimi; yün ve deri işleme; yün ve deri mamulleri üretimi; tütün ve tütün mamulleri üretimi Toprağın özel mülkiyetin elinde olması çiftliklerin gelişmesini teşvik etmektedir. Gagauzya'nın, işletme sermayesi, kiralama (leazing) usulü öncelikli olmak üzere tarım makinelerine, çağdaş teknolojilere ve tarım ürünleri ambalajlama teknolojilerine ihtiyaç bulunmaktadır[4].
Alt Yapı Yatırımları
2000 Yılında Gagauz Bölgesinde yerleşik her türlü mülkiyet şekillerine sahip şirketler ve kuruluşlar tarafından 22 milyon ML'lik inşaat işleri dahil olmak üzere 28 milyon ML tutarında alt yapı yatırımı yapılmıştır. Bir önceki yıla kıyasla bu veriler % 13 ve % 11 oranlarda gerçekleşmiştir. Sanayi tesislerin inşaatında 25 milyon ML harcanmıştır (yapılan yatırımların % 89.udur). 1999 yılına göre % 12 oranda gerçekleşmiştir. Gagauz Bölgesi'nde 2000 yılında 5100 m2'lik konut işletmeye açılmıştır. 2000 yılında üretilen konut miktarı 1999 yılında üretilen konutun % 82 sine denk düşmektedir[5].
Sanayi
2000 Yılında Gagauz Özerk Bölgesi'ndeki sanayi işletmeler tarafından 163 milyon ML tutarında ürün (iş, hizmet) istihsal edilmiştir. Bir önceki yıla göre % 7,5 oranda azalma kaydedilmiştir.
Bir önceki yıla göre konfeksiyon üretimi 3 kat, konserve üretimi 1,9 kat, şarap üretimi 1,6 kat artmıştır. Bunun yanı sıra, ısı enerjisi üretimi % 40, makarna mamulleri ve yem üretimi % 74, hayvansal yağ üretimi % 73, Et üretimi % 69, salam, sucuk mamulleri ve bitkisel yağ üretimi % 63, ekmek üretimi % 42, süt mamulleri üretimi % 41 bulgur ve fermantasyonlu tütün üretimi % 32 oranlarda azalmıştır[5].
Gagauz Bölgesi sınırları dahilinde bulunan sanayi işletmeler tarafından Ocak - Eylül 2001 dönemini kapsayan süre içersinde 163 milyon ML'lik (2000 yılının aynı dönemine göre % 16 oranda artış kaydedilmiştir) üretim gerçekleştirilmiştir[2].
Şu an Gagauzya.nın sanayi potansiyeli 30 civarında büyük sanayi tesisiyle tanıtılmaktadır. Bunlardan 17'si gıda sanayi tesisleridir.
Sanayideki istihdam yaklaşık 4 bin kişidir (2000 yılı). Gagauzya'nın sanayi sektörü; 150 bin ton üzüm işleme, 10 bin ton tütün mayalama, 148 bin ton un üretme, 200 bin ton yem üretme, 21 bin ton et işleme, 21 bin ton süt mamulleri üretme kapasitesine sahiptir[4].
Başlıca Sanayi Tesisleri
Sekiz büyük şarap fabrikası,
Basarabia-Agroexport. Konsorsiyumu (meyve-sebze konserveleri, meyve suları),
Üç un fabrikası,
Tütün mayalanma fabrikası,
Et Kombinası,
Üç süt fabrikası,
Üç yem fabrikası,
Bir kilim fabrikası,
Yedi hazır giyim fabrikası,
Elektrotermik makineleri fabrikası,
Betonarme mamulleri fabrikası,
Tarım
Tarım sektörü, gıda ve tarıma dayalı sanayinin hammadde ihtiyacını karşılamaktadır. Bölge nüfusunun çalışma çağındaki kesimin büyük bir kısmı bu sektörde istihdam edilmekte olup, Gagauzya’nın sosyo-ekonomik gelişmesinin temeli de tarıma dayalıdır. Öncelikli tarım dalları: üzümcülük, meyve ve sebzecilik, tütüncülük, mısır, tahıl ürünleri üretimidir. Gelişmiş bir alt sektör olarak ayçiçeği ve mısır tohumculuğu da önem arz etmektedir.
İç Ticaret ve Hizmetler
2000 Yılında perakende satış cirosu 76 milyon ML tutarında gerçekleşmiştir (1999 yılına göre % 88,1). 1 Ocak 2001 tarihi itibariyle perakende ticaretteki 46 günlük ticareti temin eden mal stoku 12 milyon ML tutarındaydı [5].
Ocak-Eylül 2001 döneminde perakende satış cirosu 72 milyon ML tutarında gerçekleşmiştir (2000 yılının aynı dönemine göre % 121). 1 Ekim 2001 tarihi itibariyle perakende ticaretteki 50 günlük ticareti temin eden mal stoku 17 milyon ML tutarındaydı.
Ulaştırma
2000 Yılında nakliyat şirketleri tarafından 2,3 bin ton eşya (1999 yılına göre % 62) ve 383,5 bin yolcu (1999 yılınna göre % 84) taşınmıştır[5].
Eylül 2001 döneminde nakliyat şirketleri tarafından 1,4 bin ton eşya (2000 yılının aynı dönemine göre % 67) ve 291,5 bin yolcu (2000 yılının aynı dönemine göre % 106) taşınmıştır.
Valkaneş Serbest Bölgesi
Gagauz Bölgesi'nin ilk serbest girişimcilik bölgesi olan Valkaneş Sanayi Parkı 143,7 Hektarlık arsaya sahip olarak Moldova Cumhuriyeti'nin güneyinde üç ülkenin (Moldova, Romanya, Ukrayna) kavuştuğu yerde bulunmaktadır. Romanya ile sınıra kadar 35 km, Ukrayna ile sınıra kadar 1 km. Serbest Girişimcilik Bölgesi, Tuna nehri üzerindeki Reni Deniz Limanı (Odesa Bölgesi, Ukrayna, 38 km.) ve Galats Deniz Limanı (Romanya, 48 km.) ile bağlayan ana demiryolu hattının yanında bulunmaktadır. Odesa şehri 260, Kişinev şehri 180 km. uzaklıktadır.
Valkaneş Sanayi Parkı Serbest Girişimcilik Bölgesi ile ilgili Kanun Moldova Cumhuriyeti Parlamentosu tarafından 19 Şubat 1998 tarihinde kabul edilmiştir. Serbest Bölgenin kuruluş amacı yabancı yatırımı ve teknolojiyi çekmektir. Bölgenin faaliyet süresi 25 yıl olarak belirlenmiştir. Moldova Cumhuriyeti Kanununda, bölgede faaliyet gösteren firmalar için elverişli iş şartları sağlayan garantiler ve muafiyetler öngörülmüştür. Bölgenin yönetim organı Moldova Cumhuriyeti Hükümeti tarafından atanan Genel Müdürünün başında olduğu idaredir.
Serbest Bölgenin İdaresi, bölgenin ekonomi hayatının geliştirilmesi ile ilgili konularda geniş yetkilere sahiptir. Serbest Bölgede, yabancı sermayenin de payı olan Moldova'daki gerçek ve tüzel kişiler ve tamamen yabancı şirketler faaliyette bulunabilir. Serbest Bölgede faaliyet gösterecek firmaların tescili bölgenin idaresi tarafından yapılmaktadır.
Valkaneş Sanayı Parkı Serbest Girişimcilik Bölgesi'nde şu faaliyet türleri belirlenmiştir:
Ekoloji açıdan temiz sanayi üretimi,
Nakliyat, depo ve iletişim hizmetleri,
İnşaat,
Finans aracılığı,
Toptan ticaret,
Gayrimenkul ile ilgili muameleler,
Ferdi hizmetler,
Otelcilik ve Lokantacılık.
Dipnotlar
1. (Devlet memurlarına 7,5 milyon ML)M.C. Ekonomi ve Reformlar Bakanlığı (2001). Moldova Cumhuriyeti'nin 2000 yılındaki Sosyo-Ekonomik Evrimi.
2. Moldova Cumhuriyeti İstatistik ve Sosyoloji Analizi Departmanı (2001). Moldova Cumhuriyeti'nin Ocak-Eylül 3. 2001 Dönemindeki Sosyo-Ekonomik Durumu.
4. UNDP Moldova Stratejik Araştırmalar ve Reformlar Merkezi ile Gagauz Özerk Bölge Idaresi. "Gagauz Yeri" Bölge Programı.
5. PEACE CORPS CESI (Sosyo-Ekonomik Inisyatif Merkezi). "Gagauzya'ya Hoş Geldiniz" Tanıtım Kitabı.
6. M.C. Ekonomi ve Reformlar Bakanlığı. Moldova Cumhuriyeti'nin 2000 yılındaki Sosyo-Ekonomik Evrimi.
Gagauzca, çoğunluğu Moldova'daki Gagauz Yeri Özerk Bölgesi'nde yaşayan Gagauzların konuştuğu lehçe. Yaklaşık 150.000 kişi tarafından konuşulur. Gagauzca, Oğuz grubuna bağlı Türk Lehçelerinden biridir.
Komşu dillerden birçok ödünç sözcük almasına rağmen bir Türk ile Gagauz kolayca anlaşabilir.
Eskiden Gagauzca Yunan abecesi ile yazılırdı, ancak 1957'de Kiril Alfabesi kullanılmaya başlanınca Yunan Alfabesinden vazgeçilmiştir. Moldova'nın bağımsızlığına kavuşması ve Gagauzlara özerklik verilmesinden sonra Türk Alfabesi üzerine biçimlendirilmiş bir abece oluşturuldu.
Bu abece günümüzde halâ kullanılmaktadır. Türk alfabesinden farklı olarak Gagauz abecesinde (Türkçedeki açık e sesi yerine) Ää harfi, Êê ve Tt harfleri bulunur. Gagauzcada yazı dili Türkiye'de halk arasında konuşulan Türkçenin yazıya dökülmüş biçimidir denebilir. Ğ harfinin yerine birçok sözcükte, ünlü harfler çift yazılarak Ğ sesi kazandırılır.
Sora = Sonra
Lääzım = Lâzım
Birliindä = Birliğinde
Çoğul ad yapımlarında çoğul eki Türkçedeki gibi –ler, -lar dır. Ancak sözcüğün son harfi n ise l çoğul ekindeki l harfi düşürülüp, sondaki n sesi yinelenir.
Günnerindä = Günlerinde
Onar = Onlar
BAŞKURDİSTAN TÜRKLERİ
Başkurdistan BayrağıBaşkurdistan Devlet Arması
Rusya Federasyonu'na bağlı federe cumhuriyettir. 11 Ekim 1991 tarihinde özerkliğine kavuşmuştur.
Başkurdistan Cumhuriyeti Haritası
Yüzölçümü : 143.600km2 Nüfusu : 3.944.000 Başkenti : Ufa
COĞRAFİ KONUM
Başkurdistan Cumhuriyeti, Güney Urallardan batıya doğru Belaya ve Kama nehirlerine kadar uzanır. Güney Urallar’ın en yüksek doruğu olan Yamantau Dağı’ndan batıya ve güneye doğru gidildikçe, yükseklik azalır. Ormanlarla kaplı dağlar yerlerini, genellikle yaprak döken ağaçlardan oluşan yeşilliklerle bezeli bir bozkıra ve Belaya ırmağının geçtiği ovalara bırakır.
TARİHÇE
1552′de Kazan Hanlığının yıkılmasından sonra her iki Türk boyu (Tatar-Başkurt) Ruslara karşı birlikte ayaklanmış ancak, 18. yy’ın sonlarında Rus egemenliğine girmek zorunda kalmışlardır. Dört asırlık bir devrede birlikte yaşayan Tatarlarla Başkurtlar birbirleriyle tamamen kaynaşmışlardır. Nitekim Kazan şehrindeki medreselerle, Başkurt ülkesindeki Orenburg, Kargah, Ufa, Troyskiy, İsterlibaş v.b. şehir ve kasabalardaki medreseler arasında eğitim ve öğretim usulleri bakımından hiçbir fark yoktu. Öğretim elemanları arasında Kazanlılar bulunduğu gibi birçok Başkurt da bulunuyordu. Hiçbir zaman ayrılık ve yadırgama olmamıştır. Böylece son devirlerin tanınmış yazar, tarihçi ve şairlerinden Habibünneccar, Zeki Velidi Togan ve Şeyhzade Babiç ve diğerleri eserlerini Başkurt lehçesiyle değil, Kazan yazı dili ile kaleme almışlardır. Ancak bu eserler Bolşevik ihtilalinden sonra suni olarak güney-batı Başkurt lehçesine aktarıldı ve ihtilalden 9 yıl sonra 1926′da ilk Başkurtça kitap yayınlandı. Tatar- Başkurt Sovyet Cumhuriyetini kurma projesi suya düşünce 23 Mart 1919′da SSCB’ye dâhil bir Başkurt SSC kuruldu. Başkurtlar etnik yapı itibariyle Tatarlara yakındırlar. Tarihi kaynaklara göre Tatar-Başkurt ilişkileri tahmini on bin yıl önceden başlamıştır. Başkurt halkının hayatında mitolojinin ve destanların ayrı bir yeri bulunmakladır. Ural-Batır destanı bunların en önemlileridir.
NÜFUSUN ETNİK YAPISI
Yaklaşık 4.000.000 nüfusa sahip olan Başkurdistan’da Nüfus Oranı: Başkurtlar % 24 Tatar % 21.3 Rus % 36.7 Ukrain, Belarus ve diğer % 18.
İDARİ YAPI
Ülke, Asya ile Avrupa’nın birleştiği bölgedir. Başkenti Ufa şehridir. Başkurdistan idari olarak 5 eyalet (Ufa, Sterlitamak, Beloret, Şimbay, Sibay, Belebey ) ve 17 şehre ayrılmıştır. Ayrıca bu şehirlere ait 53 rayon (ilçe- küçük bölge) vardır. Başkurtlar daha çok şehirlerde değil kırsal bölgelerde yerleşmişlerdir. Başkurtların % 68′i Başkurdistan Özerk Cumhuriyetinde yaşamakta olup, geriye kalan % 32’si Ural bölgesindedir. Başkurtlar, Başkurdistan’ın dışında, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan, Ukrayna ve Rusya Federasyonunun diğer bölgelerinde yaşamaktadırlar.
EKONOMİ
Başkurdistan’ın ekonomik yapısı tarım, hayvancılık ve sanayiye dayalıdır. Ülkede 647 kolhoz ve 95 sovkhoz bulunmaktadır. Başlıca tarım ürünleri, çavdar, yulaf, darı, keten, şeker pancarı, patates, ayçiçeğidir. Başkurdistan önemli petrol, doğal gaz ve boru hatlarına sahiptir. Rafineriler ve petro-kimya fabrikaları ekonominin ana unsurudur. Ülkede ayrıca, kömür, bakır, boksit, altın, manganez krom vardır. Yılda 40 milyon ton petrol, 3,5 milyon m3 doğal gaz üretilmektedir.
İmalat sanayii gelişmiş olup, petrol, doğal gaz, demir-çelik, kömür, elektrik, çimento, şeker, kereste, pamuklu ve yünlü dokuma ekonomide önemli yer tutmaktadır. Uçak imalatı, gübre, deri, tütün, gemi inşa, demir ve karayolu taşıtları yapılmaktadır. Ufa, Sterlitamak, İsinbay, Kumertau, Karmavoua’da büyük enerji santralleri bulunmaktadır. Ulaştırma demir, deniz, kara ve hava yolu ile sağlanmaktadır.
EĞİTİM
Başkurdistan’da, diğer Türk Cumhuriyetlerinde olduğu gibi eğitim gelişmiştir. Eğitim Rusça ve Başkurt Türkçesi ile yapılmaktadır. Anaokulları ve 10 yıllık ortaokulları bulunmaktadır. Anaokulu: 71 adet, 65.000 öğrenci/Ortaokul: 3175 adet, 563,00 öğrenci/Üniversite: 9 adet, 54.000 öğrenci.
Enerji
Ufa, Sterlitamak, İsinbay, Kumertau, Karmavoua'da büyük enerji santralleri bulunmaktadır.
Ulaştırma
Demiryolu, denizyolu, karayolu, hava yolu ile ve boru hatlanyla sağlanmaktadır.
1. İdari yapılanma
a. Federal hükümetin idaresi altındaki şehirleri:
- Mejgorye
A. Cumhuriyetin idaresi altındaki şehir ve kasabalar:
a. Ufa (başkent)
i. Şehirler:
1. Demskiy
2. Kalininskiy
3. Şehrin idaresi altındaki 1 selsovet ile
ii. 1. Kirovskiy
iii. Şehrin idaresi altındaki 1 selsovet ile
1. Leninskiy
2. Oktyabrskiy
iv. Şehrin idaresi altındaki 1 selsovet ile
1. Ordjonikidzevskiy
v. Şehrin idaresi altındaki 2 selsovet ile
1. Sovetskiy
2. Agidel
b. Baymak
c. Belebey
d. Beloretsk
e. Birsk
f. Blagoveşçensk
g. Davlekanovo
h. Dyurtyuli
i. Işimbay
j. Kumertau
vi. Şehrin idaresi altındaki 2 selsovet ile
k. Meleuz
vii. Şehrin idaresi altındaki 1 selsovet ile
l. Neftekamsk
viii. Şehrin idaresi altındaki Şehir tipi yerleşim yerleri:
1. Energetik
ii. Şehrin idaresi altındaki 2 selsovet ile
m. Oktyabrskiy
n. Salavat
o. Sibay
i. Şehrin idaresi altındaki 1 selsovet ile
p. Sterlitamak
q. Tuymaziy
r. Uçal
s. Yanaul
B. Bölgeler:
t. Abzelilovskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 16 selsovet ile
b. Alşeyevskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 25 selsovet ile
c. Arkhangelskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 14 selsovet ile
d. Askinskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 22 selsovet ile
e. Aurgazinskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 24 selsovet ile
f. Bakalinskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 26 selsovet ile
g. Baltaçevskiy
h. Bölgenin idaresi altındaki 17 selsovet ile
i. Baymakskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 23 selsovet ile
j. Belebeyevskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki Şehir tipi yerleşim yerleri:
1. Priyutovo
2. Bölgenin idaresi altındaki 15 selsovet ile
k. Belokatayskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 14 selsovet ile
l. Beloretskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 19 selsovet ile
m. Birskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 15 selsovet ile
n. Bijbulyakskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 14 selsovet ile
o. Blagovarskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 16 selsovet ile
p. Blagoveşçenskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 16 selsovet ile
q. Burayevskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 16 selsovet ile
r. Burzyanskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 13 selsovet ile
s. Buzdyakskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 16 selsovet ile
t. Çekmaguşevskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 16 selsovet ile
u. Çişminskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki Şehir tipi yerleşim yerleri:
1. Çişmy
2. Bölgenin idaresi altındaki 17 selsovet ile
v. Davlekanovskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 18 selsovet ile
w. Duvanskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 16 selsovet ile
x. Dyurtyulinskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 20 selsovet ile
y. Fyodorovskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 15 selsovet ile
z. Gafuriyskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 18 selsovet ile
aa. Iglinskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 19 selsovet ile
bb. Ilişevskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 25 selsovet ile
cc. Işimbayskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 17 selsovet ile
dd. Kaltasinskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 13 selsovet ile
ee. Karaidelskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 21 selsovet ile
ff. Karmaskalinskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 18 selsovet ile
gg. Khaybullinskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 16 selsovet ile
hh. Kiginskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 10 selsovet ile
ii. Krasnokamskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 16 selsovet ile
jj. Kugarçinskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 21 selsovet ile
kk. Kuşnarenkovskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 12 selsovet ile
ll. Kuyurgazinskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 15 selsovet ile
mm. Meçetlinskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 14 selsovet ile
nn. Meleuzovskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 18 selsovet ile
oo. Mişkinskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 17 selsovet ile
pp. Miyakinskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 16 selsovet ile
qq. Nurimanovskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 13 selsovet ile
rr. Salavatskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 17 selsovet ile
ss. Şaranskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 14 selsovet ile
tt. Sterlibaşevskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 16 selsovet ile
uu. Sterlitamakskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 27 selsovet ile
vv. Tatyşlinskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 14 selsovet ile
ww. Tuymazinskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 20 selsovet ile
xx. Uçalinskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 23 selsovet ile
yy. Ufimskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 19 selsovet ile
zz. Yanaulskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 22 selsovet ile
aaa. Yermekeyevskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 17 selsovet ile
bbb. Ziançurinskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 17 selsovet ile
ccc. Zilairskiy
i. Bölgenin idaresi altındaki 14 selsovet ile
Nüfus
Yıl
Nüfus
1897
1,991,000
1913
2,811,000
1926
2,547,000
1939
3,158,000
1959
3,340,000
1970
3,818,000
1979
3,849,000
1989
3,950,000
2002
4,104,000
ÇUVAŞİSTAN TÜRKLERİ
Çuvaşistan Federe Cumhuriyeti BayrağıÇuvaşistan Federe Cumhuriyeti ArmasıÇuvaşistan Federe Cumhuriyeti HaritasıÇuvaşistan veya Çuvaş Cumhuriyeti (Çuvaş Türkçesi: Çavaş En), veya Çuvaşya, Rusya Federasyonu’nun federe cumhuriyetidir.Cumhuriyetin adını aldığı Çuvaşlar, Halkları’ndan biridir. Çuvaşistan, Rusya’nın orta kesiminde yer alır ve Haziran 1920’de kurulmuştur. Yüzölçümü 18.300km²'dir. Nüfusu yaklaşık 1.350.000'dir. Başkenti Şupaşkar'dır.Çuvaşların, X-XVI. yy'larda eski Türk boylarının (İdil Bulgarlarının) karışmasından meydana geldikleri yazılmıştır. Ayrıca Çuvaşların Suvar ya da Suvaz adlı Türk adından geldiği de öne sürülmektedir. Çuvaşların % 15'i Başkurt ve Tatar bölgesindedir.
Çuvaşların yaşadığı bölge 16.yy'da Rusların eline geçmiş, bölgede 1920'de özerk yönetim birimi oluşmuş, Nisan 1925'te de özerk Cumhuriyet haline gelmiştir. SSCB'nin dağılmasından sonra da (1991) Çuvaşistan Özerk Cumhuriyeti adını almıştır.Çuvaşlar Orta Volga bölgesinde, kapalı bir toplum olarak yaşarlar. Cumhuriyetin yüzölçümü 18.300 km2’dir. Ülkenin üçte biri ormanlarla kaplıdır. Nüfusu 1.500.000'dir. Ancak Çuvaş nüfusu 2.000.000'u bulmaktadır. Nüfusun %60'ı şehirlerde yaşamaktadır.Çuvaşistan İdari YapılanmasıCumhuriyetin idaresi altındaki şehir ve kasabalar:Çeboksarı başkenttir.Şehirler:
1. Kalininskiy2. Leninskiy- Şehrin idaresi altındaki Şehir tipi yerleşim yerleri:- Noviy Lapsar3. Moskovskiy- Şehrin idaresi altındaki Şehir tipi yerleşim yerleri:- Sosnovka- Şehrin idaresi altındaki 1 selsovet ile- Alatyr- Kanaş- Novoçeboksarsk- ŞumerlyaBölgeler:
· AlatyrskiyBölgenin idaresi altındaki 21 kırsal yerleşim ile
· Alikovskiy· Bölgenin idaresi altındaki 20 kırsal yerleşim ile· BatyrevskiyBölgenin idaresi altındaki 20 kırsal yerleşim ile
· ÇeboksarıBölgenin idaresi altındaki şehir tipi yerleşim
· KugesiBölgenin idaresi altındaki 22 selsovet ile
· IbresinskiyBölgenin idaresi altındaki şehir tipi yerleşim
· Buinsk· IbresiBölgenin idaresi altındaki 11 selsovet ile
· KanaşskiyBölgenin idaresi altındaki 27 kırsal yerleşim ile
· KomsomolskiyBölgenin idaresi altındaki 13 kırsal yerleşim ile
· KozlovskiyBölgenin idaresi altındaki kasabalar
· KozlovkaBölgenin idaresi altındaki 10 kırsal yerleşim ile
· KrasnoarmeyskiyBölgenin idaresi altındaki 13 selsovet ile
· KrasnoçetayskiyBölgenin idaresi altındaki 11 kırsal yerleşim ile
· Mariinsko-PosadskiyBölgenin idaresi altındaki kasabalar· Mariinskiy PosadBölgenin idaresi altındaki 13 kırsal yerleşim ile· MorgauşskiyBölgenin idaresi altındaki 19 selsovet ile
· PoretskiyBölgenin idaresi altındaki 16 kırsal yerleşim ile
· ŞemurşinskiyBölgenin idaresi altındaki 14 kırsal yerleşim ile
· ŞumerlinskiyBölgenin idaresi altındaki 13 selsovet ile· TsivilskiyBölgenin idaresi altındaki kasabalar
· TsivilskBölgenin idaresi altındaki 20 selsovet ile
· UrmarskiyBölgenin idaresi altındaki şehir tipi yerleşimler
· UrmaryBölgenin idaresi altındaki 17 selsovet ile· VurnarskiyBölgenin idaresi altındaki kırsal yerleşimler
· VurnaryBölgenin idaresi altındaki 28 kırsal yerleşim ile
· YadrinskiyBölgenin idaresi altındaki kasabalar
· YadrinBölgenin idaresi altındaki 20 selsovet ile
· YalçikskiyBölgenin idaresi altındaki 12 kırsal yerleşim ile
· YantikovskiyBölgenin idaresi altındaki 10 kırsal yerleşim ile
Coğrafya ve Nüfus Yapısı
Çuvaşistan, Rusya Federasyonu içerisinde, Orta İdil üzerinde genel olarak İdil'in sağ tarafında kurulmuştur. Kuzey ve kuzey batıda Mari Özerk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu'nun Gorki bölgesi, doğuda Tataristan, güneyde Rusya Federasyonu'na bağlı Ulyanovsk bölgesi, güney batıda Mordva Özerk Cumhuriyeti, batıda ise Federasyonu'na bağlı Arzamas Bölgesi’yle çevrilmiştir. Coğrafyası büyük değildir. Bütün olarak 18.300 km2'dir. Güneyden kuzeye 190 km., batından doğuya 160 km.'dir. En dar yeri ise 80 km.dir. Kesintisiz Türk coğrafyasının kuzeydeki en batı ucudur ve Ural dağlarının Avrupa yakasında yer alır. Moskova'ya uzaklığı yaklaşık 600 km.'dir.Nüfusu 1.453.000'dir. Nüfusun %60'ı (810.200) şehirlerde yaşamaktadır. Km2'ye düşen insan sayısı bakımından Rusya Federasyonu içinde dördüncü sırayı almaktadır. Bu ortalama Rusya Federasyonu'nda 8.7 kişidir. Çuvaşistan’da 9 şehir, 8 şehir tipinde yerleşim alanı, 21 kasaba (kolhoz), 1727 köy bulunmaktadır. Cumhuriyette 55'ten fazla halktan insan yaşamaktadır. Bu nüfusun %67,8’ini Çuvaşlar, %26.7'sini Ruslar, %2.7'sini Tatarlar, %1.4'ünü Mordvalar, geri kalan %1.4'ünü ise diğer halklar oluşturur.
Başlıca şehirler ve nüfusları şöyledir: Başkent Şupaşkar (Çeboksan)'da 442.000, Şupaşkar'a 10 km. mesafedeki Şini Şupaşkar (Yeni Şubaşkar)'da 121.000, Kanaş'ta 57.000, Ulatır'da 48.000, Şimirle'de 43.000, Kuslavkka'da 13.000, Sintirvırri'de 11.000, Şirpü'de 11.000, Yedime'de 11.000 kişi yaşamaktadır.Başkent Şupaşkar'da yaşayanların %61.6'sını Çuvaşlar, %34.5'ini Ruslar, geri kalan %3.9'unu da diğer halklar oluşturur. Nüfusun %49.2'si olan 906.900 kişi Çuvaşistan'da, %51.8'i ise Çuvaşistan'a komşu cumhuriyet ve bölgelerde yaşamaktadır. Çuvaşistan dışında Çuvaşlar: Tataristan, Başkurdistan, Samara, Ulyanovsk, Orenburg ve Sibirya'da (Tümen) yaşamaktadırlar.
Çuvaşistan, Rus düzlüğünün doğusunda, orman ve orman-step kuşağındadır. Büyük bölümü İdil nehrinin orta yatağının sağ kıyısında Şura ve Sviyaga ırmakları arasında; küçük bir bölümü ise İdil'in sol kıyısındadır. İdil'in sol kıyısında rakım yaklaşık 100 metre, sağ kıyısında ise güney batıda 244, güney doğuda ise 239 metredir. Çuvaşistan'ın Şura ırmağı doğusunda kalan kısmına Çuvaş yaylası da denilir. İdil ve Şura Vadileri’nde uzanan kuzey bölümünde birçok su yatağı vardır. Şura ırmağının batısında ise dalgalı düzlükler uzanır.
Çuvaşistan'dan geçen en büyük nehir İdil'dir.
İdil Çuvaşistan'ın kuzey ve kuzey doğu bölgelerinden geçer. İdil'in 127 km.'lik bölümü Çuvaşistan topraklarındadır. İdil nehrine Çuvaşistan topraklarında Sura ve Tsivilsk ırmakları dökülür. Çuvaşistan topraklarından geçen ikinci büyük ırmak Şura ırmağıdır ve 230 km.'lik bölümü Çuvaşistan topraklarını sular. Yatağı geniştir. Çuvaşistan'ın güney doğu bölümü Sviyaga ırmağının kollarıyla sulanır.
Çuvaşistan topraklarının %50'sinde tarım yapılmaktadır. İdil'in sol kıyısında ormanlar geniş yer tutar. Bölgede en yoğun ağaç çamdır. Şura ırmağı çevresinde ise çamın yanında meşe, kayın ve ıhlamur yetişir. İdil boylarında ise genellikle meşe ormanları vardır. Ormanlık bölgelerde tilki, vaşak, porsuk, kurt, boz ayı, sığın, sincap gibi hayvanlar; çil horozu gibi kuşlar bulunur. Step bölgelerinde ise tavşan, bıldırcın, çayır kuşu; ırmak kıyılarındaysa su samuru, su sıçanı, kunduz gibi hayvanlara, ördek ve kaz gibi kuşlara rastlanır. Irmak ve göllerde bol miktarda balık vardır.Çuvaşistan'da yazları ılık bir kara iklimi hüküm sürer. Kışları uzun ve oldukça soğuktur. İlkbaharda ısınmaya başlayan hava ancak Haziranda normele döner. Mayısın ortalarına kadar don olaylarına rastlanır. Yazın ortalama sıcaklık 18-20 °C'dir. Yeşerme süresi 180 gün, yıllık yağış miktarı 485 mm.'dir.
Daha önce Kazan ve Ulyanovsk eyaletlerine bağlı olan Çuvaş coğrafyası, 24 Haziran 1920'de Çuvaş Özerk Bölgesi'ne, 21 Haziran 1925 yılında da Çuvaş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'ne (ÇASSR) dönüştürüldü. 1992 yılında da Çuvaş Özerk Cumhuriyeti oluşturuldu. Çuvaş Özerk Cumhuriyeti'nin oluşturulmasından sonra Rusya Federasyonu'yla yapılan antlaşmaya göre Uzay araştırmaları, askerî teşkilat, polis teşkilatı, sınır koruması, adalet ve maliye birlikte yönlendirilecek, bunların dışında kalan alanlarda Çuvaşistan bağımsız bir cumhuriyet gibi hareket edebilecektir. 1992 yılında yapılan anayasaya göre Çuvaşistan'ın Rusça ve Çuvaşça olmak üzere iki resmî ve eğitim dili vardır.
İDARİ YAPIÇuvaşistan Cumhuriyeti'nde devlet ve politika kurumları oluşturulmuştur. Halk tarafından seçilen cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı tarafından parlamento dışından atanan Bakanlar Kurulu ve dar bölge seçimleriyle oluşturulmuş bir parlamento iş başındadır. Çuvaşistan'ın Anayasası, bayrağı ve arması mevcuttur. 21 Ocak 1994 yılında seçilen ilk Cumhurbaşkanı N. V. Fedorov halen görevini yürütmektedir.
Çuvaşistan ekonomisi genellikle tarım ve hayvancılığa dayanır. Bunun yanında kimyasal endüstriler metal mühendisliği, kerestecilik, ağaç işleme, gıda ve diğer hafif endüstriler gelişmiştir. Başlıca kaynaklarını, topraklarının 1/3'ünü kaplayan ormanlar, kireç yatakları, petrol kisti ve taş kömürü oluşturur. Başkent Şupaşkar'da tahıl, alkol üretimi, meyve konsantresi, nişasta üretimi, dericilik, metal endüstrisi, kumaş ve tekstil fabrikaları, kimyasal üretim yapan fabrikalar ve iş makineleri üreten büyük bir fabrika vardır.Çuvaşistan'ın üçüncü büyük şehri Kanaş, Sibirya'yı Moskova'ya bağlayan demiryolu üzerindedir. 1936 yılından başlayarak bütün demiryolu taşımacılığı tamiratını üstlenmiştir. Ağaç endüstrisi merkezidir. Et üreticiliği, tahıl üretimi ve motor tamirciliği ileri seviyededir. Devrimden önce kurulan Alatır Çuvaşistan'ın güney batısındadır. Metal endüstrisi, tahıl üretimi, manifaturacılık ve dokumacılık gelişmiştir. Önemli bir yerleşim yeri olan Şümerle gelişmiş bir mobilyacılık merkezidir.Bugün itibariyle Rusya Federasyonu'nun içinde bulunduğu ekonomik bunalım Çuvaşistan'ı da tam anlamıyla etkilemiştir. Fabrikaların hemen hiçbirisi çalışmamakta ve işçiler ve memurlar uzun süredir maaş alamamaktadır. Serbest piyasa ekonomisine geçiş sürecinde enflasyon her geçen gün insanları daha da bunaltmaktadır. Özelleştirme faaliyetleri yürümemektedir. 1984 yılında çıkarılan bir kanunla Çuvaşistan'da yatırım yapacak yabancı şirketlere üç yıllığına vergi muafiyeti getirilmesine rağmen bugün yabancı şirket sayısı yok denilecek kadar azdır.
Başkent Şupaşkar Çuvaşistan'ın kültür ve eğitim merkezidir. Çuvaşistan Devlet Üniversitesi, Pedagoji Enstitüsü, Ziraat Enstitüsü, Ticaret Enstitüsü başkent Şupaşkar'dadır. 1992 yılında kurulan İlimler Akademesi ve Çuvaş Millî Akademisi faaliyetlerini başkentte yürütmektedir. Bunun yanında Çuvaşistan'da tıp eğitimi, iletişim, idarî bilimler, yüksek teknik eğitim ve kültür enstitüleri vardır. Çuvaşistan'da günün belli saatlerinde Çuvaşça yayın yapan "Çuvaş Radyo-Televizyonu", Çuvaşça ve Rusça yayın yapan raydolar ve gazeteler mevcuttur.Çuvaşistan'ın en büyük gazeteleri, Çuvaşça yayımlanan "Hıbar" (Haber) ve Rusça yayımlanan "Sovyetskaya Çuvaşiya"dır. 1906 yılında Tataristan'ın başkenti Kazan'da kurulan "Hıbar" gazetesi kısa sürede Çuvaş aydınlarını etrafında toplamış ve bazen kapanıp, bazen açılarak günümüze kadar ulaşmıştır. Bunların yanında aynı anda Çuvaşça ve Rusça yayımlanan "Respublika", "Çıvaşyen", "Şamrıksen Haşaçi"; Çuvaşça olarak yayımlanan "Tıvan Atıl", "Yalav" (Bayrak), "Tantış" (Akran) gibi gazete ve dergiler Çuvaşistan'da faaliyet göstermektedir. Ünlü Çuvaş Yazarı Boris Çindikov tarafından Moskova'da yayımlanan ve Çuvaşları tanıtmayı amaçlayan "Lik Çuvaşi" (Çuvaşların Yüzü) gazeteside Çuvaş kültür hayatına katkı sağlamaktadır.
Çuvaşistan'da Tiyatro oldukça ileri bir düzeydedir. "Çuvaş Akademi Dram Tiyatrosu", "Şamrıksen Tiyarti", "Opera ve Bale Tiyarti", "Pukani Tiyatri", "Vırıs Drama Tiyatri" gibi başlıca tiyatrolarda hergün çeşitli oyunlar sahnelenmektedir. Çuvaşistan’da 752 halka açık kütüphane, 1113 kulüp, 974 sinema salonu, 11 müze, 3 konser ve flarmoni orkestrası ve 1 Şarkı ve Dans Akademisi vardır. Çuvaşistan'da kültür ve sanat eğitimi ileri bir seviyededir. Çeşitli kültür, sanat ve resim kolejlerinde 12.250 çocuk eğitim almaktadır.
Volga Bulgarları Arap alfabesini kullanmışlardır. Fakat bu dönemden günümüze kalan malzemeler yok denecek kadar azdır. Sadece birtakım mezar taşları günümüze ulaşmıştır.
Türkü ve şarkıların yanısıra hikâye, masal, destan, atasözleri, manzum muamma türlerinde zengin bir halk edebiyatına sahip olan Çuvaşlar'dan günümüze ulaşan ilk yazılı metinler İncil çevirileri, dua kitapları ve Hıristiyan azizlerinin hayatlarını anlatan kitaplardır. 19. yüzyılın ilk yarısından başlayarak A. A. Fuchs, V. Sboyev, N. İ. Zolotnitskiy gibi araştırıcılar, Çuvaşlar arasındaki sözlü edebiyat ürünlerinin Çarlık döneminde ortaya çıktığını ve siyasî olaylara paralel olarak geliştiğini tespit ettiler. 1840'ta Fuchs'un "Çuvaş Halk Edebiyatı'ndan Malzemeler" adlı incelemesini sonraki yıllarda N. İ. Polorusov'un yayınladığı "Pülere İln" (Böler Şehri'nin Düşmesi) adlı destan izledi.Macar araştırıcılarından Meszaros da, Macar İlimler Akademesince yayınlanan "Caulas Nepköltesi Gyujtemeni" (Çuvaş Halk Edebiyatı) adlı eserinde bu edebiyatın ilginç örneklerini bir araya topladı.19. yüzyılın ikinci yarısında V. İ. Lebedev'in Çuvaşlar'ın şiirini ve hayatını anlatan "Genç Çuvaş Manzumeleri", İ. İvanov'un Çuvaş gelenek ve göreneklerini ele alan bir çalışması, İ. N. Jurkin'in kırsal yörelerdeki hayattan ilham alarak yazdığı kısa hikâyelerini görmekteyiz. M. F. Fedorov'un yazdığı "Arşurri" (Akıl Ormanı) ise çağdaş Çuvaş edebiyatının başlangıcı sayılır.1905'de haftalık olarak yayımlamaya başlayan "Hıbar" (Haber) adlı ilk Çuvaşça gazete, çevresine toplanan genç yazarlarla iki yıl kadar Çuvaş edebiyatının gelişmesine ve yerleşmesine yardım etmiştir. Çarlık hükümeti 1907'de gazeteyi kapattı ve Çuvaşça yayınları yasakladı. Bununla birlikte 1911'de N. V. Vasiliyev Çuvaşça yedi şiir ve birkaç hikâyeden oluşan bir antoloji, T. Krilov, Yefrimov, Korenkov gibi yazarlar da kitaplarını yayımladılar.
1917 Ekim Devrimi'nden sonra iktidara gelen Kerensiy beş bin dolayında Çuvaşça kitabı imha ettirdiyse de kısa bir süre sonra Hıbar gazetesi yeniden yayımlanmağa başladı. 1918'de Kazan'da Kanaş (İstişare) gazetesi, 1919'da "Şuranpuş" (Şafak) gazetesi ve daha başka gazeteler yayımlandı. Devrim'den sonra yeniden canlanma gösteren Çuvaş edebiyatında Semen Vasiliyeviç Elker, V. Rzaj, P. Morozov, M. Sumilov-Uyar v.b. yazarlar ve şairler kalıcı eserler vermişlerdir. Bunlardan bazıları yabancı dillere de çevrilmiştir.Yine Devrim'in ilk yıllarında Kazan'da ilk Çuvaş tiyatrosu kuruldu. Burada Rus ve yabancı eserlerin yanısıra Çuvaş oyun yazarlarının eserleri de sahnelenmiştir.
20. yüzyıl Çuvaş şairlerinin en önde gelen ismi Kostantin İvanov'dur. Çok genç yaşlarda yazdığı "Narspi" (Nevruz Hanım) adlı destanı Çuvaşlar arasında yaygındır ve birçok dile de çevrilmiştir.
Çuvaş Adının Menşei ve TarihiÇuvaşlar'ın 18. yüzyıla gelinceye kadar bir alfabelerinin bulunmaması sebebiyle kendileri için "Çuvaş" adını ne zamandan itibaren kullandıkları hakkında herhangi bir bilgi yoktur. Bunun için "Çuvaş" adını diğer kaynaklarda aramamız gerekmektedir.
Rusların Kazan'ı işgal ettiği (1551–1552) dönemlerde yazılan Rus kaynaklarında "Çuvaş" adının geçtiğini görüyoruz. Çuvaş adı Ruslar'ın Kazan'ı işgallerinden önce de bazı kaynaklarda kaydedilmiştir. 1548 yılında Moskova Knezi, Ar nehrinden Vat'ka'ya geçerken Karin Tatarlarına yazdığı yarlıklarda "Çuvaş" adı da geçmektedir. 1526 yılında Alman Gerbenştayn Moskova'yı ikinci ziyaretinde gördüklerini kaleme alır. Onun Latince yazdığı "Moskova Notları" isimli kitabı, 1549 yılında yayımlanmıştır. Bu kitapta Gerbenştayn, Kazan Hanlığı'ndan da bahsetmektedir. Kazan Hanlığı'nın otuz bin askeri içerisinde Çuvaş ve Çeremişler'in en iyi nişancılar olduğunu ve kendilerine has kıyafetlerle dolaştıklarını kaydeder.
Rus tarihî kaynaklarında 1524 yılında Çeremişler'le Çuvaşlar'ın İdil boylarında Ruslarla çarpışmaları anlatılmaktadır.1692 yılında Lıslov Kazan'da eski bir Tatar belgesi bularak okur ve bu belgeyi "Skifskaya İstoriya" adlı eserinde kaydeder. Bu belgede 1508 yılında Tatar bayramı olduğu, Kazan Hanı'nın bütün tebaasını bayrama davet ettiği ve Çuvaşların du bu bayrama katıldıkları yazılmaktadır.
1469 yılında Kazan Hanı İbrahim Han, Hanlıkta yaşayan halkları ve Hanlığın coğrafyasını kaydettirmiştir. Bu çalışmada Çuvaşlar, Çeremişler, Mıkşılar, Mişerler ve Tatarlar yukarı halk olarak kaydedilmiştir. Böylece Çuvaş adı 1469 yılından itibaren belgelerde karşımıza çıkmaya başlamıştır. 1469 yılından itibaren resmî belgelerde görülmeğe başlayan Çuvaş adı bu tarihlerden önce de kullanılmış olmalıdır. Prof. İ. N. Sminov'un kaydettiğine göre Vat'ka köprüsü yanında "Çuvaş" adlı dokuz köy vardır. Bugün bu köylerde Ruslar ve Votyaklar yaşamaktadır. Belli ki burada yaşayan Çuvaşlar zamanla asimile olmuşlar ya da bölgeden göç etmişlerdir.
1580–1582 yıllarında işgal edilen Sibir Hanlığı'nın başkentinin yanında Çuvaş adlı bir dağın varlığından bahsedilmektedir. Hatta Sibir Hanı Küçüm'ün, savaşı da bu dağdan izlediği kaydedilmektedir. Bu dağ bugünkü Tobolsk şehri yakınındadır. Kırım'a girişte sol tarafta Azak Denizinden uzanan koya burada yaşayanlar "Çuvaş" demektedirler. Kitaplara ise "Sivaş" şeklinde girmiştir. Bu koyun yakınında, toplanan vergilerin konulduğu bir yer vardır. Buranın adının da "Çuvaş" şeklinde olduğu kaydedilmektedir.
Bütün bu yer adlarına bakıldığında "Çuvaş" adının çok daha eskilere çıktığı anlaşılmaktadır. Çuvaşların köklerini araştıran N. İ. Aşmarin'e göre "Çivaş" adı eskiden daha değişik şekillerde söylenmiş olmalıdır. "Çivaş", yerine "şıvaş", "şıvaş", "şavas", "Savaş", "Savaş" gibi. Çeremişler bunun için Tatarlar'a "Süyas" demektedirler. Şirşilli denizinin diğer bir adının da "Sivaş" ve ş'irpü'deki Çuvaş Köyünün "şavaş'" oılması bunun delilleridir.Çeremişler'in Tatarlar'a "Süyas" demesinin sebebi ise, bu halkın Tatarlar gelene kadar bölgeyi bu adla tanımış olmalarındandır. Çeremişler (Mariler) Kazan Tatarları'na bugün de "Çıvaş" demektedirler. Tatarlar bu bölgeye 1236 yılından başlayarak geldiklerine göre, demek ki, Çuvaş adı 1236 yılından önce de kullanılmaktaydı.
922 yılında Bulgar Devleti'ni ziyaret eden Abbasi elçileri arasında kâtip sıfatıyla bulunan İbn Fadlan Bulgar ahalisine "Suvas" ya da "Savas" dendiğini zikreder.Bu "Suvas" veya "savas" kelimeleri "Suvar" kelimesinden başka bir şey değildir. Kaşgarlı Mahmud'un "Divan ü Lügat-it Türk'te Suvarın diyerek verdiği kelimeler ve hatta bir cümle genellikle z'li kelimelerdir. Türk lehçelerinin bazılarında r(rotasizm) ile kullanılan bazı kelimeler diğerlerinde z(zetasizm) ile kullanılmaktadır. Hatta birtakım kelimeler hem ‘r’ li, hem de ‘z’ li şekilleriyle aynı lehçe içerisinde de kullanılabilmektedir.Türkiye Türkçesi'ndeki semir- ve semiz; Çuvaş Türkçesi'ndeki yigir ve ikis (ikiz) ve mar (değil)/ ET. emes ve mas (olumsuzluk) şekilleri bu konuyu daha iyi aydınlatacaktır.
Bize göre "Suvar" kelimesi de zetasizmle "Suvaz" şekline dönüşerek yukarıda verdiğimiz ara şekillerden geçip bugünkü "Çuvaş" şekline dönüşmüştür. Suvarlar (Sabirler) İdil-Kama boylarına M.S. I. yüzyılda ulaşmışlardır M.S.V. yüzyılda Batı Sibirya'dan gelen Sabirler'in İdil-Ural'a yerleştikleri de tarihî kaynaklarda kayıtlıdır. Bugün harâbe halinde bulunan "Suvar" şehri ve "Simbir" (Bugünkü Ulyanovsk) Suvarların (Sabirler) kurduğu şehirler olmalıdır.
Miladi 305 yılında Kafkaslar'ın kuzeyinden Anadolu'ya sarkan Sabir (Suvar) Türkleri'nin Kars'tan girerek Kastamonu'ya kadar ulaştıkları kaydedilmektedir. İkinci yol olarak da Doğu Anadolu'ya sarkmış olmaları pek muhtemeldir. Sibir ya da Sibirya adının Sabirler (Suvarlar)'dan geldiği artık herkesçe kabul edilmektedir. Son yıllarda Sümerler üzerine yapılan çalışmalar Sümerlerin Türk olduğu yönündeki görüşleri pekiştirmiştir. Sabir, Sibir, Subar kelimeleriyle Sümer kelimesi arasındaki bu benzerlik bir tesadüf olmasa gerektir.
Sonuç olarak milâdî yıllardan başlayarak İdil-Kama boylarına, Balkanlar'a ve Anadolu'ya yayılan Suvar Türkleri son olarak İdil boylarında Çuvaş adıyla yeniden tarih sahnesine çıkmışlardır.
Çuvaşların ve Çuvaş adının menşei bahsinde geniş olarak özetlediğimiz "Çuvaşlar, Suvar Türkleri'nin bugünkü torunlarıdır" görüşünden hareketle Çuvaş tarihini özetlerken konuya Suvar Türkleri'nden başlamak icap eder.Merkezî Asya'dan göç ederek M.S. III. yüzyılda Kuzey Kafkasya'ya ulaşan Bulgarlar, Suvarlar ve Barsililer burada Farsça konuşan Sarmat-Alan gruplarıyla aynı coğrafyayı paylaşmışlar, feodal yapılarını ve devlet düzenini Kuzey Kafkasya'da geliştirmişlerdir. M.S. III ila VI. yüzyıllar arasında Bulgar ve Suvarlar'dan kopan birtakım grupların yeni göçlere maruz kaldıklarını görüyoruz. Milâdî 305 yılında Sabir Türkleri Kafkasya'nın kuzeyine geçtiler. Suvarlar'ın M.S. 515-527 yıllarında Anadolu'ya da sarkarak Kastamonu'ya kadar ilerledikleri tarihî kaynaklarda kayıtlıdır.
Göktürk Devleti'nin sınırlarının genişleyerek Kafkasları da içine alması sonucu Bulgar ve Suvarlar bir süre bu devletin hâkimiyetinde kalmışlardır. Göktürk Kağanlığı'nın fetret dönemine girmesi üzerine kurulan Büyük Bulgar Devleti uzun ömürlü olamamış ve 665 yılından sonra komşu Hazar Hanlığı tarafından parçalanmıştır. Parçalanan Büyük Bulgar Devleti'nden kopan bir grup Asparuh önderliğinde Tuna boylarına ve Balkanlar'a girerek 681 yılında Tuna Bulgarları Devleti'ni kurdular. Tuna Bulgarları zamanla Slavlar'la karıştılar ve Boris Han'ın 864'te Hıristiyanlığı resmen kabulüyle de tedricen asimile olarak tarih sahnesinden silindiler.Büyük Bulgar Devleti'nin parçalanmasıyla birlikte VII. yüzyılın sonu ve VIII. yüzyılın başlarında orta İdil boylarına Bulgar ve Suvarlar'ın gelmesi bölgede büyük bir nüfus değişimine neden olmuştur. Esas itibariyle M.S. I. yüzyılda da İdil ve Kama boylarına yerleştikleri tarihî kaynaklarda kayıtlıdır.VII. yüzyılın sonlarında orda İdil boylarında nüfus yapısı şöyledir: M.Ö. beş bin yıllarından başlayarak bu bölgede yaşayan doğu Fin grupları (Bugünkü Mari, Mordva ve Udmut halklarının ataları), M.Ö. V-IV. yüzyıllarda batı Sibirya'nın güney bölgelerinden gelerek orta İdil boylarına yerleşen Ugorlar, Kama nehrinin aşağı bölgesine ve bugünkü Ulyanovsk dolaylarına yerleşen İmenkovetsler ve M.Ö. VI-III. yüzyıllarda Dinyeper'in orta bölgesine geçen doğu Slavlar (Bu Slav grupları Fin-Ugor boylarıyla karışmış olmalıdır.), Hun göçlerinden sonra bölgede kalan Macar kalıntıları, Burtaslar'ın bir bölümü, Oğuz dilli Başkırtlar ve güneyde Hazarlar daha önceki yıllarda konar-göçer olarak yaşayan Bulgar-Suvar grupları orta İdil boylarında yerleşik düzene geçmişlerdir.Bulgar ve Suvar gruplarının büyük bir kısmı İdil'in sol tarafına, X. yüzyıla doğru Esegel ve Temtüz Bulgarlarıysa İdil'in sağ tarafına yerleşmişlerdir. Öncelikle bölgede Bulgar-Suvar birliği sağlanmıştır. IX. yüzyılın sonlarıyla X. yüzyılın başlarında Bulgar-Suvarların Fin-Ugorlarla bölgedeki diğer boyları da hakimiyetleri altına alarak İdil Bulgarları Devleti'ni kurduklarını görüyoruz.
Bulgarlar'ın merkezi Kafkasya'daki yerleşim yerleri Kuban nehri ve Azak denizi havalisindeki bozkırlardı. Bulgarlar'dan bir kısmı eski yerleşim yerlerinde kaldılar. Bulgarlar'ın bu ülkesi Bizans ve Rus kaynaklarında Kara Bulgarya olarak adlandırılmıştır. Fakat bu gruplar Macar, Peçenek ve Kuman dalgaları arasında kaybolup gitmişlerdir. Bulgar tüccarlarının Hazar ülkesinde, Harezm'de ve Samanî ülkesinde İslâm tüccarlarıyla temasları, Harezm tüccarlarının da Bulgar coğrafyasındaki faaliyetleri neticesinde Bulgar ülkesinde İslam dini hızla yayılmaya başlamıştır. 900 tarihlerinde Bulgarlar arasında İslâm dinini kabul edenlerin çokluğu tarihi kaynaklarda kayıtlıdır.
Nihayet Şelkey oğlu Yıltavar Almış (İlteber Almuş'ın İslâm dinini kabul etmesiyle İdil Bulgarlarının devlet dini İslâmiyet olmuştur. Almış Han 920 tarihlerinde Abbasi Halifesi Muktedir Billah'a İslâmiyeti öğretmek üzere din âlimleri ve mimarlar göndermesi için müracaatta bulunmuş ve ismini Emir Câfer Bin Abdullah olarak değiştirmiştir. Halife Muktedir Billâh, bu müracaat üzerine, din adamları ve mimarlardan oluşan bir heyeti 921 yılında göndermiş, bu grup 922 yılının Mayısında Bulgar ülkesine ulaşmıştır. Bulgar ülkesine gelen Abbasi Halifesi'nin elçileri arasında kâtip sıfatıyla bulunan İbn Fadlan, bu seyahati anlatan notlar yazmıştır. Sikkelerden anlaşıldığına göre Emir Câfer'den sonra yerine oğlu Mikâil geçmiş ve ona da Tâlib Bin Ahmet, Mümin Bin Ahmet ve Mümin Bim El-Hasan halef olmuşlardırBulgarlar 965 yılında Hazar Hakanlığı yıkılana kadar bu devlete tabi oldular ve uzun süre Hazarlara vergi ödediler. Ancak Hazar Hakanlığı yıkıldıktan sonra müstakil bir devlet hüviyetine kavuştular. Bağımsız olduktan sonra Rusların Kiyev Prensliği tarafından rahatsız edilmeye başlandılar. 964 ve 985 yıllarında Kiyev Prensliği Bulgar Ülkesi'ni istilâ etti. Bulgarlar ve Ruslar arasındaki münasebetler 1006'da bir ticaret antlaşmasının yapılmasıyla iyileşti. Fakat XI. yüzyılın ikinci yarısında kuzeydeki kürk ticareti Ruslar ve Bulgarlar arasında devamlı savaşlara neden oldu. Nitekim Ruslardan Vsevolod Hazar denizinden gelen ticaret yolunu ele geçirmek için bölgedeki çeşitli kabileler üzerinde hâkimiyet kurmak üzere bölgeye çeşitli seferler düzenlendi. Vsevolod'un orduları 1183'te Bulgarların büyük şehri Bulgar (Pilhar)'a yürüdü. 1205'te İdil ve Kama Bulgarlarına karşı ordular gönderdi. Ruslarla olan mücadele Moğolların ortaya çıkışına kadar devam etti.
Moğollar 1224'te Kalka nehrinde Rusları bozguna uğrattıktan sonra doğuya dönerken Bulgarların tuzağına düşerek ağır kayıplar verdiler. Bunun intikamını almak için Batı Han idaresindeki Moğol ordusu 1236 yılında Bulgarlara saldırdılar. Bu saldırıda Bulgarlar büyük zayiat verdiler. Bu yenilgi Bulgarlar'da sonun başlangıcı oldu. Moğol istilasından sonra Deşt-i Kıpçak'ta kurulan Altın-Orda döneminde Bulgarlar bağımsızlıklarını bir süre daha devam ettirdiler. Bulgarlar Altın-Orda'ya uzun süre yarlık ödediler. Altın-Orda'yla münasebetlerde zaman zaman ihtilaflar ortaya çıktı. Bu ihtilafların sonucunda 1361 yılında Altın-Orda Hanı Pulat Timur Bulgarlar'ın üzerine yürüyerek Bulgar şehrini yeniden tahrip etti.
1391 yılında Timur'un Altın-Orda Hanı Toktamış (1376-1395)'a karşı yaptığı seferde Bulgar ülkesi bir kez daha tahrip edildi. Nitekim Timur'a mağlup olan Toktamış Han yanındaki kuvvetleriyle Bulgaristan'a gitmek zorunda kaldı. Bulgar Şehri'nin 1399 yılında Ruslar tarafından tahrip edildiğini görüyoruz. 1399'dan sonra Bulgarlar bir daha toparlanamadılar ve dağıldılar. Halktan bir kısmı Kama nehrinin kuzeyindeki Kazan nehri boyunca yerleşerek burayı Türkleştirdiler. 1437 yılında kurulan Kazan Hanlığı'nın esas nüfusunu Bulgarlar, Moğol-Kıpçaklar ve diğer yerli halklar teşkil etmekteydi.1240'lı yıllarda kurulan Altın-Orda Deşt-i Kıpçak'ta, İrtiş'ten başlayarak Tuna boylarına uzanan Kıpçak arazisini, Kuzey Kafkas'ı, Kırım'ı, İdil'deki Bulgaristan'ı, Urallar'ı ve Harezm'i hâkimiyeti altına almıştır. Deşt-i Kıpçak'ta doğu Kıpçaklar göçebe, Batı Kıpçaklar ise yarı göçebe olarak yaşamaktaydılar.
Kıpçaklar doğu Avrupa'ya XI. yüzyılda ulaşmışlardır. İşte Altın-Orda'nın esas askeri gücünü bu Kıpçaklar teşkil etmişlerdir. Moğol-Tatarlar Altın-Orda'da batı Kıpçakları'yla birleşerek milli karakterlerini kaybetmişlerdir. (15) XIV. yüzyılın birinci yarısında batı Kıpçakları kendilerine Tatar demeye başlamışlardır. Altın-Orda'da Tatarca devlet dili, İslâmiyet de devlet dini olmuştur. Altın-Orda'nın kurulmasından sonra İdil'deki Bulgar coğrafyası Altın-Orda'yı besleyen temel yerleşim alanı, Bulgar Şehri de Altın-Orda'nın başşehri olmuştur. Bulgar'da 1330 yıllarına kadar Altın-Orda sikkeleri çıkarılmıştır.
Başkentin Saray'a taşınmasıyla Bulgar şehri XIV. yüzyılın ikinci yarısına kadar Altın-Orda Hanları'nın yazları geçirdikleri mesire yerleri olarak kullanılmıştır. Kıpçaklar İdil Bulgaristan'ına XI-XIII. yüzyıllar arasında ulaşmışlar ve Bulgar ordusunda görev yapmışlardır. Ancak Altın-Orda'nın kurulmasından sonra Kıpçaklar kalabalık gruplar halinde İdil boylarına akın etmişlerdir. Fakat XIII-XIV. yüzyıllarda Kıpçaklar Bulgar bürokrasisinde kendilerine fazla yer bulamamışlardır. Bunu bölgede ortaya çıkarılan mezar taşlarından da açık olarak görmek mümkündür. Bu dönemden günümüze kalan iki yüz mezar taşının %90'ı Bulgarca (bugünkü Çuvaşça, rotisizm)'yla, geri kalan %10'u ise Kıpçakça (bugünkü Tatarca, zetasizim)'yla yazılmıştır.Yukarıda da bahsetmiş olduğumuz Pulat Timur, Timur ve Rus baskınlarında Bulgar Çuvaşlar Çulman-İdil'in sol tarafına geçmiş, bazılarıysa İdil boyundaki bugünkü Çuvaşistan'ın merkezi bölgelerine ve kuzeyine, İdil'in sağındaki halk ise şimdiki Ulyanovs (Simbir) bölgesinden bugünkü Tataristan'ın güney bölgelerine, bugünkü Çuvaşistan'ın güney ve güney doğu bölgelerinden Sive ırmağının aşağı bölgelerine ve kuzey doğusuna geçerek yerleşmişlerdir. XV. yüzyılın başlarında Moğol-Tatarlar bütün Bulgar-Çuvaşların 5/4'ünü hâkimiyetleri altına almışlardır.
XV. yüzyılın birinci yarısında yıkılan Altın-Orda yerine Kazan Hanlığı'nın kurulmasından sonra Kıpçak-Tatarlar orda İdil boylarına yeniden kalabalık gruplarla gelmeye başlamışlardır. Kazan Hanlığı'nı kuran Uluğ Muhammet Han Kazan'a Tatarların üç bin kişilik ordusunu da getirmiştir. Bunun sonucunda Altın-Orda'nın merkezinden, Azak çevresinden, Astarhan'dan, Kırım'dan Kazan'a yoğun Tatar göçleri başlamıştır.Bölgedeki Fin-Ugor boylarını ve Bulgar-Çuvaşları hâkimiyetine alan Kazan Hanlığı gelişmesini tamamlamıştır.
İdil boylarındaki Mişer Tatarlarının bir boyu, yazılı kaynaklarda ifade edildiğine göre XV-XVI. yüzyıllarda Meşçeri'de hüküm süren Kasım Hanlığı'nda yaşayan Fin-Ugorlar'ın bir bölümüdür. (Meşçerler'in büyük bölümü Ruslaşmıştır.) ve Altın-Orda'dan gelen Kıpçak-Tatarlar'la karışarak Tatarlaşmışlardır.
Bugünkü Çuvaşların millî kimliklerini kazanmasındaki ilk merhale İdil Bulgar Devleti dönemidir. Bu dönemde bölgede yaşayan çeşitli Fin-Ugor kavimlerinin Bulgar-Suvarlar'la karışarak asimile olduklarını görüyoruz. Bulgar Devleti'nin daha ziyade şehirlerde yaşayan halkı Müslüman olmuş, kırsal alanda ve köylerde yaşayan halkın çoğunluğu ise eski inançlarını devam ettirmişlerdir. Fakat bu Şamanizm İslâm'ın tesiriyle değişerek İslâm'a yakınlaşmıştır. Tek Tanrı inancının yerleşmesi, cennet, cehennem, helâl, haram, kader, şeytan, peygamber ve günah gibi kavramlar İslâm'ın tesiriyle Çuvaş Şamanizm’ine girmiştir.Bu Müslüman olmayan ahaliyle Bulgar Devleti'nin çeşitli mücadeleleri olmuştur. İslâmiyeti kabul eden Bulgarların çoğunluğu zamanla Kıpçaklara karışarak Tatarlaşmışlardır. Kazan Hanlığı döneminde de dinî baskıların artması sonucunda Müslüman olmayan Çuvaşlar yeniden Fin-Ugor boylarıyla bir araya gelmişlerdir. Bu Çuvaşların millî kimlik kazanmasında ikinci merhaledir.
Kazan Hanlığı'nda yaşadıkları dönemde Çuvaşlar dinî baskılara karşı devamlı mücadele etmişler ve 1546 yılında ayaklanarak Rus askerlerini yardıma çağırmışlardır. Rus silahlı askerlerinin yardımıyla Çuvaş coğrafyasını Han'ın askerlerinden kurtarmışlardır.
1551 yılında Çuvaşlar Ruslarla barış yaparak onların hâkimiyetine girmişlerdir. Bu barış münasebetiyle IV. İvan onlara altın mührünü vermiştir. 1552 yılında Çuvaşlar Kazan'ın kuşatılması sırasında Ruslar'a yardım etmişlerdir.Çarlık Rusya’sıyla birleşen Çuvaşlar bu sefer de zorla Hıristiyanlaştırılmak ve Ruslaştırılmak politikalarıyla karşılaştılar. Rusya hâkimiyetinde yaşadıkları 445 yıl içinde bu konuda çeşitli baskılara maruz bırakıldılar. Fakat şunu açıklıkla ifade etmek gerekir ki Rusların İdil-Ural'ı parçalama siyaseti Çuvaşlar'ın daha geniş bir coğrafyaya sahip olmalarını da beraberinde getirmiştir. Kazan Hanlığı döneminde nüfusunun 5/4'ünü, topraklarının 10/9'unu kaybeden Çuvaşlar, Rus hâkimiyetinde nüfuslarını on kat, coğrafyalarını ise üç kat artırmışlardır.Rus hâkimiyeti Çuvaşların Tatarlaşma sürecini durdurmuş fakat Ruslaşma sürecini başlatmıştır. Çuvaşların Hıristiyanlaştırılması ve Ruslaştırılması politikaları neticesinde Rusya bölgeye Çuvaşça bilen misyonerler göndermiştir. Bu misyonerler Çuvaşça üzerine bir takım çalışmalar başlatmışlardır.
Bu çalışmalar bazen çok şiddetli olmuş ve ayaklanmalara kadar varmıştır. XIX-XX. yüzyıllarda Çuvaşlar Sovyetlerin doğu bölgelerine, Sibirya'ya ve Uzak Doğu'ya gönderilmişlerdir. Bütün bu çalışmalar sonucunda Çuvaşlar Hıristiyanlaşmışlardır. Fakat Ruslaşmanın başarılı olduğu söylenemez.
1920'de kurulan Çuvaş Muhtar Bölgesi, 1925 yılında Çuvaş Muhtar Cumhuriyeti'ne dönüştürüldü. Sovyet döneminde Ruslaştırma politikalarının yanında bir de gençleri ateizme yöneltme çalışmaları hız kazanmıştır. Ruslaştırma çalışmalarının bir devamı olarak Çuvaşça dışlanmış ve Çuvaşistan’ın resmi dili Rusça olarak anayasaya sokulmuştur. Ancak 1985'te başlayan dışa açılma ve yeniden yapılanma sürecinde Çuvaşistan'da yeniden ana dile, millî kültüre dönüş ve bağımsızlık mücadelelerinin başladığını görüyoruz.1991 yılında çıkarılan bir kanunla "Çuvaş Özerk Cumhuriyeti'nin resmi ve eğitim dili Rusçadır." ibaresi "Çuvaş Özerk Cumhuriyeti'nin resmi ve eğitim dili Rusça ve Çuvaşça'dır." şeklinde değiştirilmiştir. Bu değişiklikler sonucu bugün Çuvaşistan'da Çuvaşça eğitim yapan okullar açılmaya başlanmış ve Çuvaşların ana dile ve millî kültüre dönüş faaliyetleri hızlanmıştır.
TATARİSTAN CUMHURİYETİ
Tataristan Devlet Sembolü
Tataristan Milli BayrağıCOĞRAFİ KONUMU
Tataristan Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu içinde egemen bir ülke olarak Doğu Avrupa ovasının doğu bölgesinde, Çulman (Kama) ile İdil (Volga) nehirlerinin birleştiği noktada yer almaktadır. Başkent Kazan Moskova’nın 800 km doğusundadır. Belçika ile Hollanda’nın iki katı, Danimarka ile İsviçre’nin 1,5 katı büyüklüğünde olan Tataristan’ın yüzölçümü 67.836,2 km2’dir. Bu yüzölçümü ile Tataristan dünyanın 214 ülkesi arasında 112. sıradadır. Kuzeyi ile güneyi arasındaki uzaklık 290 km olup, batıdan doğuya uzantısı 460 km’dir. Tataristan batıda Çuvaş Cumhuriyeti, kuzey-batıda Mariy-El, kuzeyde Kirov Bölgesi, doğuda Başkurdistan Cumhuriyeti, güney-batıda Samara ve Ulyan Bölgeleri ile komşudur. Yabancı ülkelerle sınırı bulunmamaktadır.
Ülkenin toprakları ormanlık, ova ve step-orman sahasından ibarettir. Tataristan’ın güney-doğusu ve İdi l(Volga) nehrinin sağ kıyıları tepeliklerden oluşmaktadır. Ülke topraklarının ortalama rakımı 200 metre civarındadır ve deniz seviyesinden en yüksek nokta güney-doğudaki Bügülme-Belebey bölgesinde 367 metre, en alçak yeri ise İdil nehrinin Cumhuriyet topraklarını terk ettiği yerde 35 metre civarındadır. Tataristan toprak sahası İdilönü (İdil’in sağ kıyı tarafı), Çulmanönü (Çulman’ın kuzey tarafı) ve Çulman arkası (Çulman’ın güney tarafı) olarak İdil ve Çulman nehirlerinin vadileri ile üç eşit olmayan kısma ayrılmıştır. Ülke topraklarının %90’ı denizden 200 metre yükseklikte olup, %16’sı ormanlarla kaplıdır.
İKLİM
Yumuşak kara iklimine sahip olan Tataristan’ da bazen kuraklıklar da oluyor. Kış mevsiminin en soğuk ayı olan Ocak’ ta ortalama –14 C, yazın ise en yüksek sıcaklığın gözlendiği Temmuz’ da +19 C. Yıllık ortalama yağış miktarı 460 ile 520 mm olurken, ortalama buharlaşma 550-570mm civarında gerçekleşmektedir. Kışın kar kalınlığı 1 metreden fazla olabiliyor. Kar 15-27 Kasım arasında kalıcı olarak yağmaya başlar, bütün kış yerde kalır. Nisan ayı ortalarına doğru erimeye başlar. Yılın 155-175 günü soğuk geçer. Vejetasyon dönemi yaklaşık 170 gündür.
TOPRAK
Tataristan’ da çok çeşitli toprak türü bulunmaktadır. Kuzey bölgesinde daha çok kül rengi orman ve boz toprağa rastlarken, ülkenin güneyinde çernozyom toprağının değişik türleri ile karşılaşmak mümkün. Ülkenin yaklaşık 1/3’ü verimli topraklarla kaplıdır. Tarıma çok elverişli kara topraklar, daha çok İdil ve Çulman nehirlerinin kenarlarındadır.
NÜFUS
Yetmişten fazla milletin bir arada yaşadığı ülkenin nüfusu 3 779 800 kişidir. Tataristan Cumhuriyeti Devlet İstatistik Komitesi’nin vermiş olduğu 2002 yılı verilerine göre, nüfusun %51,3’ünü Tatarlar, %41’ini Ruslar, %3’ünü Çuvaşlar, diğer kısmını Ukraynalılar, Mariler, Mordvalar, Başkırtlar, Udmurtlar, Yahudiler, Almanlar, Kazaklar v.s. oluşturmaktadır. Nüfus yoğunluğu kilometrekarede 55.6 kişi olarak hesaplanırken, şehirde yaşayanların oranı %73,8; kırsal kesimde yaşayanların oranı ise % 26.2’dir. Şunu da belirtmek gerekir ki, dünya Tatarlarının sadece % 27’si kendi Cumhuriyetinde yaşamaktadır. Tataristan dışında Amerika Birleşik Devletleri’ nde, Almanya’da, Avustralya’da, Finlandiya’da, Çin’de, Japonya’da, Türkiye’de yaşayan Kazan Tatarlarının sayısı 7 milyonun üzerindedir.
İDARİ BÖLÜNÜŞ
Tataristan’da 43 il, 20 şehir, 21 kasaba, 897 köy meclisi bulunmaktadır.
DOĞAL KAYNAKLAR
Su: Tataristan Cumhuriyeti büyük su kaynaklarına sahiptir. İdil (Volga), Çulman (Kama), Akidel (Belaya), Nokrat (Vyatka),Züye(Sviyaga), Zey (Stepnoy Zay) ülkenen en büyük nehirleridir. Bunların yanı sıra Mişe, Şişme, Ik, Toyma, Uj, İgene gibi irili-ufaklı ırmaklar Tataristan’ ın su zenginliğinin diğer ırmakları olarak yer almaktadır. Ülkede bulunan bütün akarsuların(sayıları 3000’ den fazladır) toplam uzunluğu 20 000km. olup, buna 10 000km2’ yi aşkın göller de eklenip hesaplanırsa, toplam su alanı yaklaşık 4,400 km2’ dir. Bu Tataristan’ ın toplam yüzölçümünün % 6,4’ ünü meydana getirmektedir.
Avrupa’nın en büyük barajı (Kuibyshevskoye) 57,3 km’lik alanı ile Tataristan topraklarındadır. Bölgenin ikinci büyük barajı Nizhnekamskiy (33 km2) ve Karabaş (0,53km2) ile Zainsk (0,63km2) barajları da sulama ve elektrik üretimi ihtiyaçlarına cevap vermektedir. Tataristan nüfusu günde 3,8 milyon m3 yer altı su kaynakları ile desteklenerek tamamen kendi potansiyelini kullanmaktadır.
Tataristan Cumhuriyeti Yer altı Servetleri Bakımından Zengin Bir Ülke Olarak Bilinir
Özellikle ham petrol üretiminde lider konumda olması yabancı yatırımcıların da dikkatini çekmektedir. Petrol yatakları ülkenin güneyi ve kuzey-doğusunda yer almaktadır. İlk endüstriyel petrol kaynağı 1943 yılında keşfedilmiş olup, o günden bu yana 3 milyar tona yakın petrol üretilmiştir. Orta ve küçük boyuttaki petrol yataklarında 0,8 milyar tona yakın rezerv bulunmaktadır. Petrol ile beraber önemli miktarda petrol gazı (doğalgaz) da üretilmektedir. Bir ton petrol ile 40 m3 gaz çıkarılmaktadır. Tataristan’ ın diğer doğal kaynakları arasında toplam rezervi 72 milyon tondan ibaret olan alçıtaşı, bilinen rezerv miktarı 12.5 milyar ton olan petrol bitümü, 35 000 hektar alana yayılan 800 adet turfalık, 35,3 milyon m3 inşaa taşı (agrega malzemesi olarak), 73,5 milyon m3 tuğlalık kil, 66 milyon ton kireçtaşı ve dolomit kapasitesi bulunmaktadır. Bunların yanısıra taşkömürü yatakları, yanabilir tortulu şist tabakaları ve maden suyu ve çamuru olan kaplicalar mevcuttur.
DEVLET DİLLERİ
08 Temmuz 1992 tarihinde “Tataristan’ da yaşayan milletlerin dilleri ile ilgili kanun” kabul edilerek, Tataristan Cumhuriyeti Anayasası gereğince, Tatar ve Rus dilleri Tataristan Cumhuriyeti topraklarında eşit devlet dilleri olarak ilan edildi.Tatar dili Altay dilleri ailesinin Türk grubuna dahil olan Kıpçak kökenli dildir.
Rus dili ise Ukrayna, Beyazrus, Bilgar dilleri gibi Hind-Avrupa dilleri ailesinin Slav grubuna dahildir.
DEVLET SEMBOLLERİ
Tataristan Cumhuriyeti Anayasası’ na göre, Devlet bayrağı, Devlet arması ve Devlet Milli Marşı Tataristan Cumhuriyeti Egemenliğinin ve halkının örf-adet ve geleneklerinin sembolüdür.
BAYRAK
Tataristan Cumhuriyeti Devlet Parlamentosu, Devlet Bayrağı tasarımını 29 Kasım 1991’ de onayladı. Tasarımı Tataristan Halk ressamı Tavil Haciahmetov’a ait olan bayrakda yeşil, beyaz ve kırmızı olmak üzere üç renk bulunmaktadır. Yeşil: Bahar otlarını, yeniden doğuşu; Beyaz: Temizliği, tazeliği; Kırmızı: olgunluğu, enerjiyi, gücü ve hayatı simgeler.
DEVLET ARMASI
Tataristan Cumhuriyeti Devlet arması heykeltraş-ressam Rif Fahrettinov’ un çalışmasıdır. Devlet arması, Tatar halk süslemelerinden(bezeklerinden) oluşan çerçevenin ortasında yer alan güneş kursunda böğründe kalkan bulunan, sağ ayağını yukarı çeken kanatlı beyaz parsdan ibarettir. Kanatlar 7 tüyden, kalkanı süsleyen çiçek 8 taçdan meydana gelmiştir.
Esas suret-kanatlı pars eski çağlarda bereketin simgesi, çocukların koruyucusu olarak bilinirken, Tataristan Cumhuriyeti’ nin armasında ise Tataristan halkının koruyucusu anlamına gelmektedir.
EKONOMİ
Tataristan, Rusya Federasyonu’nun ekonomik yönden en gelişmiş bölgelerinden biridir. Tarihi, coğrafik, tabii şartlarından ve diğer önemli nedenlerden dolayı Tataristan Cumhuriyeti sadece Rusya’da değil dünyada tanınan bir eğitim, bilim ve sanayi merkezi haline gelmiştir.
Tataristan Cumhuriyeti piyasa ekonomisine geçiş döneminde büyük değişimler yaşamıştır. Bu dönemde yaygın ve büyük özelleştirme işlemleri yapılmıştır. Ekonominin lokomotif sektörleri olarak petrol üretimi, petrol türevi ve kimyasal ürünler sektörünü, otomotiv, enerji üretimi sektörünü göstermek mümkündür.
Tataristan Rusya Federasyonu’nda bazı önemli sanayi ürünlerinin üretiminde önderlik yapmaktadır, örneğin (Rusya’daki toplam üretime oranla) Tataristan’ın üretim göstergeleri:
Devlet ihale işlemlerinin geliştirilmesi üzerinde çalışmalar devam etmektedir. 2003 yılında toplam 19 milyar ruble (yaklaşık 633 milyon $) değerinde ihale anlaşması yapılmıştır. Açıktan yapılan ihaleler 1.9 kat artmıştır. Aynı dönemde bütçede 1,3 milyar ruble (yaklaşık 43,3 milyon $) tasarruf sağlanmıştır. Devlet ihalelerini kazanan işletmelerin %28’i küçük ölçeklidir.
- % 100 sinema ve fotoğraf filmleri, ketgut;
- % 95 gaz türbinleri;
- % 75 sterol;
- % 50’den fazla merkez kaç kuvveti sistemi ile çalışan elektrikli petrol çıkarma pompaları;
- % 50’den fazla dizel kamyonlar, boru ve termoplast boru sistemleri;
- % 40 etilen ve polietilen;
- % 30 sentetik kauçuk, otomobil lastiği, keçeli ve suni deriden ayakkabı, naylon ürünler;
- % 20 civarında deri şapkalar, gaz ocakları, benzol, kolonya;
- % 14 duvar ve masa saatleri;
- % 9 petrol üretimi
Sanayi üretiminde Tataristan Rusya Federasyonu’nda ilk on arasına girmektedir.
Tataristan Cumhuriyeti’nde ve Rusya’nın diğer bölgelerinde büyük ölçekli sosyo-ekonomik programlar gerçekleştirilmektedir.
Programlardan bazıları
- 1999-2003 yıllarında Tataristan’ın petrol, gaz kimya endüstrisi işletmelerinin geliştirilmesi programı;
- 2003 yılına kadar Tataristan’da ihracata yönelik ve ithalatı ikame edici sanayilerin oluşturulması ve geliştirilmesinin istikrara kavuşturulması programı;
- “2000-2005 döneminde Tataristan’da enerji tasarrufu”, “2000-2005 döneminde Tataristan’da toprak reformunun geliştirilmesi”, “1999-2005 döneminde Tataristan’da mal piyasalarında ilişkilerin düzenlenmesi sistemi” gibi hedef programlar;
- Tataristan’da adreslere yönelik sosyal yardım programı, ülkenin tamamen doğalgaza bağlanması ve eski binalardan arındırılması.
Tataristan taşrada okul, sağlık birimleri ve başka kamu hizmet binalarının açılışında Rusya’da lider konumdadır.
Ekonomik Gelişme Trendleri
Yakın gelecekte Tataristan Hükümetinin önemli görevleri arasında devlet mülkiyetinin verimli kullanılması, özelleştirme yolu ile devletin küçültülmesi ve ekonomik piyasayı daha da büyütme işlemleri yer almaktadır.
Tataristan Cumhuriyetinde özelleştirme ve kamu kuruluşlarının yeniden yapılandırılması devam etmektedir. 2002 yılında toplam 128 işletme özelleştirilmiştir, bunların 17’si sanayi, iletişim ve ulaştırma sektöründe, 33’ü tarım, 28’i inşaat, 46’sı hizmet ve 4’dü başka sektörde faaliyet göstermektedir. Toplam 1944 işletme özelleştirilmiştir bu rakam özelleştirilmesi gereken işletmelerin %75’ini oluşturmaktadır.
2002 yılında 204 milyon ruble (yaklaşık 6,8 milyon$) değerinde 109 devlet hisse paketi, 665 milyon ruble (yaklaşık 22,16 milyon$) değerinde 950 gayri menkul ve 1 milyar ruble (yaklaşık 33,3 milyon $) değerinde arsa satılmıştır.
Bununla birlikte Tataristan Rusya Federasyonunda büyük ve önemli hisselerin sahibi olmaya devam etmektedir, bazı işletmelerin kontrol hisselerini elinde bulundurmakta; yakıt, enerji, petrol, kimya, ulaştırma gibi ekonominin temel sektörlerinde önderlik görevini yapmaktadır.
Tataristan’ın ekonomik ve sosyal gelişmesinde, hedefe yönelik devlet yönetimi ve tek bütçe planlama sistemine girmesinde Rusya Federasyonu Hükümeti’nin 2001 Ağustos ayında onayladığı “Tataristan’ın 2006 yılına kadar sosyo-ekonomik gelişmesi” programı anahtar rol oynamaktadır.
Bu programın gerçekleşmesi durumunda Tataristan sosyal ve ekonomik bakımdan istikrarlı gelişmeyi sağlayarak hayat standardı daha da yükselecektir. Programdaki projelerin ve eylemlerin hayata geçirilmesi 5 yılda 14 500 iş yeri ve 180 bin kişilik istihdam sağlayacaktır.
“2006 yılına kadar Tataristan’ın sosyal ve ekonomik yönden kalkınması” isimli federal hedef programının gerçekleştirilmesi için 2003 yılında Rusya Federasyonu bütçesinden 11264,5 milyon ruble (yaklaşık 375,3 milyon$) ve buna ek program olan “Kazan şehri tarihi merkezinin korunması ve geliştirilmesi projesi” ne de 1120 milyon ruble (yaklaşık 37,3 milyon$) kaynak ayrılmıştır.
Tataristanlılar üretilen mal ve hizmetlerin uluslararası kalite standartlarına uyması konusuna da büyük önem vermektedir. Tataristan’da 2003 yılında toplam 58 işletmeye ISO 9000 belgesi verilmiştir.
Tataristan Hükümeti ve Rusya Devlet Standartları Enstitüsü ile yapılan Anlaşmanın gerçekleştirilmesi çerçevesinde “Uluslararası kalite standartlarını özümseme temelinde Tataristan Cumhuriyeti sanayi ürünlerinin kalitesini ve rekabet gücünü arttırma” adında bölgesel proje hazırlanmıştır.
Ekonominin Temel Sektörleri
Tataristan ekonomisinin temelini tarım ve sanayi sektörleri oluşturmaktadır. Sanayi sektöründe yer altı kaynakları ve madencilik %30, makine endüstrisi %25, kimyasal ve petrol ürünleri endüstrisi %20 pay almaktadır.
2002 yılında sanayi üretimi bir önceki yıla göre %0,8 artarak 218.6 milyar ruble (yaklaşık 7,06 milyon $) olmuştur.
Tataristan’ın tarım sektörü özellikle tahıl ürünleri, şeker pancarı, patates üretiminde ve hayvancılıkta et, süt ve yumurta üretiminde uzmanlaşmıştır.
2002 yılında tarım hasılatı bir önceki yıla göre %3,3 azalarak 43 milyar ruble (yaklaşık 1 433 milyon $) olmuştur.
Ekonomik alandaki işletmelerin kayıt ve izlenmesini yürüten Devlet Tek Kayıt Sistemi Kurumu (EGRPO) verilerine göre 2003 ocak tarihine kadar Tataristan’da toplam 68365 kayıtlı işletme vardır. Aynı kaynak, 2002 yılı başından itibaren 6440 yeni işletmenin faaliyete geçtiğini ve 1015 işletmenin de faaliyet göstermediği için kapatıldığını belirtmektedir.
2003 yılına kadar kurulan işletmelerin %52,7’sinin kurucuları Tataristan vatandaşlarıdır. Bu işletmeler %42,2 ticaret ve gıda sektöründe, %18,3 inşaat, %11,1 sanayi, %7 pazarlama ve %3,9’u bilim ve eğitime yönelik sektörlerde faaliyet göstermektedir.
2003 yılında işsizlik oranı ekonomik yönden aktif nüfusun %1.26 ‘dır (23 100 kişi).
Tataristan’ın Sosyal ve Ekonomik Kalkınmasının 2003 Sonuçları ve 2004 hedefleri
2003 yılında kişi başına düşen aylık gelir 2002 yılına göre %30,4 artarak 4259 rubleye (yaklaşık 142 dolar) çıkmıştır. Hane halkının reel gelirleri %13 artmıştır. Volga Federal Bölgesinde kişi başına düşen gelir parametresinde Tataristan, Samara ve Perm bölgelerinden sonra üçüncü olmuştur.
Tataristan’ın Gayri Safi Bölgesel Hasılası 2003 yılında 2002 yılına göre %4 artarak 290 milyar rubleye (yaklaşık 9 666 milyon $) ulaşmıştır. Bununla birlikte kişi başına düşen gelir de artmış ve 77 200 rubleye (yaklaşık 2 573 dolar) ulaşmıştır.
Petrol üretim sektörü diğer sektörlere nazaran daha istikrarlı gelişme göstermektedir. Ortalama yılda 100 milyon ton petrol üretilmektedir. 2003 yılında petrol üretimi dışında kalan sanayi üretimi %5,9 artmıştır.
Aynı dönemde Tataristan’daki işletmeler (büyük ve orta ölçekli şirketler) 40,2 milyar ruble (yaklaşık 1 340 milyon $) kar etmiş olup, bunun 30,9 milyar rublesi (yaklaşık 1030 milyon$) sanayi kesimine aittir.
En çok kar eden şirketler
- OAO “Tatneft” 17,2 milyar ruble (yaklaşık 573,3 milyon $),
- OAO “Nijznekamskneftikhim” 3,1 milyar ruble (yaklaşık 103,3 milyon $),
- OAO “Orgsintez” 1,5 milyar ruble (yaklaşık 50 milyon$),
- OAO “Tatenergo” 1,2 milyar ruble (yaklaşık 40 milyon $),
- ZAO “Naberejno-Chelninskiy KBK” 492 milyon ruble (yaklaşık 16,4 milyon $),
- OAO “Alnas” 471 milyon ruble (yaklaşık 15,7 milyon $),
Toplam zarar da 1,1 milyarı sanayi kesimine ait olmak üzere 3,8 milyar rubledir (yaklaşık 126,6 milyon $).
Tataristan Hükümeti petrol ve kimya endüstrilerini desteklemek için yeni önlemler almaktadır. Öncelikli olarak bu işletmelerin tam kapasite çalışmalarını sağlamak üzere hammadde teminine önem verilmektedir. Aynı zamanda şirketlerin teknolojik yönden gelişmesi de hızlandırılmaktadır. 2003 yılında OAO “Nijznekamskneftikhim” yılda 50 bin ton polisterol üretimi yapabilecek tesis açmış, “Etilen” fabrikasının modernizasyonu da devam etmektedir, galobutil kauçuk üretim tesisinin inşası tamamlanmak üzeredir, yılda 120 bin ton polipropilen üretim kapasiteli tesisin açılışı için hazırlık yapılmaktadır. OAO “Tatneft” ile ortaklaşa sentetik yağ üretim tesisi de açılmıştır.
OAO “Nefis Kosmetiks” şirketi de piyasada konumunu belirgin şekilde sağlamlaştırmıştır. Bu şirketin imza attığı yeni projelere örnek olarak - sentetik temizlik ürünleri, iki bantta sıvı temizlik ürünleri, şampuan üretimi ve yağ türevi ürünleri üretim tesisleri inşaatlarını göstermek mümkündür.
2003 yılından itibaren OAO “Nijzhnekamskshina” oto lastik üretim fabrikası Taganrog ve Tolyatti şehirlerinde hafif otomobil montaj işlemlerine dahil olmuştur.
Havacılık şirketleri Tataristan Hükümeti’nin organizasyon ve finansal desteği ile yeni teknoloji icadında ve kullanımında büyük adımlar atmışlardır. TU-214 markalı orta menzilli yolcu uçakların yapımı devam etmekte, bu uçakların uzun vadeli leasing anlaşmaları da yapılmış olup, “TU” yeni model uçak yapımı hazırlıkları sürmektedir.
Mİ-8 helikopterinin dört farklı modeli, “Ansat” helikopterlerinin yapımı devam etmekte, Mİ-38 ve “Aktay” helikopterlerinin üretimine hazırlanılmaktadır.
Son birkaç yılda OAO “KAMAZ” dizel kamyon fabrikasının finans ve ekonomik durumu iyileşmiş olup, yönetim bünyesinde optimizasyon ve daha önce Rusya ve BDT ülkelerinde kurulmuş olan otomobil merkezlerinin yeniden faaliyete geçişi sağlanmıştır.
2003 yılında OAO “Kazankompressormash” şirketi de üretimini ve satışlarını artırmayı başarmışken, üretim 2002 yılına göre %121,2 artmıştır.
Devlet ihaleleri
Devlet ihale işlemlerinin geliştirilmesi üzerinde çalışmalar devam etmektedir. 2003 yılında toplam 19 milyar ruble (yaklaşık 633 milyon $) değerinde ihale anlaşması yapılmıştır. Açıktan yapılan ihaleler 1.9 kat artmıştır. Aynı dönemde bütçede 1,3 milyar ruble (yaklaşık 43,3 milyon $) tasarruf sağlanmıştır. Devlet ihalelerini kazanan işletmelerin %28’i küçük ölçeklidir.
KÜLTÜR
Tataristan Cumhuriyeti çok zengin tarihi-medeni mirasa sahip ülkedir. Çünkü topraklarında değişik tarihi geçmişe ve kültürel geleneklere sahip çeşitli halklar yaşamakta. Türk, Fin-Ugor, Slav-Rus gibi 3 tip medeniyetin, İslam ve Hıristiyan olmak üzere iki dinin karışımı ve etkileşimi bu bölgenin, medeni-tarihi değerlerinin ve medeniyetinin emsalsiz oluşunu tanımlar. Tarihi ve cografik etkenlerden dolayı Batı ile Doğu uygarlıklarının birleştiği noktada yerleşmiş olan Tataristan’da iki farklı dünyanın kültürel mirası bugüne dek ilerlemekte ve korunmaktadır. Ülke topraklarında kişilik tarihinin her dönemi ile ilgili anıtlar bulunmakta. Bulgar, Biler ve Suvar şehir harabeleri, Tankeevskiy kurganlığı, Zur Tigene mezarlığı, Ananinskiy, İmenkiske, Pyanabor kurganlıkları taş, bronz, demir devirlerinin, ortaasır çağlarının tarihi hatırasıdır. Kazan Kremlin’i, Kazan Üniversitesi, Kazan’daki Eski Tatar Bistesi (mahallesi); Raif, Uspenskiy ve İoanno-Predçenskiy Manastırları, Bogoyavleniy Kilisesi ve Çan külesi, Petropavlovsk ve Nikolo-Nisskiy Kiliseleri; Apanay, Mercani, Burnay, Sultan, Eski Taş, Kabanartı Camileri; Aleksandrovskiy ve Çernoyarovskiy İşhanları, Uşkova, Şamil, Kekin, Apanay Köşkleri, Sandetskiy ve Baratınskiy çiftlikleri, Konukevi gibi mekanlar ve mimari yapılar Tataristan’ın en önemli tarihi eserleridir.
Rus edebiyatının sultanları olan edebiyatçılar Aleksandr Puşkin, Gavriil Derjavin, yazar Lev Tolstoy, Tatar halk şairi Abdullah Tukay, araştırmacı ve din adamı Sehabeddin Mercani, Tatar bilim adamı ve maarifetçi Kayum Nasıri, Rus bilim adamları Nikolay Lobaçevskiy, Nikolay Butlerov, Rus ressamı İlya Şişkin, Tatar ressamı ve heykeltraşı Baki Urmançe, Rus şarkıcı Fyodor Şalyapin, Rus Tiyatrosu artisti V. Kaçalov, devlet adamı, siyasetçi ve yazar Gayaz İshaki, Tatar şairi Musa Celil, Tatar halk bestekarlari Salih Seydeşev, Sara Sadıkova, Necip Cihanov, yazarlar Kerim Tinçurin, Şerif Kamal, Şamil Usmanov, Galiaskar Kamal gibi büyük şahıslar ile ilgili mekanlar, heykeller ve müzeler Tataristan Cumhurityeti medeniyetinin kültürel incileri olmakla beraber turistlerin ilgisini çeken yerlerdir.
Tataristan Devlet Yönetiminin tarihi-mimari ve kültürel nesnelerin korunmasına büyük önem verdiği anlaşılmaktadır. 01 Ocak 2003 tarihinden itibaren 25158 tane medeni mirasın (tarihi ve kültürel anıtlar) devlet tarafından korunmaya alınması bunun bariz göstergesidir. Ayrıca, tarihi-mimari yapıtlardan oluşan Kazan Kremlin’i UNECKO Dünya Mirası listesinde yer almakta.
Tataristan Cumhuriyeti Başkenti 2005 yılında Kazan’ın 1000. yıldönümünü uluslar arası çapta kutlamıştır. Bu büyük olaya hazırlık aşamalarında Kazan şehrinde 90 tane mimari, tarihi-medeni merkez ve şehircilik ile ilgili anıtlar, heykeller restorasyon edilmiştir. Ayrıca, mimari-sanat eseri kabul edilen 1352 tane binanın da elden geçirildiğini belirtmek gerekir.
Tataristan gerçek anlamda kültür merkezidir. Yedi tanesi başkentte olmak üzere ülkede 12 tane profesyonel tiyatro, filarmoni, birkaç tane devlet orkestrası, 300’ü aşkın müze, 1646 tane kütüphane, basımevleri, sayısız medeni merkezler bulunmaktadır. Tataristan’ da her yıl toplam 2,5 milyon nüsha baskı olmak üzere 500 tane kitap, 170 tane gazete ve 35 tane mecmua yayınlanmakta.
Tataristan’da geleneksel olarak her sene uluslararası ve cumhuriyetlerarası çeşitli alanlarda kültürel faaliyetler gerçekleştirilmekte olup: bunların başında Fyodor Şalyapin adını taşıyan Opera Sanatı Günleri, Rudolf Nuriev Klasik Bale Günleri, “Tatar Müziği” Şarkı Yarışması, F.Tuişev armoncılar (müzik aleti) yarışması, Kerim Tinçurin Tiyatro Festivali, Salih Seydeşev Vokalmüzik Ustaları Yarışması, Popmüzik Festivali, Sabantuy Bayramı, “Karavon” Rus Folkloru Festivali, Reşit Vahapov Tatar halk sanatı festivali gibi etkinlikler gelmektedir.
Kültür öyle bir şeydir ki, ulusların yakınlaşmasını, milletlerin birleşmesini, barışı, dostluğu sağlamaktadır. Dillerin, dinlerin, sosyal statülerin önemi yoktur kültürde. Tataristan sanatçılarının veya sanat gruplarının yurt dışında gerçekleştirilen festivallere, yarışmalara katılıp, Tatar kültürünü en iyi şekilde sergileyerek, uluslararsı ödüller ile dönmeleri gurur verici. Kazan’da 3 kere düzenlenen Uluslar arası “Altın Münber” Müslüman Sinema Festivali artık yalnız Müslüman dünyasının değil, batı ülkelerinin, ABD, Kanada sinema yapımcılarının da ilgisini çekmektedir.
Tataristan’da dinler
Tatarlar İslam Dini’ni Bulgar Devleti döneminde kendi istekleri ile 922 yılında kabul etmişlerdir. Fakat bu tarihe kadar İdil-Çulman bölgesinde müslümanlık zaten yayılmaya başlamıştı. İslam dini ve Sünni mezhebi resmi din olarak kabul edildikten sonra çok sayıda camiler, medreseler inşaa edilirken, Asya ile Avrupa arasında ticari köprü rölüne üstlenmiş ve ticaret merkezi olan Bulgar Devleti Topraklarında ticaret ile uğraşan gayr-i müslimlere de kendi ibadethanelerini açmaları için izin verilmiştir. 21. yüzyıl Tataristan’ına bakıldığında da insanlığın temel haklarından biri olan inanç özgürlüğü, ülke yönetiminin Demokrasi ile insan hak ve özgürlüğüne verdiği önemi ifade eder. Dolayısıyla, Tataristan çok milletli ülke olmanın yanısıra, çok sayıda dinin de barındığı bir bölgedir. Ülke topraklarında kayıtlı olan 1255 dini kuruluş bunun en açık göstergesidir. Tataristan Cumhuriyeti’nde Müslümanlık ve Hıristiyanlık dinleri yaygındır. İslam dini, özellikle Tatarlar ve Başkurtlar arasında yaygındır. Ülke nüfusunun yüzde 41’ini teşkil eden Ruslar ve Çuvaş, Mari, Mordova, Udmurt gibi azınlıklar Ortodoks mezhebini benimsemektedirler. Tatarların az bir bölümü de Ortodoks mezhebine mensuptur. Onlara “Kreşin”denir. Kreşin=Hıristiyan olan demektir. Hıristiyan dini Tatar topraklarında 16. yüzyıl ortalarında, Kazan Hanlığı Rus Devleti ile birleştikten sonra yayılmaya başlamıştır. Korkunç İvan’ın Kazan
Hanlığını işgal etmesinden sonra zorla uyguladığı Hıristiyanlaştırma politikası sonucunda “Kreşin” Tatarları meydana gelmiştir. Nüfusun çok az bir kısmı Budizm, Krişnaizm, Yahudilik dinlerine mensup.
Ülkedeki müslümanların organizasyonu Tataristan Cumhuriyeti Müslümanlar Dini İdaresi tarafından sağlanmakta ve yönetilmektedir.
Eskiden ibadethane olan ve Sovyetler Birliği döneminde ise değişik maksatlarda kullanılan 117 adet ibadethane 1989 yılından bu yana inananlara iade edilmiştir. Bunların 28 adedi cami, 69’unu kilisedir. Son 13 yıl içinde 31 adet cami ve 6 adet kilise inşa ve restore edilmişken, 103 cami ve 26 kilise inşaat ve restorasyon halindedir. Tataristan Cumhuriyeti Müslümanlar Dini İdaresi ve Kazan Piskoposluk Dairesi’nden alınan bilgilere göre, şu anda Tataristan topraklarında kullanımda olan 891 adet cami, 152 adet kilise vardır.
EĞİTİM
Eğitim Rusça ve Tatarca yapılmaktadır. Okur yazar oranı %100’dür. 1925-1926 yıllarından sonra Arap Alfabesinden Latin harflerine geçilmiştir. 1938-1939 yıllarında Kril Alfabesi kabul edilmiştir. Son zamanlarda tekrar Latin Alfabesine dönüş yolunda Hükümet tarafından çalışmalar yürütülmektedir.
Tataristan Cumhuriyeti güçlü eğitim ve bilim potansiyeline sahip bir ülke olmakla birlikte, günümüzde eğitim alanında 170 000 kişi istihdam edilmektedir.
Dokuz yıllık zorunlu eğitim ücretsiz olup, daha sonra lise eğitimini sınavsız meslek okullarında veya sınav ile Meslek Yüksek Okullarında devam ettirmek mümkündür. Genelde ilk, orta ve lise eğitimi verilen okullar “Umum bilim”(Temel eğitim) okulu olarak nitelendirilir. Bu okullarda 11 yıllık eğitim söz konusu iken, oradan mezun olanlar üniversite sınavlarına girmeye hak kazanırlar. Üniversitelerde eğitim süresi ortalama 5 yıldır. Dokuz yıllık orta eğitimden sonra meslek okullarında 3 sene, 11 yıllık temel eğitim sonrası 1 yıl; Yüksek eğitim okullarında dokuz yıllık orta okuldan sonra 5 yıl, umum okuldan sonra 3 yıl eğitim görülür. 2002/2003 verilerine göre, ülkede bulunan 2555 umum okulda toplam 586,800 öğrenci eğitim almakta, bu öğrencilerin 1672’si özel okullarda okumaktadır. 1219 adet okulda eğitim tamamen Tatarca iken, 452 adet okulda 2694 adet Tatar sınıfı oluşturulmuş olup, ülkedeki çocukların % 38’ i Tatar dilinde eğitim alabilmektedir. Aynı zamanda Tataristan Cumhuriyeti Devlet yönetimi, ülke topraklarında yaşamakta olan etnik azınlıkların da kendi ana dillerinde eğitim alabilmelerini sağlamaktadır. 148 Çuvaş, 45 Udmurt, 24 Mari, 5 Mordova dillerinde eğitim veren okul vardır. Ayrıca Ukrayna, Azeri, Ermeni, Yahudi, Alman, Polonya, Başkurt v.s. dillerini öğreten 55 adet Pazar okulu faaliyettedir. Devlet dili olan Tatar dili ve edebiyatı her okulun ders proğramında yer almaktadır.
Tataristan Cumhuriyeti eğitim sistemini teknolojik açıdan geliştirmek yönünde ciddi girişimlerde bulunarak 2015 umumokulda bilgisayar sınıfı açmıştır. İnternet bağlantısı olan okulların sayısı her geçen gün artmaktadır.
Ülkede 7267 adet öğrencinin (bunların 2113’ü özürlü çocuk) eğitim gördüğü 8 tür özel okul bulunmaktadır. Ücretli okulların açılması ve iyi rekabetin sağlanması yönünde çalışmalar uygulanmaktadır.
Tataristan’da Kazan, Yar Çallı (Naberejnıyı Çelnı), Tüben Kama (Nijnekamsk), Elmet (Almetyevsk), Bögilme(Bugulma), Aznakay (Aznakaevsk) şehirlerinde olmak üzere 10 adet Tatar-Türk Lisesi vardır. Halk arasında büyük itibar kazanan bu liselerde 2500 öğrenci eğitim görmektedir. Eğitimin Tatar, Rus, Türk ve İngiliz dillerinde olması ve kalite açısından da taviz vermemesi bu liselere olan talebi arttırmaktadır. Eğitim programı Rusya Federasyonu eğitim standartlarına uymakla beraber Türkiye’nin en iyi lise programlarına da uyum göstermektedir. Bu liselerden mezun olanların % 98’i üniversiteleri kazanmakta ve hatta Türkiye’nin önde gelen üniversitelerinde eğitim alabilmektedirler.
Tataristan Cumhuriyeti’nde bu gün itibariyle 70 adet Meslek Özel okulunda 58.400 genç, yüzden fazla uzmanlık alanında eğitim görmektedir.
Tataristan topraklarında 38’ i devlet üniversitesi olan, 64 adet Yüksek Eğitim Kurumu mevcuttur. Kazan Devlet Pedagoji Enstitüsü, Enerji Enstitüsü, Tıp Enstitüsü, Veterinerlik, Köy İşleri ve Tarım, Mimarlık ve İnşaat Akademileri, Konservatuar, Kültür ve Sanat Akademisi, Rusya İslam Üniversitesi ülkenin başlıca önde gelen Yüksek Öğrenim kuruluşlarıdır. Bu okullarda 170 bin öğrenci Yüksek öğrenim görmektedir. Ülkede bulunan Kazan Devlet Üniversitesi, Kazan Devlet Teknoloji Üniversitesi, Kazan Ekonomi Üniversitesi, Kazan Devlet Teknik Üniversitesi Rusya Federasyonu’nun en iyi 50 üniversitesi arasında yer almaktadır.
30 Eylül 1991 yılında Tataristan Cumhurbaşkanı’nın kararnamesi ile kurulmuş olan Tataristan Cumhuriyeti İlimler Akademisi, ülkenin Sosyal-ekonomik, kültürel, teknik-ilmi problemlerinin çözümünde etkin rol oynamıştır. Tıp, Biyoloji, Hukuk, Matematik, Fizik, Enerji dallarında Bilim Adamlarını birleştiren yedi Bilimsel kürsüden oluşan Akademi Rusya, Kazakistan, Ukrayna, Beyaz Rusya, Azerbaycan, Başkurtistan, Çuvaşistan, Saha, Tacikistan gibi Cumhuriyetlerin Bilim Akademileri; Türkiye, Fransa gibi diğer ülkelerin Araştırma Merkezleri ile ilmi işbirliği konusunda 21 anlaşma ve 5 sözleşme imzalamıştır.
KAZAN DEVLET ÜNİVERSİTESİ
Tataristan’ın başkenti Kazan’ın 200 yıldır Doğu Avrupa’da bilim alanında önder olmasının nedenlerinden biri, 1804 yılında Kazan Devlet Üniversitesi’nin kurulmasıdır. İlk dönemde 4 fakülteden ibaret olan bu eğitim kurumu, N.İ. Lobaçevskiy, N.N. Zinin, A.M. Butlerov, A.Y. Arbuzov, Y.K. Zavoyvskiy, V.V. Radlov, K. Fuks gibi dünyaca ünlü bilim adamlarının bilimsel çalışma ve buluş merkezi olmuştur. Klaus - Rutenyum maddesini, Zavoyskiy - elektron manyetik rezonansı, Butlerov - Organik bileşimlerin yapı teorisini, Altşuler - Akustik para manyetik rezonansı Kazan Üniversitesi’nde bulmuşlardır.
Vladimir Lenin’in Hukuk Fakültesinde eğitim almasından dolayı Üniversite O’ nun adını taşımaktadır. Günümüzde yaklaşık 15 adet fakültesi olan üniversitede 44 dalda eğitim görülmüktedir. Kazan Üniversitesi bünyesinde Lobaçevskiy adını taşıyan kütüphane, Kimya, Matematik ve Makine Bilim Enstitüleri, Botanik Bahçesi, 7 adet müze, 2 Rasathane, Bilgi Teknoloji Merkezi, Yayınevi, kültür, spor ve sağlık merkezleri v.s. bulunmaktadır.
Kazan Üniversitesi 40 değişik ülkenin üniversiteleri ile bilimsel işbirliği konusunda anlaşmalar yapmıştır. Ayrıca; IREX, FULBRIGHT, USIA, DAAD, TEMPUS, INCO-Copernicus programlarına katılmaktadır. Aynı zamanda Uluslararası Üniversiteler Birliği, Avrasya Üniversiteler Birliği üyesidir.
1996 yılında Rusya Federasyonu Başkanlık kararı ile Kazan Devlet Üniversitesi
Rusya Federasyonu’nun Değerli Kültürel Miraslar listesine dahil edilmiştir.
Avrupa’nın üçüncü en eski üniversitesi olan Kazan Devlet Üniversitesi Kasım 2004’de 200. yıl dönümünü büyük organizasyonla kutlamıştır.
TATAR TARİHİ
Bugünkü Kazan Tatarları’nın İdil- Ural Bölgesi’ndeki en eski kökleri “İSKİT” (SKİF) kavimlerine dayanır. Tarihi belgelere göre, bu kavimler kendi kimliklerini kaybetmeden, Bulgarların bir parçası olarak varlıklarını sürdürmişlerdir.
M.Ö. 8. yüzyılda geniş bir alana yayılmış olan İskitler, Türk kavimleri arasında en güçlü kavimlerden sayılmakta ve diğer Türk kavimlerinin büyük bir kısmı adına yabancı kavim ve ülkelerle ticaret yapmakta idiler. Bundan dolayı Grekler (Yunanlılar) tüm doğu halklarına “SKİDE” demişlerdir. Aynen eski Sovyetler Birliği’ndeki bütün halklara “Rus” dendiği gibi.
Tatarlar’ın uzun ömürlü devletler kurma ve yaşatma konusundaki tecrübelerini, Türk devletleri içinde varlıklarını uzun süre devam ettirme bakımından nasıl önemli bir yere sahip olduklarını daha iyi anlamak için; kurmuş oldukları birinci devlet olan “Biarm Devleti” hakkındaki bilgilere bir göz atalım.
“Biarm Ülkesi” hakkındaki söylentiler 8-9.Yüzyıllarda İskandinavya tarihinde çok geniş yer tutmaktadır. Bu bilgilere göre, “Biarm”daki deri, kürk, gümüş, demir-çelik, fildişi (Mamut kemikleri) malzemelerden yapılmış ürünler ekonomide önemli yer tutmaktaydı. Bu ise o dönemde zengin ve yüksek bir medeniyetin en önemli göstergelerinden sayılmaktadır. Bu zenginliğe sahip tek ülke ise o dönemde “İdil Bulgarları” olmuştur.
Bulgarlar; diğer Türk kavimleri gibi Avrasya boyunca geniş bölgelere dağılmış bir şekilde yaşamaktaydılar. Üç yerde devlet kurmuşlardır. Bu devletlerin halkı, başka Türk kavimlerinin bir araya gelerek (birbirleriyle kaynaşarak) “Bulgar” (karışan-kaynaşan) adını almış ve tarihte “Bulgar” adı böyle ortaya çıkmıştır.
Tarihte ilk Bulgar devleti, Karadeniz’in kuzeyinde Kuzey Kafkas bölgesindeki “Taman” yarımadasında 7. Yüzyılda kurulur. Kurucusu Kubrat (Kurt) Han uzun yıllar devleti yönetir ve O’ nun döneminde devlet çok büyür. Tarihte “Büyük Bulgar Devleti” olarak bilinir ve başkenti “Fenegür” (Fanagorya) şehridir. Büyük Bulgar Devleti 620-670 yılları arasında ekonomik ve siyasal yönden en güçlü dönemini yaşamıştır.
Bulgar Devleti, pek çok konuda Bizans ile yarışacak zenginliğe ve güce sahipti. Bu devlete ait tarihi eserlerin bir kısmının Bizans toprağında olması ve korunması, her iki devlet arasında sıkı bir iletişimin olduğunu da göstermektedir. Gücü nedeniyle Bizans’ın her zaman korktuğu bir devlet olmuştur.
Bizans’ın diplomatik ve yıkıcı çalışmaları ile Kuzey Kafkasya’nın Arap ordusunun işgali sonucu Bulgar devleti zayıflamıştır. 665 yılında Kubrat Han ölünce ülke toprakları oğulları tarafından paylaşılmıştır. “Asparuh” isimli oğlu Tuna nehri taraflarına giderek; Tuna boyundaki Dobruca şehrini Bizans’ı yenerek ele geçirir. Ve orada yaşayan Türk ve Slav halklarından oluşan grupları biraraya getirerek 679 yılında “Tuna Bulgar Devleti”ni kurar. Bu devlet idaresinde birkaç nesil geştikten sonra, yönetimdeki Bulgarlar yavaş yavaş yerli Slav kavimlerinin dillerini benimseyince ortaya Slav dilli Bulgar halkı çıkar. (Mirfatih Zekiyev)
Üçüncü Bulgar Devleti’nin kurulması ise; Kubrat Han’ın diğer oğlu Kudrak Han tarafından gerçekleştirilir. Babasının ölümünden sonra Kudrak İdil (Volga) nehrinin Çulman (Kama) nehri ile birleştiği noktaya gelir. Biarm ülkesinin güney-batı tarafında, buradaki yerli halkları da içine alan “İdil Bulgar Devleti”ni kurar. (8.yy sonu).
Bu yeni devlet 10. yüzyılda çok geniş bir alanda egemenlik sürdürmeye başlar. (Yalnız Kama nehrinin yukarı kısmında bulunan Biarm ülkesi toprakları sınırlar dışında kalır ve sonradan bu devletin ismi “Perm” olarak anılmaya başlar.)
Bu üç devletteki Bulgarları birbirlerinden ayırmak için şöyle sınıflandırıyorlar: Protobulgarlar,Tuna (Slav) Bulgarları ve İdil Bulgarları. (M. Zekiyev)
Büyük Bulgar Devleti’nin parçalanmasından sonra İtil- Çolman bölgesine gelen Bulgarlar, burada Hun’lardan, Sabar’lardan, Uz’lardan ve Hazar’lardan geriye kalan toplulukları bulurlar ve bu bölge hızlı bir biçimde Türkleşir. Bulgarlar’ın burada dikkate değer en büyük özellikleri kendileri assimile olmadan bölgedeki diğer halkları (özellikle Fin-Ugor kavimlerini) hızla Türkleştirmeleridir.
Azak, Don ve Kuban dolaylarında kalan Bulgarlar ise Hazar Kağanlığı ile birleşirler.
İdil Bulgar Devleti sağlam bir siyasi teşkilat halinde kurulmuştur. Bunu Moğol istilasına kadar geçen 5,5 asır boyu egemenliğini sürdürmesinden çok iyi anlamaktayız. Tarihçiler, Kama ırmağının İdil nehrine döküldüğü noktayı çevreleyen yerleri Bulgar ülkesinin merkezi ve ilk kuruluş alanı olarak belirtirler.Yine buradaki başkent “Bulgar “ şehri 9. ve 12. yüzyıllar arasında Doğu Avrupa’nın en önemli ticaret merkezidir.
Yabancı tarihçilerin yazdıklarından; İdil Bulgarları’nın oldukça uygar ve tüccar bir millet olduğu anlaşılmaktadır. Komşuları olan bütün kavimlerle ve yine uzak-yakın bütün halklar ile ticaret yapabilecek güçtedirler. Arap müelliflerinin anlattıklarına göre; diğer tüccarlar yalnız “Bulgar” şehrine gelebildikleri halde, Bulgarlar kuzeyin en uzak noktalarına kadar giderek Yugra halkı ( Rusya’nın kuzeyi- Batı Sibirya) ile de ticaret yapabiliyorlar, ormanca zengin İdil-Çulman bölgesinin verimli topraklarında yetiştirdikleri çeşitli tarım ürünlerini diğer halklara satarak ekonomik alanda güçlerini arttırıyorlardı. Hayvancılık, dericilik, kürkçülük çok gelişmiş idi.
Bulgarlar’ın medeniliği’ni gösteren bir örnek de o dönemin tarihçilerinin ifadelerinde şöyle yer almıştır: Bulgarların çizme giymesi Rusları pek yıldırmış ve 985 yılında “Bunlar bize vergi ödemezler, biz çarıklıları arayalım,” diyerek savaşmaktan vaz geçmişlerdir.(Abdullah Battal Taymas)
Türki kavimler çeşitli zamanlarda değişik bölgelerde ayrı ayrı devletler oluşturmuşlardır. Bu nedenle tarihihe göz attığımızda çok sayıda ve çeşitlilikte Türk devletinin varlığını görmemiz mümkündür. Türki halklar, devlet başkanlarının(kağanlarının) kendi öz halkından ve öz ırkından olmasına çok önem vermişler ve bunu bağımsızlığın ve egemenliğin şartı olarak görmüşlerdir. Bulgar Devleti de bu konuya verdiği önem ile kurulduğu günden itibaren dikkati çekmektedir. Özellikle Hazar Devleti’nin din olarak Museviliği benimsemesinin bu temel ilkeyi zedeleyeceğini belirterek uzun yıllar Hazarlar ile mücadele etmişler ve savaşmışlardır. Bulgarlar Museviliği kabul etmemişler ve o dönemde İslamiyet çok kabul görmesine rağmen, 921 yılında Bulgar hükümdarı Almas Silgioğlu, Abbasi halifesi Muktedir Billah’a başvurarak bir heyetin gönderilmesini talep etmiştir.
Halife bu isteğe uyarak bir heyet göndermiştir. Bu heyetin başyazmanı Ahmet İbn-i Fadlan idi. İbn-i Fadlan Irak’a dönünce bu yolculuk için bir “Rihle” yazmıştır.Bu seyahat hakkında rapor olan bu yazıyı Ord. Prof. Dr. Zeki Velidi Togan İran’ın Meşhed şehri kütüphanesinde bulmuştur.
Bu yazıya göre: Bu heyet Bulgar’a 922 yılının Mayıs ayında ulaşmıştır. Bulgar hükümdarı ve devlet büyükleri tarafından çok büyük törenle karşılanırlar. Bu heyetin gelmesi ile müslüman olan Bulgar Hanı kendi adını Cafer’e, babasının adını da Abdullah’a dönüştürerek “Cafer bin Abdullah” olmuştur. Böylece Bulgar Devleti dönemin en güçlü devleti olan Arap hilafetine tabi olarak siyasi bağımsızlığını ve sınırlarını genişletiyor. Bu devletin kuzeyi Buz denizi ve kuzey Dvina’ya, güneyi Hazar denizi ve Kuzey Kafkas yaylalarına, Batısı Tuna nehri’ne, Doğusu Ural dağlarına kadar genişliyor.
İslam dinini kabul eden halkın ruhi yapısı da değişerek, çok sayıda cami ve mekteplerin inşa edilmesi ile İslam dininin kurallarına uygun bir ahlaki terbiye sonucu iktisadi ve ruhi bir yükseliş meydana gelmiştir.
Demir-çelik, gümüş, bakır, deri, mamut kemikleri, topraktan üretilen malzemeler ve üretip sattıkları mamuller ile güçlü bir ekonomi oluşturmuşlar. Tarihte ilk kez merkezi ısıtma sistemi ile hamamlar yapmışlar ve şehirleri ısıtmışlardır. Bulgar Devleti, zamanının Avrupa devletlerinin hepsinin ilerisinde idi. “Biler” şehri ise çağının Paris ve Londra’sından daha büyük ve uygar bir şehir olarak tarihe geçmiştir. Bulgarlarda üretilen deri eşyalar ve giysiler sadece yakın çevrede değil, çok uzak bölgelerde de aranılan eşya olmuştur. En iyi, en kaliteli deri ve kürkler Bulgar’dan geldiği için “Orta”, “Merkez” ve “Küçük Asya”da “Bulgarlık” diye adlandırılmıştır.
Bulgar Devleti, Avrupa ile Asya arasında ticari köprü rolünü üstlenmiştir. Ve Avrasya’nın en güçlü devletlerinden sayılmıştır. İskandinavyalılar ona eski adı ile “Biarmland” diyerek bu devlet ile ticaret yapmanın kolaylıklarından söz eden yazılar yazmışlardır. Bu dönemde herkes Bulgarlar’ın zenginliğine imrenerek bakmıştır.
13. asır başında Cengiz Han ordusu pek çok ülkeyi ele geçirerek egemenliği altına almıştır. Çin’de, Orta Asya’da, İran’da Kafkasya’da önlerine çıkan bütün askeri güçleri(Çin, Rus ve Kıpçak ordularını) yenerek 1223 yılında bu kez Bulgarlar ile karşı karşıya gelirler. Bu savaşı güçlü Bulgar ordusu kazanır ve Cengiz ordularını “Jiguli” dağları önünde darmadağın ederek hem kendi ülkelerini, hem de bölgedeki diğer halkları(Ruslar ve diğer Avrupa halkları) 13 yıl boyu Moğol istilasından uzak tutmuş olur.
1236 yılında Cengiz Han’ın torunu Batu Han çok sayıda asker toplayıp yeniden Bulgar topraklarına saldırır. Bu savaşta Bulgarlar yenilir. Moğollar halkı katleder, şehir ve köyleri yakıp-yıkar, özellikle cami, hamam ve saraylarla süslü elli bin nüfuslu Bulgar şehrini tamamen tahrip ederler. Bulgar Devleti bu saldırılardan son derece zarar görür. Yangınlarla çok sayıda tarihi eser yok olur. 1240’lı yıllarda bu bölgede Altın Orda Devleti kurulur. Şimdiki Kırım, Kafkas, İdil-Ural, Kazakistan, Özbekistan, Rusya topraklarını içine alan bu devleti Moğol asıllı yöneticiler idare ederler. Bulgarların güçten düşmesi ve dağılmasına bu Moğol hücumları neden olur.
Buna rağmen kılıç artığı Bulgarlar eski Bulgar şehrini yeniden canlandırmaya çalışırlar. Ancak bu sefer de 1361 yılında Altın Orda hükümdarı Polat Timur Han tarafından şehir ikinci defa çok ağır bir şekilde tahrip edilir.
Altın Orda Devleti; bu devlet de döneminin ileri medeniyet çizgisinde gösterilebilir. Altın Orda’nın ilerlemesinde yerli halkın büyük önemi var. Önceki medeniyetin etkisi kendisini hissettirmekle birlikte büyük ve yeni şehirler kurulur. Bulgar esnaf ve tüccarının ilkelerinin daha da ilerleyerek yeni medeniyette yerini aldığı ve kendine has bu medeniyetin büyüdüğü ve kalıcı olmaya gayret ettiği görülür.
Altın Orda Devleti’nin ömrü 200 yıl sürer. Bulgar şehri ise son defa Timur’un Toktamış Han’a karşı yaptığı sefer sırasında 1391 yılında yeniden işgale uğrar ve ağır bir tahrip dalgası daha yaşar. Halk ise kısa sürede bir daha yerleşmemek kararı ile dağılarak şehri terk eder.
Moğol kökenli Hanlar yerli halktan kopuk oldukları, ayrıca Türk kanı taşımadıkları için Türki’lerin büyük devletler kurduğu gerçeğini kabul etmek istememişlerdir. Bütün yaptıkarı bir süre daha iktidarda kalarak varlıklarını ve saltanatlarını sürdürmek gayreti olmuştur. Bu nedenle kendi aralarında sürekli saltanat kavgaları çıkmış ve birbirlerine o kadar düşmüşlerdir ki; Ruslardan vergi alma işini Moskova Knezliği’ne bırakarak bölgede yeni bir siyasi ve askeri güç olarak Rusların da kendilerini kabul ettirmelerine neden olacak gelişmeyi başlatmışlardır. Ruslar da bu durumdan çok iyi yararlanmışlardır.
Cengiz Han’lıların kendi aralarındaki çatışmaları Altın Orda Devleti’nin dağılmasına neden olmuştur. Öncelikle Kazak ve Özbek Hanlıklarının temeli olan Ak Orda ayırılır. Sonra Nogay Orda’sı ve 15. yüzyılın ortasında Sibirya, Astarahan ve Kırım Hanlıkları oluşur. Altın Orda Devleti’nin iyice güçten düştüğü dönemde Uluğ Mehmet adlı bir prens Altın Orda’dan ayırılarak, küçük bir askeri birlik ile Bulgar ülkesine gelerek 1439 yılında kendisini bağımsız Kazan Hanlığı’ nın hükümdarı ilan eder.(Abdullah Battal Taymas)
Altın Orda’nın kendisinde kargaşalık, prensler ve hanlar arasında kavgalar sürüp gittiğinden Devlet(Orda), uzakta kalan Bulgar-Kazan işleriyle meşgul olamaz.Ülke başsız kalmış ve perişan bir hale geldiğinden Kazan’lılar Uluğ Mehmet Han’ı büyük bir sevinçle karşılarlar. Altın Orda zayıf düştükçe Rusların Bulgar ülkesine karşı baskıları artar ve Kazanlılar Uluğ Mehmet Han’a Ruslara karşı savaşlarında yardım ederler.(Altın Orda döneminde Rusların Kazan ülkesine on defa saldırdıkları Rus tarihçileri tarafından belirtilmiştir.)
Kazan Hanlığı’nın sınırları kesin belli olmamakla beraber oldukça geniş topraklara sahip olduğu belirtilir. Han’lıkta Müslüman Türki’lerden başka Çuvaşlar, Fin ırkına mensup halklardan Mordva’lar, Mari’ler, Votiak’lar v.s. yaşamaktadırlar.
Kazan Hanlığı’nda halkın yaşama tarzı hemen hemen Bulgar devrinde olduğu gibi devam eder. Altın Orda devrinde gerilemiş olan ticaret, Kazan Hanlığı döneminde canlanır. Kazan şehri Asya ve Avrupa mallarının aktarma ve değiş-tokuş yeri olur. Her yaz şehirde bir panayır(fuar) kurulur. Ülkedeki geniş ormanlarda yabani hayvanların bol miktarda bulunması ülke için büyük bir servet kaynağı demek olur. Ormanların çok olması arıcılık ve kerestecilik alanında gelişmeye neden olmuştur. Tarihten gelen maden işleme uzmanlığı ve el sanatları konusundaki geniş altyapı; dericilik, kiremitçilik-çömlekçilik, bakırcılık, kuyumculuk, demir-çelik işçiliği gibi alanlarda çok büyük gelişmeye yol açmıştır. Kazanlılar avcılık ve balıkçılık ile uğraşarak da ekonomik kalkınmaya büyük katkıda bulunurlar.
Kazan Hanlığı zenginliği ve yüksek medeniyet seviyesi ile diğer toplulukların ilgisini o kadar çeker ki devrin (16. Asır) seyyahlarından Herbertstein şunları söyler:”Kazanlılar öteki ırkdaşlarına nisbeten daha medenidirler; çünkü onlar topraklarını sürüp-ekiyorlar, evlerde yaşıyorlar ve çeşitli alış-verişle uğraşıyorlar.” Sonraları Kazan’ı işgal eden orduda bulunan Moskof prensi A.Kurbskiy, Kazan ülkesinin kuzey bölgesini tasvir ederken şu sözleri yazıyor: “Oralarda tarlalar çok geniş olduğu gibi mahsul da pek bol alınır. Mirzaların ve eşrafın malikaneleri şaşılacak derecede güzeldir. Köylere sık-sık rastgelinmektedir. Hayvan sürüleri hesapsızdır.”
Kazan Hanlığı’nın sahip olduğu zenginliğe Ruslar tarih boyunca göz dikmişlerdir. Ne pahasına olursa olsun bu medeniyeti çiğnemek, tüccar, sanatçı ve çok çalışkan bu kavmi ezmek arzusu ile yanıp tutuşurlar. Bu sebeple Kazan Hanlığı’na sürekli saldırırlar. Moskova ile yapılan arkası kesilmeyen savaşlar sonucunda zayıf düşen Kazan Devleti’nin çözülmesinde Tatar mirzaları arasındaki geçimsizlik, birbirine zıt fikirli ve düşman olan aristokrasi grupları, Rusların gayretiyle meydana gelmiş olan Moskova taraftarı hain ve işbirlikçiler görevlerini tam olarak yerine getirmişlerdir. Kazan Devleti içeriden çözüldükçe Rusların küstahlıkları artar ve Kazan Hanlığı’nın başkentini almak için saldırılar sıklaştırılır. 1547-1550 yılları arasında Rus çarı “Korkunç İvan” Kazan’a ardı-arkası kesilmeyen hücümlarda bulunur. Fakat şehri ele geçiremez. 1551 yılında Kazan’ın 30-40 km. Batı tarafında “Züye” (Sviyaga) nehrinin İdil (Volga) nehrine döküldüğü yüksek bir tepe üzerine “Sviyajsk” adında bir kale inşa ettirir.
Bu kalenin inşaatı biter-bitmez Moskova hükümeti Kazanlı’lara şu üç maddeyi içeren bir ültimatom gönderir:
1-İdil nehrinin sağ tarafında olan bölge “Tav yagı”nda Moskova’nın egemenliğini tanımak.
2-Çocuk Han Ötemiş Gerey ile O’nun yerine devleti idare eden annesi Süyümbike Han’ı Moskova hükümetine teslim etmek.
3-Kazan’daki bütün Rus esirleri serbest bırakmak.
Kazan aristokratları tarafından bu taleplerin hepsi olduğu gibi kabul edilir ve Süyümbike ile oğlu 11Ağustos 1552’de Moskovalı’lara teslim edilirler.(Abdullah Battal Taymas)
Nogay Hanı Yusuf Mirza’ın kızı olan Süyümbike Kazan Hanlığı’na 1533 yılında Ağustos ayında gelin olarak gelip, 1551 yılının yine Ağustos ayında Rusların esiri olarak ayırılır. Nogay Hanlığı’nın güzelliği ve aklı ile ünlenmiş bikesi, 1532 yılında Kazan tahtına geçen Cangali ile 1533 yılında evlendirilir. Cangali dışarıdan Kazan Hanı olarak görünse de; gerçekte bağımsız bir devlet yönetimini yerine getirememektedir. Rus Knezi Vasiliy’in talimatlarına uyarak devleti yönetir.(Cangali kendisi Kazan Hanlığı’na komşu olan Kasım Hanlığı’ndandır)
Cangali’nin başında bulunduğu “kukla” yönetim Kazan’ı üç yıl idare eder. 1535 yılında şehirde çıkan bağımsızlık yanlısı bir ayaklanma sonucunda tahttan indirilir ve idam edilir. Han Cangali’nin ölümünden sonra daha önce de Kazan Hanlığı’nın hükümdarı olan Safa Giray Kırım’dan Kazan’a davet edilir. Bu tarihten sonra Safa Giray ikinci kez Kazan Hanlığı’nı idare etmeye başlar. Dört eşi olan Safa Giray, eşlerinden birinin ölümünden sonra Süyümbike ile evlenir. Fakat Süyümbike kocasını paylaşmak istemediği için diğer eşlerinden boşanmasını ister. Eşlerinden biri Sibirya Hanlığı’ndan, diğeri ise Astrahan Hanlığı’ndan olan Safa Giray’ı bu istek zor durumda bırakır. Aıyırıca, bu istek Süyümbike adına da bir siyasi hata olarak tarihte yerini alır.
Safa Giray Han ülkesine, milletine ve egemenliğine son derece düşkündür. Bu özellikleri ile uzun yıllar Ruslara geçit vermez. Bu durum Rusları çok rahatsız eder. Ve 1549 yılında tarihin bu efsane Han’ı “bilinmeyen” nedenlerden dolayı ölür. Süyümbike 1547 doğumlu oğlu Ötemiş Giray ile yine dul kalır. Han’lık Safa Giray’ın oğlu Ötemiş Giray’a verilir. Fakat küçük olduğu için yönetime annesi geçer. Süyümbike, çok sevdiği ve 14 yılını paylaştığı Safa Giray’ın çizdiği yoldan gitmeye devam eder. Devleti bağımsız olarak idare etmeye ve egemenliği korumaya çalışır. Bu durumdan rahatsız olan ve Kazan’ı işgal için hazırlıklarını tamamlayan Rus çarı İvan, Kazan’daki iç karışıklıkları da değerlendirerek yukarıda sözü edilen üç maddelik ultimatomu vererek Kazan’ı ve Süyümbike ile Ötemiş Giray’ı teslim alır.
Ancak; Rus çarı İvan, vermiş olduğu dokunulmazlık sözünde durmaz ve Kazan şehrini, 50 km’lik çevresindeki bütün toprakları Rus Knezleri ve toprak ağalarına vermek üzere buradaki halkı tarihin en kanlı katliamlarından birini gerçekleştirerek kılıçtan geçirir. “Volga kızıl akar.” Sağ kalanlar yurtlarından uzaklaştırılır. Halkın dinini zorla Hristiyanlığa dönüştürmek ister. Yine tarihin en büyük assimilasyon örneklerinden birini gerçekşleştirmeye çalışarak halkı Ruslaştırma gayreti içine girer. Ruslara karşı gelen Mirzaların Mirzalık(Beylik) ünvanları ve tüm mal varlıkları ellerinden alınır. İslami bütün kurumlar yıkılır. Müslüman alimler katledilir. Halk köle haline getirilir. Hristiyanlaştırılmak istemeyen halk Sibirya, Astarahan, Kafkas, Kırım ve Orta Asya’ya kaçar. O dönemde ormanlara sığınan kaçak Tatarlar birbirleriyle karşılaştıklarında:”Haman isen mi siz?” demektedirler. “Hala sağ mısınız?” anlamına gelen bu cümle günümüzde “isenmisiz” olarak Türkçe’deki “merhaba” yerine geçmiştir.
Kazan Hanlığı dağıldıktan sonra Tatar milleti’ne değil tarihini araştırmak, kılıç-hancer taşımasına dahi izin verilmez. Mutfaklarındaki bıçağın bile tahta sekiye zincirle bağlanması zorunluğu getirilir. Belde hancer taşımak bir yana, hayvan kesmek için dahi bıçak taşıyamaz hale gelirler. (Musagit Habibullin)
Hayatının 18 yılını Kazan’da geçiren Süyümbike, Kazan Hanlığı yıkıldıktan sonra Kasım Hanlığı’nın hükümdarı Rus taraftarı hain-işbirlikçi Şahgali ile evlendirilir. Hayatının son günleri ve mezarının yeri hakkında bir bilgi mevcut değildir. Oğlu Ötemiş Giray ise Ruslar tarafından vaftız edilerek ismi Aleksandr olarak değiştirilir. Ötemiş Giray 18 yaşında ölür. Ölüm nedeni bilinmemektedir. Mezarı Moskova Kremlin’in Arhangelsk Kilisesi’nin bahçesinde Rus çarları kabirlerinin yanında bulunmaktadır.(Ravil Fahretdinov)
Kazan Hanlığı 2 Ekim 1552 tarihinde bağımsızlığını yitirdikten sonra, 1556’da Astarahan Hanlığı, 1582 yılında Sibirya Hanlığı, 1783’de Kırım Hanlığı bağımsızlıklarını kaybederler. Rusların birer kolonisi haline gelirler. Birbirleri ile dayanışma içinde olmamak yüzünden bugün bu halklar yok olma sınırına gelmişlerdir.
İdil boyu Tatarları Rus Devleti’nin yönetimine “Ebi Patşa”(Nine Çar) Katerina gelinceye kadar İslam dinini gizlice yaşatmaya devam etmişlerdir. 1788 yılında ise Katerina Ufa şehrinde İslam dini ile ilgili bir kurum açmaya gelir. Bu sırada Kazan’da da bir cami inşaasına izin verir. Bu sayede İdil-Ural bölgesinde siyasi otoritesinin daha kolay benimsenmesi için bir yatırım yapmış olur. Ufa şehrinde oluşturulan İslami müessesenin(Müftülük)yönetimine getirilecek kişiyi o bölgenin mü’minlerine bırakmaz, Müftü, bölge halkının fikri dahi sorulmaksızın, bizzat Çarlık hükümeti tarafından tayin edilir.
1804 yılında Kazan’da Üniversite açılır. Moskova Üniversitesi’nden sonra Rusya’nın ikinci büyük eğitim merkezi olarak bilinir. Kazan Üniversitesi’nde ilk önceleri Tıp, Hukuk, Tarih-Filoloji Fakülteleri oluşur. Fakat burada müslümanların eğitim alması mümkün değildir. Tarihçi Zeki Velidi Togan’a göre Üniversite’nin bahçesine:”Köpekler ve Tatarların girmesi yasaktır.” yazısı asılırmış.(Z. Velidi Togan)
1917 yılındaki Bolşevik ihtilaline kadar Guberniya(Vilayet) olarak adlandırılan Tatar ülkesi, 1920 yılında Vladimir Lenin tarafından imzalanan bir yasa ile Özerk Sovyet Sosyalistik Cumhuriyeti adını alır.
Bolşevikler iktidara geçebilmek için Çarlık Rusyası’nda yaşayan halklara eşitlik, hatta özbelirlenme hakkı tanıma vaadinde bulunurlar. Bunun sonucu olarak sadece Rusların geğil, diğer halkların da Bolşevikler yanında yer almaları mümkün olur. Onların da yardımları ile 1917 yılının Ekim ayında Bolşevikler iktidarı ele geçirirler. Ve hemen aynı yılın Kasım ayında “Rusya’daki milletlerin hukuk deklarasyonu”nu kabul ederler. Burada daha önce vaad edilenlerin kanunlaştığı görülmektedir.Ancak, kendi siyasi geleceğini belirleme hakkından yalnız Finler ve Polonyalı’lar yararlanırlar. Diğer milletlere kendi siyasi geleceğini belirleme hakkı tanınmaz. Eşitlik ve kendi kaderini kendi tayin etme hakkını göz ardı ederek, Ocak 1918 yılında Bolşevikler halka sormaksızın “Rusya Federasyonu” adı altında emperyalist bir devlet kurarlar. Kazak, Özbek, Kırgız, Türkmen ve Tacik’ler bu Federasyonun Muhtar Cumhuriyetleridirler. 1922 yılında bu yapıyı daha da büyüterek SSCB(Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’ni) meydana getirirler ve milliyet temeline göre “müstakil” ve “muhtariyetli” cumhuriyetler ve “Muhtariyetli Ülkeler” oluştururlar. Ancak Bolşeviklerin kurduğu Sovyet hükümeti eski tantanalı deklarasyonunu unutarak, Rusya’dan ayırılıp bir müddet bağımsız yaşayan Azerbaycan, Gürcistan ğibi ülkeleri yeniden zorla Rusya’ya ilhak etmekten çekinmediği gibi, Rusya’dan ayırılıp yirmi sene kadar bağımsız varlığını sürdüren Demokratik Baltık Cumhuriyetleri’ni de işgal edip Sovyetleştirmekden geri kalmaz. (Abdullah Battal Taymas)
1930’lu yıllarda milletlere kalite damgası vurulmaya başlar.1.Sınıf millet: Ruslar, 2. Sınıf milletler: Müstakil Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler, 3. Sınıf millet: Özerk Cumhuriyetler( Tataristan bu gruba dahil). Sonra muhtariyetli ülkeler, bölgeler, beşinci sınıftakiler, devlet kurma yetkisi verilmeyenler(azınlık toplum)
Tatarlar, ihtilalin azınlık faydasına olacağını düşünerek Bolşeviklere güvendiler. İhtilal sırasında Bolşevikleri destekleyen gruplar kurdular. Bu ekipler İdil-Ural bölgesinde faaliyet gösterirken, Bolşevikler Tatar aydınlarının İdil-Ural Konfederasyonu oluşturma fikrine sıcak bakıyor gibi göründüler. Daha sonra Konfederasyon yerine Milli Cumhuriyetler kurma fikri ortaya atılır. Tatar ve Başkurtların Tatar- Başkurt Bağımsız Cumhuriyeti’ni kurma fikri Lenin ve Stalin tarafından da desteklenir gibi görünse de; daha sonraları Tatar-Başkurt Silahlı Birliklerinin Orta Asya tarafına savaşmaya gönderilmesi sonucu, Kazan’ı ve yakın çevresini beyaz Çek’ler kuşattı bahanesi ile 1919 yılında Rus Bolşevikler Başkurt Özerk Cumhuriyeti’ni kurarlar.
Böylece 1920 yılında eski Tatar topraklarının çok az bir kısmında Tataristan Özerk Cumhuriyeti kurulur.
Buna Tatarlar ve Başkurtlar itiraz etmesin ve ileride müstakil bir Cumhuriyet kurulması istenmesin ve siyasi sınırlar olarak da kolaylık meydana gelmesin diyerek; Başkurtistan ve Kazakistan ortak sınırı iptal edilerek Tatar nüfusunun yaşadığı bu bölgede “Orenburg Ülkesi” diye bir yerleşim birimi oluşturulur.
Tatarlar birkaç kez “Bağımsız Cumhuriyet” statüsü talebinde bulunarak Komünist Partisi Merkez Komitesine başvurmuşlar ancak: “Tataristan’ın yabancı ülkelerle sınırı yok, size izin verilirse diğerleri de aynı talepte bulunurlar” karşılığını almışlardır.
Özerk Cumhuriyet döneminde bağımsızlığı yok denilecek seviyede olan Cumhuriyetin temel halkı olan Tatarlar, Milli değerlerini, ana dillerini unutma sınırına geldiler. Tataristan kendi ekonomisinin sadece %1,6’sına sahipken; kalan %98,4’lük kısmı Cumhuriyetler Birliği ve Rusya Bakanlıklarının bütçesine gelir oluşturmaktaydı.
67. 838 kilometrekarelik yüzölçümüne sahip olan bugünkü Tataristan Cumhuriyetinde Tatarlar, Ruslar, Çuvaşlar, Mariler, Udmurtlar olarak çeşitli milletler yaşamaktadır. 1993’de yapılan nüfus sayımına göre Tatarların oranı %52. Tataristan’da 43 idari bölge, 19 şehir, 22 kasaba ve 3163 köy bulunmaktadır. Şehirde yaşayanların oranı %70’dir. 4 milyon nüfusu olan Tataristan’ın başkenti Kazan’da 1 milyon 300 bin kişi, ikinci büyük şehir Yar Çallı’da 600 bin, Tüben Kama’da 250 bin, Elmet’te 120 bin kişi yaşamaktadır.
Tataristan’ın Kuzey ile Güney sınırları arasında 290 km., Batı ile Doğu arasında 460 km. mesafe var. Tataristan; Başkurtistan , Çuvaşiye, Mari-El, Udmurt Cumhuriyetleri ve Samara , Ulyanovsk, Kirov ve Orenburg ülkeleri ile sınırdaş.
1985 yılı SSCB’nin tarihinde ciddi bir dönüm noktası olur. Komunist Partri Genel Sekreterliğine gelen Mihail Gorbaçev, Nisan’da yapılan Parti Merkez Komitesi Plenumunda reform önerilerini açıklar.1986 yılı Şubat ayında yapılan SBKP 27. Kongresinde Perestroyka(Yeniden Yapılanma) ve Glasnost(Açıklık) politikalarının kabul edilmesiyle Sovyetler Birliği’nde kapsamlı bir reform süreci başlatır. Perestroyka’nın yarattığı sosyal hareketlenme sonucu Sovyetler Birliği’nin çeşitli bölgelerinde 1987 yılından itibaren türlü milli hareketler, dernek ve cemiyetler kurulmaya başlar. 1988’de Tataristan’da “Mercani” adında ilk cemiyet kurulur. Aynı yılın 27 Agustos’unda gerçek tarihi öğrenme ve öğretmeye yönelik “Bulgar el Cedid” derneği meydana gelir. 1990 senesi Haziran ayından itibaren bu Cemiyet “Bulgar Milli Kongresi” adını taşımaya başlar.
27 Haziran 1988’de Kazan Devlet Üniversitesinin Konferans salonlarından birinde başlıca Galimcan İbrahimov Dil, Edebiyat ve Tarih Enstitüsün’nün ve Kazan Devlet Üniversitesi’nin genç bilim adamlarından, Kazan’ın diğer yüksek eğitim ve bilim kurumları çalışanlarından ibaret küçük bir grup toplanır. Bu toplantıda Tatar İctimai Merkezi’ni(Tatar İctimagıy Üzegi (TİÜ)) kurmaya karar verilir.
Çok geçmeden daha büyük çapta iki toplantı daha düzenlenir. İlk toplantıya 200 kişi katıldıysa, ikinci toplantıya 600; üçüncü toplantıya 1000 civarında kişi katılır. Bu toplantılara yalnız bilim adamları değil, Tatar halkının diğer sosyal tabakalarından da temsilciler iştirak eder.
Ekim 1988’de Milli Hareket Konferansı düzenlenir. Konferans’da Tatar İctimai Merkezi’nin Program ve Tüzüğü tartışılır, Merkez’i resmileştirmek üzere T.İ.M.’nin Kurucu Kurultayı’nı düzenleme kararı alınır ve Kurultay’ın Organizasyon Komitesi seçilir.
Tatar İctimai Merkezi’nin İlk Kurucu Kurultayı 17-18 Şubat 1989’da Tataristan’ın başkenti Kazan’da düzenlenir. Kurultay’da “Tatar İctimai Merkezi” adında Perestroyka’yı destekleyen halk hareketi’nin kurulduğuna dair karar alınır, T.İ.M.’nin Programı kabul edilir veTüzüğü onaylanır. Tüzükte T.İ.M.’nin kuruluş amacı ve faaliyet prensipleri hakkında şunları öğreniyoruz:
“Tatar İctimai Merkezi, vatandaşların kendi inisyatifleri esasında kurulan, ulusal demokratik hareket çerçevesinde sosyalistik toplumu yenilemeye yardım eden serbest bir dernektir.
Tatar İctimai Merkezi, ilke esası olarak Komunist Partisi’nin 27. Kongresi ve19. Konferansı kararlarını kabul eder...
Tatar İctimai Merkezi’nin esas maksadı, Tatar milletinin milli, siyasi, iktisadi ve kültürel hukukları müstakilliğini gerçekleştirmek, Tatar milletinin her açıdan gelişmesine yardım etmek, bundan başka ülkenin diğer bölgelerinde ve yurt dışında yaşayan Tatarlar ve onların kuruluşlarıyla bu maksadı göz önünde bulundurarak kültürel ve iktisadi bağlantılar düzenlemektir.
Bundan hareketle TİÜ, aşağıdaki hedeflere ulaşmayı göz önünde tutmaktadır.
Tatar İctimai Merkezi’nin faaliyet prensipleri şunlardan ibaret:
- humanizm ve insan haklarını savunmak;
- demokrasi ve sosyalistik fikir çeşitliliği;
- enternasyonalizm ve umumi insani değerlerin üstünlüğü;
- bütün halkların eşitliği;
- kanunlara saygı;
- devlet ve ictimai kurumlarla işbirliği;
- müstakillik ve kendi kendini yönetme. (Tatar İctimagıy Üzegi Ustavı)
17 Temmuz 1989’da Tataristan Sosyalist Özerk Cumhuriyeti’nin Bakanlar Kurulu Tatar İctimai Merkezi’nin tüzüğünü onaylar.
T.İ.M.’nın ilk Kurucu Kurultayı, Sovyet döneminde Tatar Milli Hareketini temsilen toplanan ilk toplantı ve bu toplantıda Sovyet döneminde ilk defa olarak Tatar halkının o güne kadar gündeme getirilemeyen milli meseleleri açıkça görüşülür. Bu toplantı, Tatar toplumunun bütününde olmasa bile, büyük çoğunluğunda milli bilincin ve cesaretin Sovyet dönemindeki elverişsiz şartlara rağmen korunmuş olduğunu isbatlar. Ayırıca, Sovyet döneminde Tatar halkının Sovyetler Birliği’nin çeşitli bölgelerinde yaşayan çeşitli gruplarının temsilcileri bir araya gelir. Temel prensiplerinden biri ateizm olan komunist ideolojinin egemenliğini henüz koruduğu bir anda, T.İ.M.’nin Kurultayında kürsüye din adamları çıkar ve bu toplantıda İslami değerlerin aklanması ve canlandırılması konusunda kararlar alınır. O güne kadar ana dilinde konuşmakta çekingenlik egemen olurken, Kurultayda konuşmalar Tatarca yapılır. Rusça konuşanlar ise Tatarca bilmediklerinden dolayı özür dilemek zorunda kalırlar. Bu, Tatarlarda milli duyguların canlanmaya başlamasının en bariz göstergesidir. Bunun yanı sıra T.İ.M.’nin ilk Kurucu Kurultayı’nda gündeme gelen konular ve alınan kararlar, Tatar toplumunda bir çok önemli milli konu üzerinde (Tataristan’ın siyasi statüsü, Tatar dilinin durumu, alfabe değişikliği, milli birlik ve milli bilinç meseleleri v.s.) fikir alış verişini başlatır, milli hareketin bundan sonraki gelişimi için ideolojik zemin oluşturur, Tataristan’daki bazı gelişmelere (Tataristan’ın egemenliğini ilan etmesi, Tatarca’nın devlet dili statüsünü alması) ön ayak olur.
1990 yılının başında Tataristan’da ilk defa Komünist Parti’nin dışında bağımsız milli parti kurulur. 22 Mart 1990’da ilan edilen program ve nizamnamesinde bu partinin İttifak Tatar Bağımsızlık Partisi adını aldığı görülür. Partinin kuruluş safhasındaki lideri Filolog Rafael Muhameddinov ise, daha sonra bu görevi, aynı zamanda o sırada Tataristan Yüksek Sovyeti (Parlamentosu) üyesi olan, gazeteci-yazar Fevziye Bayramova üstlenir.
Aynı yılın Haziran ayında T.İ.M.’nin gençlik kolu tarafından ilk gefa “Volga”(İdil) kampında Bütün Dünya Tatar Gençleri günleri organize edilir. İki hafta süren bu şölene Sovyetler Birliği’nin çeşitli ülkelerinde yaşayan Tatar gençleri ve Türkiye’den, Finlandiya’dan konuklar katılır. Bu forumda Tatar gençleri Tatar Milli Birliğini kurma kararı alırlar.
30 Ağustos 1990’da Tataristan Sovyet Özerk Cumhuriyeti Yüksek Sovyeti, Devlet Bağımsızlık Deklarasyonunu kabul eder.
1990 yılının Ekim ayında “Azatlık”(Özgürlük) Tatar Milli Gençlik Birliği kurulur.
Şubat 1991’de Kazan şehrinde Tatar İctimai Merkezi’nin İkinci Kurultayı düzenlenir. “Azatlık” Milli Gençlik Birliği’nin İdari Şurası da katılan bu toplantıda “Milli Meclis” adıyla gölge bir parlamento kurulması konusu gündeme getirilir. Daha sonra Tatar İctimai Merkezi’nin “Suverenitet” Komitesi, Tatar Bağımsızlık Hareketi”İttifak”, Tatar Milli Gençlik Birliği “Azatlık”, Tataristan Cumhurbaşkanını Destekleme Komitesi 5 Aralık 1991’de Milli Meclis kurmak üzere Bütün Tatar Milli Kurultayı’nı toplama kararı alırlar. Neticede, Tataristan’dan ve BDT’nin Tatarlar yaşadığı diğer bölgelerden seçilen delegeler 1-2 Şubat 1992’de Kazan’da toplanarak “Milli Meclisi” teşkil ederler. Milli Meclis’in başkanı olarak Talgat Abdullin seçilir.
14 Mayıs 1991 yilında Fevziye Bayramova Rusya Federasyonu’nun Cumhurbaşkanı seçimlerini protesto ederek açlık grevi ilan eder. O’nun 14 gün sürdürdüğü eyleme bilim adamları, gazeteciler, sanatçılar da katılır. Bu protesto tam olarak amacına ulaşamazsa bile, Tataristan’da Yeltsin’i destekleyenler azınlıkta kalır.
12 Haziran 1991’de Tataristan halkı, 23 Eylül 1989 tarihinde Tataristan Ülke Komitesi’nin Birinci Sekreteri olarak tayin edilen Mintimer Şerip oğlu Şeymiyev’i Cumhurbaşkanı seçer.
30 Eylül 1991’de M.Ş.Şeymiyev tarafından “Tataristan Cumhuriyeti İlimler Akademisi “ni kurma kararnamesi imzalanır.
Tataristan Parlamento’su gölge bir meclisle gölge kabinenin kurulmasından sonra Moskova’nın egemenlik(30 Ağustos 1990) kararını kayda almaması dolayısıyla Tataristan Yüksek Şurası 24 ekim 1991’de “Cumhuriyetin Devlet Bağımsızlığı” ile ilgili bir kanunu tasdik eder ve bu kararın referandumla tescil edileceğini ilan eder. Parlamento 26 Aralık 1991’de Tataristan’ın Bağımsız Devletler Topluluğuna girdiğini açıklar. Ancak Moskova bunu da kabul etmeyerek Bağımsızlığın Referandumla tasdik edilmesini ister.
29 Kasım 1991’de Tataristan Cumhuriyeti Devlet Parlamentosu Tataristan Cumhuriyeti Devlet Bayrağı tasarımını onaylar. Bayrak tasarımı ressam Tavil Haciahmetov’a aittir. Tataristan Devlet Bayrağındaki üç renk: yeşil- bahar otlarını, yeniden doğuşu; beyaz- temizliği, tazeliği; kırmızı- olgunluğu, enerjii, güçü, hayatı anlatır.
22 Ocak 1992 yılında Moskova’da Rusya Federasyonu ve Tataristan Cumhuriyeti arasında tarihte ilk kez hükümetlerarası iktisadi işbirliği antlaşması imzalanır.
Şubat 1992’de “Azatlık” Milli Gençlik Birliği ve Tatar İctimai Merkezi tarafından I. Bütün Dünya Türk Halkları Kurultayı düzenlenir. Daha sonra bu Kurultay her sene Türkiye’de yapılmaya başlar.
19 Şubat 1992’de Tataristan’da resmi tatil ve bayram günleri ile ilgili kanun kabul edilir. Müslümanların Kurban, Hristiyanların Rojdestvo (7 Ocak) bayramları kanunen tatil edilmeye başlar.
21 Mart 1992’de Tataristan’ın Devlet Bağımsızlığı ile ilgili uluslararası gözlemciler denetiminde referandum gerçekleşir. (Amerikalı gözlemcileri Bütün Tatar İctimai Merkezi’nin ve “Vatan” cemiyetinin başkan yardımcısı İldus Sadıkov davet eder.) Referanduma katılım olağanüstü derecede yüksek olur. Seçmenlerin %82’sinin katıldığı referandumda Tataristan’ın bağımsızlığı lehinde %61.4; aleyhinde %37.2 oy verilir.
Bu referandumdan sonra Tataristan 31 Mart 1992’de yeni Rusya Federasyonu anlaşmasını imzalamayarak Moskova’ya direnişini gösterir.
1992 yılı 19-21 Haziran tarihinde Tataristan’ın başkenti Kazan’da I. Bütün Dünya Tatarlar Kongresi Kurultayı gerçekleşir. Bu forum’a dünyanın her yerinden Tatarlar toplanır.
8 Temmuz 1992’de Tatar ve Rus dilleri Tataristan Cumhuriyeti’nin Devlet dilleri olarak ilan edilir.
Temmuz 1992 yılında “Azatlık” Milli Gençlik Birliği Kazan şehri “Volga”(İdil) Kampında II.Bütün Dünya Tatar Gençleri Günleri’ni düzenler. Bu kampa Türkiye’den 5 tane Türk genci ve Türkiye’li Tatarlardan Ruşan Biçuri katılır.
6 Ekim 1992’de Tataristan Cumhurbaşkanı ve heyeti ilk kez Türkiye’yi ziyaret eder. Türkiye Cumhurbaşkanı Turgut Özal ve Başbakan Süleyman Demirel ile görüşmelerde bulunur.
4 Kasım 1992’de Kazan’da ilk kez uluslararası iktisadi anlaşma imzalanır. Macaristan Cumhuriyeti Hükümeti ve Tataristan Cumhuriyeti Hükümeti arasında ticari- iktisadi ve ilmi- teknik alanda işbirliği anlaşması yapılır.
6 Kasım 1992’de Tataristan Cumhuriyeti’nin kendi Anayasası kabul edilir ve O gün Cumhuriyetin Anayasa günü olarak belirlenir.
Şubat 1993’de Kazan’da I. Bütün Dünya Türk Gençleri Kurultayı düzenlenir.
Yine aynı yılın Ağustos ayında Kazan şehrinde 10 gün süre ile I. Türk Dünyası Gençlik kampı organize edilir. Bu gibi organizasyonlar Tataristan’ın bağımsızlık yolunda ilrlemesinin ve dış ülkelere açılmasının göstergesidir.
KAYNAKÇA
1. Abdullah Battal Taymas: “Kazan Türkleri”, “Rus İhtilalinden Hatıralar”
2. Alfred Halikov: “Birinci Devlet”
3. Mirfatih Zekiev: Miras dergisi, sayı 8-9-10/ 1995
4. Musagit Habibullin: Miras gergisi, sayı 10/ 1995
5. Liaisan Şahin: “I. Tatar İctimai Merkezi”
6. Nadir Devlet: “
7. Hadi Atlasi: “Süyümbike”
8. Ravil Fahretdinov: “Mondadır biznin babaylar”
9. Rizaetdin Fahretdinov: “Bulgar ve Kazan Türkleri”
10. Zeki Velidi Togan: “Hatıralar”, “Umumi Türk Tarihine giriş”
11. Respublika Tatarstan. Noveyşaya İstoriya, I. çast
İDİL-URAL TATARLARI
İdil-Ural Tatarları, Kazan, Kasım Tatarları ve Mişerler en büyük gruplardan birini oluşturur. Hıristiyan olan Tatarlar ise daha farklı bir topluluğu oluştururlar. Kazan Tatarları arasında; Nukrat, Perm, Tipten Tatarları vardır. Hıristiyan Tatarlar arasında da yerel özellikleri taşıyan gruplar vardır; Nogaybek, Melke, Alabuga, Mişerler, Kuzey ve Güney grupları ve birçok alt gruplara ayrılır.
Antrepolojik bakımdan İdil-Ural Tatarları arasında koyu tenli (Kazan Tatarları'nın % 40'ı, Mişerlerin % 60'ı) ve beyaz tenli (Kazan Tatarları ve Mişerlerin % 20'si) ve Avrupa tipine ait olanlar vardır. Güney Sibirya'da Ural ve Moğol tipine çok fazla rastlanır.
Özellikle Astrahan ve Sibirya Tatarları arasında halkın konuşma dili üç şiveden oluşmaktadır: Bunlar; Mişer, Orta (Kazan-Tatar) ve Doğu Sibirya Tatar lehçeleridir. Astrahan Tatarları'nın dilinde bazı özellikler görünür: Yurt Tatarları'nın dili Nogay ve İdil-Ural şiveleri karışımından oluşmaktadır. Karagaş şivesi temelde Nogay şivesi olup, Tatar dilinin etkisi altında kalmıştır. Litvanya Tatarları'nın Türkçesi ise, XVI. yy.'da kaybolmuştur. Bunlar, Beyaz Rusların dilinde konuşmaktadır. XIX. yy.'ın başında ise bazıları Polonya ve Rus dilini kullanıyorlardı. Genel olarak İdil-Ural, Sibirya ve Astrahan Tatarları'nın dili Ural-Altay dillerinin Kıpçak grubuna dahildir.
Mişerler
Mişerler, İdil-Ural bölgesi Tatarları içerisinde ikinci büyük grubu oluşturmaktadır. Mişerler, yaşadıkları bölgelere göre; Kuzey, Güney, Simbir, Batı-Ural ve Kuzeydoğu Mişerleri alt gruplarına ayrılır fakat burada dikkat çekici olan Simbir Boyu'dur. Çok eski bir Türk boyu olan Simbirler, bugünkü Çuvaş Türkleri'nin de ata soylarındandır. Mişer Tatarları arasında bugün de yaşayan Simbir adı, bir yandan Çuvaşlar ile Tatarların ortak ataları olmalarının müşahhas örneği olurken, diğer yandan günümüzde Sibirya olarak adlandırılan bölgeye adlarını vermişlerdir. Ruslar tarafından Simbir adı, "Sibir" olarak söylenmektedir ve Sibirya "Simbir ülkesi" manasına bir Türk yurdudur.
Mişer şivesi, Tatar lehçesinin Kuzey şivesini oluşturur. Tarihi dönemlerde Mişerler; Mişar, Tümen, Alatır, Müslüman Türk isimleriyle anılmışlardır.
Edebiyat dillerinin oluşumunda XVIII-XIX. yy.'da Kazan Tatarcası'ndan çok etkilenen Mişerler, daha önce kendilerini yalnızca "Müslüman" olarak adlandırmayı yeğlemelerine rağmen, sonra ortak isim olarak Tatar demeye başlamıştır. Öte yandan, 1926 nüfus sayımında 200 bin kişi kendini "Mişer" adını Tatar kimliğinden sonra bir alt kimlik olarak kabul etmektedir.
Tipterler
XX. yy.'ın başında 328 bin kişi olan Tipterler, Kazan Tatarları'nın alt grubu olup, Ural Tatarları'nın en büyük teşekkülünü oluşturmaktadırlar. İlk olarak Tipter ismi, etnik mensubiyeti dikkate alınmadan XVIII. yy. sonunda Rus olmayan ve Ural bölgelerinde, Başkurt topraklarında oturanlara veriliyordu. Bunların arasında Tatar, Mari, Udmurt, Mordua, Çuvaş, Başkurt, Besermanlar vardı."Tipter" kelimesi Farsça "Defter" kelimesine atfedilmektedir. Bu kelime, Türklerde "yasaların listesi", Altınordu'da, vergi ve yargı kararları anlamına geliyordu. "Tipter" isminin bu topraklarda kanunî olarak kayıtlı yaşayanlara verildiği zannediliyor.
Perm Tatarları
Perm Tatarları, Kazan Tatarları'nın alt teşekkülü olup, Perm ve Ekaterinburg vilâyetlerinin komşu topraklarında yaşamaktadır. Devrimden önce bunlar Perm vilâyetinin; Perm, Osinsk, Krasnaya, Ufa, Kunguz şehirlerinde yaşıyorlardı. XVII-XVIII. yy.'da bunlara yaşadıkları Kunguz kentinin adından ötürü Kunguz Tatarları da denirdi. XX. yy.'ın başında Perm Tatarları'nın sayısı 52.700 kişiye ulaştı. Perm vilayetinin Bardım kentinde yaşayanlara, resmî olarak "Başkurt" ismi verilmektedir. Halk arasında böyle bir bölünme hemen hemen yoktur. Eski coğrafî yerleşim ve kabile mensubiyeti bakımından "Greyneyak" ve "Körgeyak" olmak üzere ikiye bölünmektedirler.
Nukrat Tatarları
Nukrat Tatarları, Kazan Tatarları'nın alt teşekkülüdür. Nukrat adı, Tatar-Nukrat Beyliği'nin oldukça büyük ve müstahkem şehir merkezinin isminden gelmektedir.
BesermenlerBesermenler, Udmurtların içinde yaşayan küçük Tatar teşekkülüdür. 1926 sayımına göre 10 bin kişi kadar olan Besermenlerin bir kısmı Nukrat Tatarların içine girdiler. Bugün Besermenler, Kirov vilâyetinin Slobod kentinde ve Udmurt Cumhuriyeti'nin bazı ilçelerinde yaşamaktadır.
Kasım Tatarları
Kasım Tatarları, İdil-Ural bölgesinde Kasım şehrinde ve Kasım ilçesiyle Rezan, Kazan, Taşkent, Riga ve diğer şehirlere yerleşmişlerdir. Bugün Kasım şehri ve onun civarındaki sayıları 100 bin kişiden biraz fazladır.Kasım Tatarları, Sünnî Müslümandır. Tarihte Hristiyanlığı kabul edenleri olmuşsa da bunlar zamanla Ruslaşmış ve asimile olmuşladır. Kasım Tatarları isimlerini, ilk dönemlerde Mişer şehri de denen Kasım Hanlığı'nın merkezi Kasım şehrinden almıştır. Aynı şehirde yoğun olarak yaşayan Mişer ve Kasım Tatarları, şive olarak da kök aldıkları Türk boyları bakımından da birbirlerine benzerler. Kasım Tatarları, erken Türk-Ugor, Altınordu ve Nogay-Kıpçaklardan kök alırlar.
Kasım Hanlığı idaresinde; ban, sultan, seyit, bekov, ulan, mirza, tarhan ve kazaklardan oluşan üst idareci gruba Tatar deniliyordu. Bu adet, Tatar adının halkça benimsenmesine yol açmıştır.
XIX-XX. yy.'da Petersburg gibi demiryolu şehirlerinde çalışmaya başladılar. Bu göçler, XIX-XX. yy.'da Kasım Tatarları'nın sayılarını azalttı.
Hıristiyan Tatarlar
Hıristiyan Tatarlar, İdil-Ural Tatarları'nın bir grubudur. Bunlar kendilerini "Kreşin" olarak adlandırmaktadır. 1920 ve 1926 yıllarındaki sayımlarda Kreşin adıyla ayrı bir halk olarak kaydedilmişlerdir. Nüfusları 1920 yılında 120.000, 1926 yerel sayımında 120.700 olarak tespit edilmiştir. Bazı grupların "Nogaybek" gibi ayrı isimleri de vardı.
KreşinlerTatarların Hristiyanlaştırılması iki aşamada gerçekleşmiştir. XVI-XVII. yy.'larda vaftiz edilmiş Tatarlar, ilk Hristiyan grubu oluşturmuştur. Bunların XVII. yy.'ın ilk yarısında ise, "Yeni vaftiz edilmiş" grup meydana gelmiştir. Sayıları 3-4 bin kişidir. Vaftiz edilmiş Tatarların sayısı İdil-Ural bölgesinde XVII. yy.'ın 60'lı yıllarında en yüksek sayıya ulaşmış, daha sonra ayrı grupların birleşmesiyle Hristiyan Tatarlar ortaya çıkmıştır. Bunlardan bir bölümü İslam dinine geri dönmeye başlamış ve bu süreç özellikle XX. yy.'ın başında hızlanmıştır. İlk olarak yeni vaftiz edilmiş Tatarların bir kısmı İslâm dinini tekrar kabul etmiştir. XX. yy.'ın başında ise, Hristiyan Tatarların % 40'ı Müslümanlığı seçmiştir.
1917'den sonra Tataristan'da "Kreşin Mesele" ortaya çıktı. 1917-1920'de Kreşinlere özerklik verilmesi veya diğer Tatarlarla birleşmeleri gündeme getirildi. Şiddetli mücadeleler sonucunda "Orta" yol bulundu. Kreşinlere sınırlı kültür özerkliği verildi. Daha sonra, devlet siyaseti ateist olduğundan Kreşinlerin özelliklerini olduğu gibi korumaları mümkün olmadı. Bugün Kreşinler ile diğer Tatar gruplarının birleşmesi süreci tamamlanmamıştır. Son yıllarda Kreşinlerin millî şuuru yeniden yükselmeye başlamıştır. Kreşin Etnografik Kültür-Maarif Birliği'nin kurulması bu değişimin bir sonucudur.
Kreşinlerin geleneksel kültürü oldukça özgündür. Etnik tarihî yapıları yeterince araştırılmamıştır. Kreşinlerin, Müslüman Tatarlardan ayrılması sonucu bazı eski kültür unsurları Hristiyan kültürünün unsurları ile birleşmiştir. Temel kültür unsurlarında Kreşinler Kazan Tatarları'na yaklaşırken bazı gruplar Mişerlerle yakın özellik taşırlar. Kreşinlerin konuşma dili orta şivenin sınırlarındadır. Etnografik ve dil bakımından Kreşinleri yedi gruba ayırabiliriz; Molkeev, Çittopol, Batı-Kam, Elabıug, Mengel, Bakalin ve Nogaybek.
Nogaybekler
Nogaybekler, Hristiyan Tatarların ayrı bir grubudur. Daha önce Orenburg Kazaklarının bir grubu sayılıyorlardı. Çelyabinks vilayetinin Nogaybek ve Çebarkul şehirlerinde yaşamaktadırlar. 1926 sayımına göre 11.200 kişi olan Nogaybeklerin konuştuğu dil Tatarca'nın orta şivesinin bir koludur. Nogaybekler Hristiyan dinine mensup, XVIII. yy.'dan önce eski vaftiz edilmiş Tatarlardandır.
Nogaybek adı XIX. asra ait kaynaklarda zikredilmekle birlikte, XVII. yy.'da bu ismin varolduğu zannediliyor. Nogaybeklerin teşekkülü hakkında Nogay, Kazan Tatarı ve Fin Ugorlar'dan oldukları yönünde faraziyeler vardır. Ancak, Nogay-Kıpçak asıllı oldukları, daha önce Kafkasya'da yaşadıkları ile ilgili daha çok deliller vardır. Doğu Kama bölgesinde Ufa'da Novakyaşen adı altında Nogaybekler 1729'dan beri yaşamaktadır. Bazı kaynaklara göre, Nogaybekler buraya 1652-56 yıllarında göç ettiler. 1830'lu yıllarda Kazak kabul edilerek, askere alındılar. 1736 yılında bunlar Menzele (Manzelinsk)'den 60 km. uzakta Nogaybek köyüne göç ettirildiler. XVIII. yy. sonunda Nogaybekler bu köyü kale olarak isimlendirilmişlerdir. Bakalı kasabası ile Tepterler yaşıyordu. Bunların arasında evlenmeler yoluyla akrabalık tesis edilmiştir.
XX. yy.'ın başlarında buradaki Nogaybekler Müslüman Tatarlarla kaynaşıp, İslam dinine döndüler. Yukarı Ural bölgesine göçmüş Nogaybekler ise kendi özelliklerini koruyup, XIX. yy.'ın ikinci yarısında "Nogaybek" olarak ayrılmışlardır. 1920 ve 26 sayımlarında bunlar ayrı halk olarak yazıldılar. Nogaybeklerin kültürü genel olarak Kazan Tatarlarına, özellikle Kreşinlere benzer. Fakat özgün unsurlar da vardır. Örneğin, erkeklerin geleneksel kıyafeti Kazak giysileridir. Yüzyıllarca süren gelişmeleri Nogaybeklerin diğer Tatarlardan ayrılmasında rol oynadı fakat Nogaybekler, Tatarlarla aynı millet olduklarını biliyorlardı.
Tataristan Cumhuriyeti, Doğu Avrupa ovasının doğu bölgesinde, Kama ve İdil nehirlerinin birleştiği yerde kurulmuş, 67.836 km2 yüzölçüme sahip bir Türk Cumhuriyeti'dir. Bu yüzölçümü ile Tataristan dünyanın 214 ülkesi arasında 112. sırayı almaktadır. Tataristan'ın kuzey-güney sınırları arası 290 km., doğu-batı sınırları arası 460 km. uzunluğundadır.
Batısında Çuvaşistan, doğusunda Başkurdistan olmak üzere iki kardeş Türk Cumhuriyeti ile komşu olan Tataristan'ın kuzey-batısında Mari Cumhuriyeti, kuzeyinde Kirov Bölgesi, kuzeydoğu'da Udmurt Cumhuriyeti, güneydoğusunda Orenburg Bölgesi güneyde ise Samara ve Simbir (Ulyanovsk) bölgeleriyle komşudur. Başkenti Kazan'dır.
Astrahan Tatarları, Altın Orda gruplarından belki daha evvel Hazar ve Kıpçak gruplarından oluşmaya başladılar. XV-XVII. yy.'larda bunlar Nogay Orda'nın güçlü etkisi altında olan Karagaşlar gibi, bazı Nogay gruplarını içlerine aldılar. Astrahan Tatarları'na Türkistan Türkleri'nden de katılanlar oldu. Büyük ihtimalle, aynı grupların (Yurt Tatarları ve Karagaşlar), Ortaçağ Nogay ve Altın Ordu Türklerinin etnik grupları Astrahan Hanlığı (1459–1556 yy.) Nogay Orda, Astrahan Tatarları'nın devletleriydi.
Sibirya Tatarları, Nogay-Kıpçak etnik gruplarından köken aldılar. Sibirya Tatarları arasında, Tabın, Katay, Tanayman, Kongrat (Kurdak), Kirayet, Karagay, Yılan, Tokuz gibi bazı kabile isimleri görülmektedir. Bunun yanında Supra, İstyak, Bikatin, Uvat, Yurma isimleri de vardır. Bunlar, daha çok Uygur asıllı isimlere benzemektedir. XVI. yy.'ın sonunda Sibirya Tatarları'nın gelişmesi Tümen Beyliği'nde oluşmuştur. XVI. yy.ın birinci on yılında Tümen Beyliği, kendisinden daha büyük olan ve 1598 yılına kadar yaşayan Sibirya Hanlığı'nın içinde idi. Bu dönemde Sibirya Tatarları'nın yeterli seviyede birleşmiş bir halk haline gelemediği zannediliyor.
Orta Çağda, yani Altın Ordu ve Hanlıklar döneminde, farklı bölgelerde yaşayan Tatarlar arasında ticari-ekonomik ve etnik ilişkiler mevcuttu. Bunun için de Tatar grupları, dil ve kültür bakımından birbirine yakındır. Fakat XVI. yy.'da Rusya'nın Tatar Hanlıklarını işgalinden sonra bazı Tatar grupları farklı tarih kültür sahasında yaşamaya başladılar. Bu da, etnik gelişmelerini etkilemiştir. XIX-XX yy'larda etnik, kültür ve demografik süreçler, Rusya'nın içine girmesi, etnik alanların yakın olması, İdil-Ural Tatarları, Astrahan ve Batı Sibirya bölgeleri ve göç etnik karışım temelinde dil ve kültür yaşam tarzı yakınlaşması sonunda üç Tatar grubu bir millet halini almaya başladı.
Ortak "Tatar" ismini almaları da bu gelişmenin bir ifadesidir. Fakat XX. yy.'ın başında bile bu süreç tamamlanmamıştı. Sibirya Tatarları arasında "Buharlı" Astrahan Tatarlarının arasında da "Nogaylar" isimlendirilmesi vardı ve bu gruplar kendi boy isimlerini kullanmayı tercih ediyorlardı. İdil-Ural Tatarları arasında da 1926 yılındaki sayımda, ülkenin Avrupa bölgesindeki Tatar nüfusunun ancak % 88'i kendisine "Tatar" demiştir. Geri kalan % 12'sini Mişerler (241.000), Kreşin (113.000), Tipterler (25.000), Tatar adını benimsememişlerdi. Bu yerel isimlerin kalma sebepleri vardı. Fakat en önemli sebep olarak Tatarların birleşme süreçlerinin tamamlanmamış olduğu söylenebilir. Tatarlar içinde etnik süreçler daha sonra da gelişip, bazı açılardan bugüne kadar da tamamlanamamıştır fakat genel olarak, Tatarlar hemen hemen bütünleşmiş, büyük bir Türk halkıdır.
Tatarların demografik gelişmesi ve yayılışı hakkında XVIII. yy.'dan beri Rus kaynaklarında bazı bilgiler mevcuttur. XVIII. yy.'daki Tatar nüfusu hakkındaki bilgiler eksik de olsa, XVIII-XX. yy.'ları arasında nüfus dinamiği yansıtmaktadır. Rusya'da yaşayan ve daha sonra Rusya egemenliğine giren Tatarların nüfusu XVIII. yy. ortalarında yarım milyondan fazla değildi. XIX. yy.'ın sonuna kadar bu rakamın beş katına varıldı. XX. yy.'da ise Tatar nüfusu iki kat arttı. Fakat burada bazı grupların nüfusu hakkında XVIII-XX. yy. oldukça önemli bilgiler ve özellikler yansıtmamıştır. XVIII-XX. yy.'ların nüfus artışı eşit değildi. Bu dönemde Sosyo-ekonomik gelişmelere paralel olarak, İdil-Ural Tatarlarının nüfusu 11.2 kat, Astrahan Tatarlarının 6-8 kat, Litvanya Tatarlarının 4,2 kat, Sibirya Tatarlarının 3,3 kat artmış, Kırım Tatarlarının nüfus artışı ise % 10-15'i bulmuştur.
XVIII. yy.'da Astrahan Tatarlarının bir kısmı Kuzey Kafkasya, Kırım ve başka bölgelere göç ettiler. Kırım Tatarları da genellikle Kırım savaşı zamanında toplu göç yaşadılar. Bunlardan 30.000 kişilik ilk grup, 1857 yılında Türk ordusunun peşinden gitmiştir. En büyük göçler, 1860–65, 1874-75 yıllarında yaşandı. Bu dönemde Türkiye'ye 135.500 kişi göç etti. XX. yy.'ın başında (1902–1903) Kırım Tatarlarının büyük bir kısmı artık tarihi vatanlarının dışında idi.
Ortaçağlarda Tatarların etnik dağılım sahaları çok geniş toprakları içine alıyordu. XVI. yy.'ın başında Tatarlar; Kırım, Aşağı ve Orta İdil bölgeleri ile Batı Sibirya topraklarında yaşıyordu. Bunun yanısıra özellikle İdil-Ural Tatarları arasında büyük göçler yaşanıyordu. Kazan Hanlığı'nın dağılmasından sonra Orta İdil bölgelerinden Ural bölgelerine aktif göçler başladı. Fakat en büyük göçler sosyo-ekonomik ve dinî baskılardan ötürü XVIII. yy.'ın ilk yarısında yaşanmıştır. Orta-İdil bölgelerinden Doğu'ya doğru cereyan eden göçler sonucu XVIII. yy.'da Ural bölgelerinde Tatarların sayısı 89 bine çıktı. Yüzyılın sonuna kadar 219,2 bine ulaştı.
Daha sonraları Ural bölgelerine olan göçler azaldı. XIX. yy.'ın sonunda Ural bölgelerinde özellikle kuzey batıda- 1 milyondan fazla Tatar yaşıyordu. Reform döneminde Orta İdil ve Ural Tatarları'nın büyük kısmı kuzey ve kuzey doğu Kazakistan üzerinden Batı Sibirya ve Türkistan'a göç ettiler. Bunun yanısıra, bazıları da Rusya'nın Avrupa kısmına ve Kafkasya'ya göç ettiler. XVIII-XX. yy.'larda Astrahan bölgesi ve Batı Sibirya'nın Tatar nüfusunun büyük kısmını İdil Ural Tatarları oluşturuyordu. XVIII. yy. sonunda Astrahan bölgesinde bunların oranı % 13.2'ine ulaştı. Batı Sibirya'da da aynı durum gözleniyordu. XIX. yy. sonunda buraya göç eden Tatarlar, yerli Tatarların % 17'sini oluşturdu. XIX. yy. ortasında Litvanya Tatarları; Vilen, Minsk, Slominsk, Grodno, Kovno, Poldosk, Volinsk ile Polonya Çarlığı'na dahil olan Avgust ve Lublin vilayetlerinde oturuyorlardı.
XX. yy.'da Tatarların yayılışında büyük değişiklikler yaşandı. 1920–30 yıllarında Tatarların çoğu Rusya'daydı (1926 % 95.4, 1937 % 95.5). Bunun dışında en büyük gruplar Türkistan'da yaşıyordu (1926 yılında 91.2 bin, 1937'de 129 bin). Yukarıda belirttiğimiz gibi, bu bölgeye vaki olan göçler, XIII. ve XIX. yy.'da yaşandı. Ukrayna ve Azerbaycan'ın Bakû şehrinde de Tatarlar yaşıyordu. Burada Rus inkılâbından önce de Tatarlar vardı.
1950'li yılların sonuna doğru Rusya'nın dışında yaşayan Tatarların nüfusu birden arttı. Özellikle Türkistan'da 1959 sayımına göre 780 bin Tatar yaşıyordu. Bu bölgede Tatar nüfusunun altı kat artmasının birçok nedenleri vardır; İlk olarak, 1944 yılında Kırım Tatarları zorla Türkistan'ın değişik ülkelerine, özellikle Özbekistan'a sürüldü. Bu grupların bir bölümü daha sonra Kazakistan'a yerleşti. Ayrıca, Tatarların bir bölümü Avrupa bölgelerinden kendi istekleri ile Türkistan'a göç etti. Bunun sonucu da, 1970-80 yıllarında Tatar diasporasının en büyük grubu olan 1 milyondan fazla Tatar, Türkistan'da yaşıyordu.
Fakat 1979–1989 yılları arasında bu bölgede bulunan 1154,1 bin kişilik Tatar nüfusu 1179.5 bin kişiye düştü. Bu durum, Kırım Tatarları'nın ana vatanlarına dönmeleri ve diğer Tatar gruplarının Türkistan dışına göç etmeleri ile ilgilidir. Kafkasya'da, eskiden olduğu gibi Tatarların en büyük grubu Azerbaycan'da yaşamaktadır. Fakat, 1970 yılından beri bunların sayısında da düşüş gözlenmektedir. Baltık ülkeleri ve Beyaz Rusya'da ise Tatarların nüfusu nispeten azdır.
1950-1980'li yıllarda Rusya'daki Tatarların ekseriyeti İdil-Ural bölgesinde yaşıyordu. İdil-Ural bölgesindeki Tatarlar, Tataristan ve Başkurdistan Cumhuriyetlerinde yoğunlaşmaktadır. Buradaki Tatar sayısının 1959–1989 yılları arasında % 2.7 oranında azalması, Tatarların Batı Sibirya'ya, özellikle petrol bölgelerine göç etmesi ile ilgilidir. Böylece, Tümen vilayetinde, Hantı-Mansı bölgesinde ve Yamal-Nenetsk Cumhuriyeti'nde 1970–89 arası Tatarların sayısı 3 kat artmıştır. Tatarlar halen BDT'de en dağınık yaşayan halklardan biridir.
Türkiye'de Kırım Tatarları'nın dışında 100 bin kişi, Romanya'da Bucak (Dobruca) Tatarları 23-25 bin kadar, Polonya'da 5.500, Bulgaristan'da 5 bin, Çin'de 4.200, ABD'de 4.000, Finlandiya'da 950 kişi, Avustralya'da 500, Danimarka'da 150 kişi, İsveç'te 80 kişi, Japonya'da 30 aile kadar Tatar yaşamaktadır. Bunlar, Almanya, Fransa, Avusturya, Norveç, Kanada, Arabistan, Mısır, Afganistan'daki Tatarlarla birlikte yurtdışı Tatar diasporasını oluşturmaktadır. Diğer ülkelerdeki Tatarlar, XIX-XX. yy. başında ve daha sonraki yıllarda göç ettiler. Polonya ve Romanya'ya Tatar göçü olmamasına rağmen, bu bölgelerde Tatar yaşamaktaydı. Türkiye'ye XVIII. yy.'da başlayan Tatar göçü, halen devam etmektedir. Diğer ülkelere ise, XIX. ve XX. yy. başlarında yerleşmeye başlamışlardır.
Tataristan, topraklarının jeolojik devirlerdeki oluşumu petrol, gaz ve linyit gibi fosil yakıtlar oluşturmuştur. Yalnız bunlardan linyit madeni çok derinde olduğu için üretiminin yapılması mümkün olamamaktadır.
Tataristan iklimi karasal özellikler gösterir. Yazlar sıcak ve bazen kurak, kışlar ise soğuktur. Yılın en düşük ortalama sıcaklığı Ocak ayında -14 C° civarındadır. Ortalama en yüksek sıcaklık ise Haziran ayında 19.9 C° dir. Genellikle sıcaklıklar ülkenin güneydoğusundan kuzey-batısına gittikçe yaklaşık 2,5 C° kadar azalmaktadır.
Yıllık ortalama yağış miktarı 430-500 mm olurken, ortalama buharlaşma 550-570 mm civarında gerçekleşmektedir. Yağışların 2/3'ü yaz ve daha çok sonbahar mevsimlerine rastlamaktadır. Kışın kar kalınlığı 60 cm.'yi bulur. Tataristan'ın en büyük akarsuları İdil ve Kama nehirleri ile Kama'nın kolları olan Belya ve Batka ırmaklarıdır. Bu dört büyük ırmağın yıllık su miktarı 235 milyar m3 civarındadır. Ayrıca, Kuybışev ve Tüben Kama (Nijnekamsk) barajları bu nehirler üzerindedir. Ülkenin yaklaşık 1/3'ü verimli topraklarla kaplıdır. Tarıma çok elverişli kara topraklar, daha çok İdil ve Kama nehirlerinin kenarlarındadır.
Tatar Terimi
"Tatar" teriminin Türkler ve Moğollar arasında VI-XI. yy.'larda kullanıldığı bilinmektedir. Altın Ordu devletinin Moğol kurucularının arasında, kendisine "Tatar" diyen kabileler vardı. XIII-XIX. yy.'larda etnik gelişmeler sonunda, Altın Ordu'daki Kıpçaklar diğer milletleri kendi kültürlerinin tesirinde bıraktılar. Bu dönemde "Tatar" terimi henüz benimsenmemişti. Avrupalılar, Ruslar ve bazı Asya milletleri Altın Ordululara "Tatar" derlerdi. Altın Ordu'nun dağılmasından sonra oluşan hanlıklarda ise büyük asker ve devlet memurları kendilerine "Tatar" diyorlardı. Bunlar "Tatar" teriminin yayılışında büyük rol oynadılar.
Üst düzey devlet idarecilerinin kendilerine "Tatar" demesi halka bu isme karşı imrenme oluşturdu. Hanlıkların dağılmasından sonra "Tatar" ismi halk arasında da yaygınlaştı. Burada, Rusların rolü de önemlidir. Çünkü Ruslar, Hanlıklarda yaşayanlara "Tatar" derlerdi fakat bu terim zor benimseniyordu. XVI. yy.'da bile İdil-Ural Tatarları arasında "Tatar" terimi olumsuz olarak algılanıyor ve bütün gruplar yerel isimleri kullanıyordu. XIX. yy.'ın ikinci yarısında milletleşme sürecinde Tatarlar arasında "Tatar Şuuru" gelişmesiyle başladı. Aydınlar, halk arasındaki gelişme sürecinin farkına varıp, ortak olan "Tatar" teriminin benimsenmesinde önemli rol oymadılar.
Tatar kimliğinin benimsenmesi için mücadele veren ilk ve en önemli aydınlardan birisi hiç şüphesiz Şahabeddin Mercanî oldu. Tatar Halkı, Türkistan'da eğitimini tamamlayarak Kazan'a dönen Mercanî'ye saygılarının ifadesi olarak önemli din adamlarına söyledikleri gibi "Şahabeddin Hazret" olarak hitap ediyorlardı. Mercanî, 1885 yılında yayınladığı "Kazan ve Bulgar Tarihi" isimli kitabında o zamana kadar kendisini sadece Müslüman addeden veya küçük kabile adlarını kullanan, dillerini "Türk Dili" olarak tarif eden Kazanlılara, tarihte ilk kez şöyle bir ikazda bulunuyordu: "Bazıları, Tatar olmayı eksiklik sayıp, o isimden nefret edip biz Tatar değil, Müslümanız diye çekişip mücadele ederler.
Ey miskin! Senin Müslüman’dan başka bir ismin olduğunu din ve millet düşmanları bilmeselerdi, seni hiç tefrik ederler miydi? Tatar değilsen, Arap, Tacik, Çinli, Rus, Prus, Nemse de değilsen peki, sen kimsim?" Kendi halkına böyle sert ifadelerle seslenen Mercanî, o günlerde Tatarların içinde bulundukları millî şuur eksikliğini, aynı eserinde şöyle anlatır; "Kavmimizin tarihinin büyüklüğü yetiştirdiğimiz cihan âlimleri, büyük hekimler ve hükümdarlar gibi babalarımız, atalarımız, amcalarımız, halkımız tarafından bilinmeyerek büsbütün bilinmezlik örtüsü altında kalmış. Hatta kavmimizin ekseriyeti, ezelden beri Rus hâkimiyeti altında yaşıyoruz zannetmektedir. Bulgar ve Kazan tarihinden duyduklarını küçümseyerek ve mübalâğa ederek, O Han zamanındaki iş demekten başka bir şey bilmiyorlar ve bu sözün manasına bile sıhhatlice akıl erdiremiyorlar. Kendi kabilelerinden ne kadar şöhretli hükümdarlar gelip geçtiğinden haberleri yok."
Şahabeddin İbn-i Bahaeddin Mercanî'nin halkı aydınlatıcı konuşmaları, Bulgar ve Kazan Tarihi hakkındaki eserleri, Tatar kimliğinin benimsenmesinde önemli rol oynadı. Bu isim bütün grupları içine alarak yayıldı 1926 yılındaki nüfus sayımında Tatarların büyük bölümü artık kendini "Tatar" sayıyordu.
İdil-Ural Tatarları'nın etnik temeli, X. yy'ın başında, Orta İdil'de Doğu Avrupa'nın erken devletlerinden olan İdil Bulgar devletinde atıldı. İdil Bulgarları'nın etnik yapısı da oldukça karışıktı. Bunların alt grupları uzun etnik gelişmeler yaşadılar. Burada, Bulgarların dışında Bersiller, Esegeller, Sibir, Suvarlar (bugünkü Çuvaşların ataları) vardı. Böylece İdil Bulgar Devletinde erken feodal yapıya sahip bir millet oluşturmaya başlamışlardır. İdil Bulgar Devleti'nin Altın Ordunun içine girmesi, siyasi ve etnik değişikliklere yol açatı. İdil Bulgar Devleti Altın Ordunun eyaleti oldu. XIV-XV. yy.'larda Merkezi Bulgar, Cükatav, Naravcat (Mukşi) ve Kazan'da bağımsız beylikler olduğunu biliyoruz.
Eski İdil Bulgar Devleti'nin toprakları XIV-XV. yy.'larda büyük ölçüde Kıpçaklaştırıldı. Kıpçak-Nogay grupları buraya yerleşti. Bunu Kongrat, Nun, Toksaba, Burkut, Kireyet, Alat, Karagay, Bodrak, Katay, Tabın, Balıkçı, Kırgız, Kıpçak gibi bazı kabile isimlerinde ve kültür materyallerinde görmekteyiz. XIV-XVI. yy. ortasında Kazan Tatarları'nın, Mişerlerin, Kasım Tatarları'nın etnik oluşumu başladı. Kazan Tatarları, kendi yapısını XV-XVI. yy. ortalarında Doğu Avrupa'nın büyük devletlerden biri olan Kazan Hanlığı'nı da kazandılar.
Mişer ve Kasım Tatarları ise Kasım Hanlığı'nda XV-XVII. yy.'larda etnik yapılarına kovuştular. Bunun yanında Mişerler, XVI. yy.'ın ortasına kadar oluşum sürecini yaşadılar. Kasım Tatarları, Kasım Hanlığı'nın sosyal tepesini oluşturan, etnik açıdan Kazan Tatarları ile ve Mişerler arasında bir geçiş grubuydu. XVI-XVIII. yy.'ın ikinci yarısında İdil-Ural bölgesindeki toplu göçler sonucu Kazan, Kasım Tatarları ve Mişerler daha da yakınlaşıp, bir tek Tatar halkını, "İdil-Ural Tatarları" nın oluşması için zemin hazırladılar. XVII. yy. sonunda XX. yy. başına kadar bu temel yapılaşma sürdü.
Tataristan'ın genel coğrafi özellikleri, Doğu Avrupa Ovası'nın bir uzantısı şeklindedir. Cumhuriyet topraklarının ortalama rakımı 200 metre civarındadır ve deniz seviyesinden en yüksek nokta Bugulma bölgesinde 367 metre, en alçak yeri ise İdil nehrinin Cumhuriyet topraklarını terkettiği yerde 35 m. civarındadır.
KARAÇAY-MALKAR TÜRKLERİ
"KARAÇAY-MALKAR (BALKAR) TÜRKLERİ
TÜRK TARİHİ TRAJEDİSİ İÇERİSİNDE KAFKASYA'NIN EN ESKİ
İKİYE BÖLÜNMÜŞ BİR TÜRK ULUSUDUR"
Prof. Dr. Rahmankul BERDİBAYEV/Türklük Bilimcisi
KARAÇAY-MALKAR TÜRKLERİ
Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti
Kabardin-Balkar Cumhuriyeti
KARAÇAY-MALKAR TÜRKLERİ KİMDİR?
Kafkas dağlarının en yüksek zirvesi Elbruz (Mingi Tav) ve çevresindeki yüksek dağlık arazide yaşayan Karaçay-Malkarlılar, tarih boyunca Kafkasya'da hâkimiyet kuran Kimmer, İskit, Hun, Bulgar, Alan, Hazar, Kıpçak gibi proto-Türk ve eski Türk kavimleri ile çeşitli Kafkas halklarının etnik ve sosyo-kültürel bütünleşmesinden ortaya çıkmış bir Kafkasya halkıdır.
Yaşadıkları bölge doğuda Çerek ırmağının kaynak havzasından batıda Laba ırmağının kaynak havzasına kadar uzanan ve Kafkas dağlarının en sarp ve yüksek bölümünü meydana getiren dağlık arazidir.
Karaçaylılar ve Malkarlılar birbirinden farklı etnik kökene, dile, kültüre ve tarihe sahip iki ayrı halk değil, aynı dil, kültür ve tarihi paylaşan bir Türk boyudur. Karaçay ve Malkar adları bu boyun yaşadığı iki coğrafî bölgenin adlarıdır.
Karaçay-Malkar Kafkasya'nın Orta Kafkaslar olarak bilinen merkezî kısmında yer almaktadır. Yalnızca Kafkasya'nın değil, Avrupa'nın da en yüksek dağları Karaçay-Malkar toprakları içindedir. Bunların başlıcaları Mingi Tav (Elbruz 5.642 mt), Dıh Tav (5.203 mt), Koştan Tav (5.145 mt), Uşba, Dombay Ölgen gibi zirvelerdir.
2.200 metreye kadar çam, ladin ve köknar ormanlarıyla kaplı olan Karaçay-Malkar dağlarının daha yukarı kısımlarında otlak ve çayırlar yer alır. 3.000 metreden yukarı kısımlar buzullarla kaplıdır. Bazı vadilerde buzulların 2.000 metreye kadar indiği görülür. Kafkasların en büyük buzulları olan Alibek, Amanavuz, Uzunkol, Ullukam, Tonguzorun, Azav, Bızıngı, Dıhsuv buzulları bu bölgede yer alır.
Kafkasya'nın en büyük ırmakları Mingi Tav (Elbruz) buzullarından doğmaktadır. Bunlardan Hurzuk, Ullu Kam ve Uçkulan ırmakları birleşerek Karaçay'ın Uçkulan köyü yakınlarında Koban (Kuban) adını almaktadır. Karaçay dağlarından doğan Duvut, Teberdi, Arhız, Morh, Zelençuk (İnçik), Laba, Urup ırmakları da Kuban ırmağını beslemektedir. Biyçesın yaylasından doğan Hudes, Calankol, Amankol, İndiş, Mara ırmakları da Kuban ırmağına sağ taraftan (doğu yönünden) karışırlar.
Mingi Tav (Elbruz) buzullarından doğan Malka ve Bashan ırmakları, daha doğudan doğan Çegem, Holam-Bızıngı ve Çerek ırmakları ile beraber Terek ırmağına karışırlar. Karaçay'ın kuzeyindeki Biyçesın yaylasından doğan Kuma (Gum) ırmağı da Hazar denizine dökülür.
Karaçay-Malkar bölgesinin kuzeyindeki düzlüklerde Adigey-Kabardey-Abaza bölgeleri yer alır. Güney kısımları baştan başa Kafkas sıradağları ile kaplıdır ve dağların arkasında Abhazya ve Gürcü-Svanetya bölgeleri ile komşudurlar. Tonguzorun, Mahar, Kluhor, Morh, Sançar adlı dağ geçitleri Karaçay-Malkar'ı Abhazya ve Gürcü-Svanetya bölgelerine bağlar. Doğularında ise Osetya yer almaktadır.
Kendilerine Tavlu (Dağlı) adını veren Karaçay-Malkarlılar, ayrıca kendi aralarında kendilerini yaşadıkları vadilerin adlarına göre Karaçaylılar, Bashanlılar, Çegemliler, Holamlılar, Bızıngılılar ve Malkarlılar olarak çeşitli zümrelere ayrırlar. "Balkar" adı Bashan, Çegem, Holam, Bızıngı ve Malkar vadilerinde yaşayan dağlıları tek bir isim altında toplamak isteyen Sovyet yönetimi tarafından uydurulmuş sunî bir etnik isim ve millet adıdır. Karaçay-Malkarlılar ayrıca kendileri için "Alan" adını kullanır ve birbirlerine "Alan" diye hitap ederler.
Karaçay-Malkarlılar günümüze gelene kadar Avrupa ve Rus kaynaklarında çok çeşitli adlarla anılmışlardır.
1404 yılında Kafkasya'da bulunan başpiskopos Johannes de Galonifontibus Karaçaylılara "Kara Çerkesler" adını vermiştir. 1635 yılında A.Lamberti de Karaçaylılara "Kara Çerkes" adını vermiştir (Tavkul 1993:50). Tatarlar da Karaçaylılara "Kara Çerkes" adını verirlerdi.
Karaçay-Malkarlılara kendi dillerinde "Dağlı" anlamına gelen "Kuşha" adını veren Kabardeyler onları yaşadıkları bölgelere göre "Karçaga Kuşha", "Çegem (Şecem) Kuşha" ve "Balkar Kuşha" olarak adlandırırlardı.
19. yüzyıl sonlarında Rus literatüründe Karaçay-Malkarlılar için "Gorskiy Tatar" (Dağlı Tatar), "Gortsı (Dağlı) ve "Dağlı Kabardeyler" adları kullanılırdı.
Kafkas halkları Karaçay-Malkarlılar için değişik etnik isimler kullanmaktadırlar. Adigeler Karaçaylılar için "Karaşey" ve "Kuşha", Abhazlar "Akaraç", Abazalar "Karça", Gürcü-Svanlar "Mukrçay", Osetler "Asi", Gürcü-Megreller "Alani" adlarını kullanırlar. Gürcüler de onlara "Karaçioli" derler. Malkarlılar için Gürcüler "Basiyani", Gürcü-Svanlar "Sabir", Abhazlar "Azuho", Osetler "Asson", Kabardeyler "Balkar" ve "Kuşha" adlarını kullanırlar.
Karaçaylılar "Karaçay" adının efsanevi cedleri "Karça"nın adından geldiğine inanmaktadırlar. Halk arasında yaşayan efsaneye göre, Elbruz dağının doğusundaki Bashan vadisinde yaşamakta olan Karça, burada savaşmak zorunda kaldığı Kabardeylerin baskısı sonucunda, beraberindeki Adurhay, Budyan ve Navruz klanlarıyla birlikte Elbruz dağının batısında yer alan Kuban ırmağının kaynak havzasındaki bölgeye, yani günümüzdeki Karaçay topraklarına göç eder. Karça'nın kabilesine Tram, Hubiy, Özden ve Botaş soyları da katılmıştır. Bu arada, savaştıkları Kabardeylerle aralarında kan davasının sürmemesi için, Kabardey prenslerinin Kaytuk soyunun Tohçuk (Dohşuk) sülalesinden ve yine Kabardeylerin Tambiy sülalesinden iki delikanlı Kafkas geleneklerine uygun olarak Karça'nın kabilesine katılırlar. Bunların soyundan Karaçay'da iki büyük soy ortaya çıkar. Karça adı zamanla değişerek Karaçay şeklini alır.
Karaçaylılar Elbruz dağının batı eteklerinde, Kuban ırmağının kaynak havzasında yer alan Hurzuk, Uçkulan, Kart Curt köyleri ile, daha batıdaki Duvut, Teberdi, Morh, Ishavat, Urup, Laba ırmaklarının yukarı kısımlarında yer alan köylerde yaşarlar. Mara, Cögetey, Zelençuk vadilerinde de Karaçay köyleri yer almaktadır.
Malkarlılar Elbruz dağının doğu eteklerindeki Bashan vadisi ile daha doğuya doğru yer alan Çegem, Holam-Bızıngı ve Malkar (Çerek) vadilerinin yukarı kısımları ile Köndelen, Aksuv, Hasaniya, Kaşha Tav, Karasuv, Gerpegej köylerinde yaşamaktadırlar.
Karaçaylılar hakkında Avrupa kaynaklarındaki ilk bilgiler 1404 yılında Kafkasya'da bulunan Johannes de Galonifontibus'un notlarıdır. Galonifontibus "Kara Çerkesler" adını verdiği Karaçaylılar hakkında şu bilgileri verir:
"Çerkesya ya da Zikia adı verilen ülke, Karadeniz'in arkasındaki dağların eteklerinde uzanır. Burada iki değişik halk yaşar. Yüksek dağların üzerindeki vadilerde yaşayan halk "Kara Çerkesler"dir. Aşağılarda deniz kenarında yaşayanlar ise "Beyaz Çerkesler"dir. Kara Çerkesler'i hiç kimse ziyaret etmez. Onlar da tuz ihtiyaçlarını karşılamanın dışında dağlarını asla terketmezler. Kara Çerkesler'in kendilerine özgü bir dilleri vardır".
1635–1653 yıllarında Kafkasya'da bulunan İtalyan misyoner A.Lamberti Karaçaylılar için şunları yazmaktadır:
"Kafkas'ın kuzey eteklerinde Karaçaylılar (Karaçioli'ler) yada Kara Çerkesler adı verilen halk yaşar. Onlara bu ad yaşadıkları dağlarda gök daima bulutlu ve karanlık olduğundan verilmiştir. Dilleri Türk dilidir, fakat hızlı konuştuklarında anlamak zordur. Beni hayrete düşüren şey, bu kadar garip dilleri konuşan çeşitli milletlerin ortasında Karaçaylılar Türk dilinin saflığını nasıl korumuşlardır? Kafkaslar'ın kuzeyinde eskiden Hun Türkleri yaşamışlardır. Karaçaylılar da Hunlar'ın bir dalıdır. Şimdiye kadar eski dillerini korumuşlardır".
1643 yılında Terek bölgesindeki Rus ordusu komutanı M.İ.Volinskiy yazdığı bir raporda "Malkar" köyleri ve Beştav (Pyatigorsk) yakınlarında yaşamakta olan "Karaçaylı Çerkesler" hakkında bilgi vermektedir.
19. yüzyıl başlarında Kafkasya ve Gürcistan'ı gezen Avrupalı bilimadamı J.Klaproth Karaçaylılarla ilgili şu bilgileri vermektedir:
"Adigeler (Çerkesler) bunlara Karçaga Kuşha derler. Tatarlar ise Kara Çerkes adını verirler. Onlar Kabardeyler'den önce Kabardey'e yerleşmişlerdi. Karaçay adını beyleri Karça'nın adından alırlar. Mingi Tav dedikleri Elbruz dağının kuzey eteklerinde yaşarlar. Karaçaylılar Kafkasya'nın en güzel milletlerindendirler. Beyaz tenleri, siyah gözleri, belirgin güzel hatları ve mükemmel bir vücut yapıları vardır. Göçebe Tatar ve Nogaylar'da görülen basık suratlar, çekik gözler onlarda görülmez. Moğol ırkları ile bir karışımları yoktur. Gürcülere benzerler.
Karaçaylılar komşuları Çerkes (Adige) ve Abazaların aksine, hırsızlık ve dolandırıcılık nedir bilmezler. Cömert ve çalışkandırlar. Genel olarak Kafkasya'daki en uygar toplum oldukları söylenebilir. Beylerine son derece bağlıdırlar. Fakirlere karşı cömerttirler. Zenginler fakirleri hor görmezler, onlara öküzlerini ödünç verirler.
Bashanlılar Bashan ırmağının yukarı kısımlarında yaşarlar. Çegemliler Çegem ve Şavdan ırmaklarından Bashan'a uzanan yüksek karlı dağlarda yaşarlar. Malkarlılara Kabardeyler Balkar Kuşha, Gürcüler Basiyani derler. Bunlar Çerek, Psigon, Aruvan ırmakları kıyılarında otururlar. Bızıngı da Malkar sayılır. Yüksek yerlerde yaşarlar. Bunlara çok tehlikeli yollardan sonra ulaşılır".
1848 yılında Karaçay'da bulunan Rus tarihçisi G.Tokarev onların etnik kökenlerini Kıpçaklar'a bağlar. Bu konuda Tokarev şunları yazmaktadır:
"Bu topraklarda Komanlar (Kuman-Kıpçaklar) yaşamışlar. Onlar kendi beylerine piramit şeklinde sivri çatılı evler inşa etmişler. Koban (Kuban) ırmağının adı şüphesiz Komanlar'dan kalmıştır. Karaçaylılar Kafkasya'nın en güzel milletlerinden biridir. Bunların yüzleri Tatar, Moğol ve Nogaylarla hiçbir benzerlik göstermez. Karaçaylılar Adige (Çerkes)'lerden önce Kabardey'e yerleşmişlerdir. Kendi ağızlarından Bashan (Baksan)'dan çıktıklarına dair rivayetler dinledim".
1850'li yıllarda Karaçay'da bulunan Rus askerî görevlisi V.Şevstov şunları yazmaktadır:
"Karaçaylılar Elbruz dağının eteğinde, yüksek yerlerde yaşarlar. Sayıları çok olmasa da çok yiğittirler. Kendileri hiçbir zaman düşmana mağlup olmazlar. Onların düşman komşuları Kuban'ın karşı tarafında Başilbiy, Tatar, Abzeh, Şapsığ, Natuhay, Besleney, Ubıh ve Abazalar, sol taraflarında ise Kabardeyler'dir".
1870'li yıllarda Rus idarecisi olarak Karaçay'da bulunan G.Petrov, onlar hakkında şu bilgileri vermektedir:
"Karaçaylılar'ın çoğu orta boylu, sağlam yapılı, esmer, geniş omuzludur. Bütün dağlılarda fark edilen açık, hayat dolu gözleri vardır. Karaçaylılar dağlarından ayrıldıklarında hüzünleniyorlar, solan çiçeklere benziyorlar. Düz yerler onlara çirkin görünüyor".
1890'li yıllarda Karaçay'da bulunan N.Aleksandroviç Ştof, Karaçaylılar'ın Müslüman oluşları ile ilgili şu bilgileri vermektedir:
"17. yüzyılın başındaki savaşa kadar Karaçaylılar, derin dağ vadilerinde putperest olarak yaşamışlar. Kırım Hanı Kafkasya'da İslam dinini yaymak için iki bölük asker göndermiş. Zelençuk ırmağı kıyısındaki Adige (Çerkes) köylerini İslam dinine sokmuşlar. Kuban ırmağının başında ise şimdiye kadar hiç kimseye boyun eğmeyen Karaçaylılar'a rastlamışlar. Yurtlarını, hürriyetlerini korumak için Karaçaylılar "Marca" adlı kutsal putlarından güç alarak düşmanlarına karşı koymuşlar. Kırım Hanı'nın askerleri islamiyeti Karaçay'a zorla kabul ettiremeden geri dönmüşler. İslamiyet ancak 18. yüzyıl sonunda Karaçay'a girmiş".
A.Byhan Karaçaylılar'ın Müslüman oluşlarını şöyle yazmaktadır:
"Mezarlıkları taş duvarlarla çevrilidir. Teberdi yöresinde mezarların üzerinde piramit ya da daire biçiminde kalın taşlar vardır. İslamiyet 1782 yılından sonra Karaçaylılar arasında yayılmaya başlamıştır. İslamiyeti benimsemelerine rağmen doğa üstü güçlere inanırlar. Kendilerine göre dağ tanrıları vardır. Eliya bunların en önemlisidir. O'nun şerefine törenler düzenler, dans ederler, kurban keserler. Diğer Kafkas toplumlarında olduğu gibi kutsal ağaçları ve kutsal su kaynakları vardır".
1886 yılında Elbruz dağına tırmanmak için Bashan vadisinin yukarı kısmında yaşayan Karaçay-Malkar soylarından Orusbiy'lerin köylerine gelen Rus araştırmacı S.Davidoviç, Dağlı Kabardeyler adını verdiği Karaçay-Malkar halkı için şunları yazmaktadır:
"Dağ Kabardeyleri dilleri, âdetleri ile ovada yaşayan Kabardeyler'den tamamen başkadırlar. Milletin temiz kalpliliği, derin zekası, soylarının dağılmasına karşı koyuşları örnek alınacak derecededir. Bu tabiat çocukları ne kadar sağlıklı ve güzel bir millettir".
Sovyetler Birliği döneminde ikiye ayrılan Karaçay-Malkar halkı Kafkasya'da yer alan Karaçay-Çerkes Özerk Bölgesi ve Kabardin-Balkar Özerk Cumhuriyeti sınırları içinde yaşamaktaydı. Günümüzde Karaçaylılar Rusya Federasyonuna bağlı Karaçay-Çerkes Cumhuriyetinde, Malkarlılar ise Kabardin-Balkar Cumhuriyetinde yaşamaktadırlar. Karaçaylılar yaklaşık 180 bin kişilik bir nüfusa sahip iken, Malkarlıların nüfusu da 100 bine yakındır.
Karaçay-Malkarlılar Kafkasya dışında, 1943–1944 yıllarında sürgüne gönderildikleri Orta Asya'da, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'da yaklaşık 20 bin kişilik bir nüfusa sahiptirler. 1886 ve 1905 yıllarında Türkiye'ye göç eden Karaçay-Malkarlılar da Türkiye'de yaklaşık 20 bin kişidirler. Bunun dışında, Suriye'de Şam civarında 1500, Amerika Birleşik Devletlerinde de yaklaşık 5 bin Karaçay-Malkarlı yaşamaktadır.
KARAÇAY-ÇERKES CUMHURİYETİNDE ETNİK YAPI
Rusya Federasyonu’na bağlı Kafkas cumhuriyetlerinden Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti Kafkasya’nın Orta Kafkaslar adı verilen bölümünden batıya uzanan topraklar üzerinde yer alan sarp ve dağlık arazilerden, derin vadiler ve yüksek platolardan oluşur. Geri kalan kısmı ise kuzeydeki bozkır görünümlü geniş düzlüklerle kaplıdır.
Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nin en yüksek dağı, aynı zamanda Kafkasya’nın ve Avrupa’nın da en yüksek dağı olan Elbruz dağıdır. Karaçay bölgesinin doğu ucunda Hurzuk köyü yakınlarında yer alan Elbruz dağına Karaçay-Malkarlılar “Mingi Tav”, Adige halkları “Oşhamafe”, Osetler “Horsaci hoh”, Ruslar “Şat-Gora” adını verirler. 5642 metre yüksekliğindeki Elbruz dağı Karaçay’ın Yukarı Kuban-Hurzuk vadileri ile, Malkar’ın Yukarı Baksan (Bashan) vadileri arasında yer alır. Elbruz’dan batıya doğru uzanan yüksek dağ silsilesi üzerinde Kafkasya’nın diğer yüksek zirveleri ve önemli buzulları bulunmaktadır. Bunların başlıcaları Dallar Tav, Ullu Bek, Gondaray, Çotça Tav, Buv Ölgen, Dombay Ölgen, Cuguturlu Çat, İyne Tav, Beliala Kaya, Alibek gibi dağlar ve buzullardır.
Kafkasya’nın en büyük ırmakları da Karaçay bölgesindeki dağlardan doğmaktadır. Elbruz’un buzullarından doğan Ullu Hurzuk ve Ullu Kam ırmakları Hurzuk köyünde birleşerek Koban (Kuban) adını almaktadır. Gondaray ve Mahar ırmakları da birleşerek Uçkulan Suv adını aldıktan sonra Uçkulan köyü yakınlarında Kuban ile birleşmektedir. Kafkas dağlarından doğan Duvut ve Teberdi ırmakları da Kuban ile birleşmektedir. Elbruz’un kuzey yamaçlarındaki buzullardan ve Biyçe Sın yaylasından doğan Hudes, Aman Kol, Calan Kol, İndiş, Mara ve Cögetey ırmakları da Kuban ırmağına sağ taraftan karışmaktadır. Morh ve Ishavat ırmakları ile birleşerek Gitçe İnçik (Zelençuk) adını alan bir başka ırmak da Kafkasya’nın kuzey düzlüklerinde Kuban ırmağına karışmaktadır.
Arhız ve Kızgıç ırmakları da birleşerek Ullu İnçik (Zelençuk) adını almaktadır. Bölgenin en batısında Urup ve Laba ırmakları yer almaktadır. Kafkasya’nın büyük ırmaklarından Kuma (Gum) ırmağı da Karaçay’ın Mara ve Cögetey köyleri arasında yükselen dağlardan doğmaktadır.
Karaçay-Çerkes Cumhuriyetinde yaşayan etnik grupları “yerli halklar” ve “dışardan gelen halklar” olarak iki gruba ayırmak mümkündür.
Birinci grupta yer alanlar “Kafkas Kültür Dairesi”ne mensup olan ve yüzyıllar boyunca bir arada yaşayan, aralarında etnik ve sosyo-kültürel açılardan birlik ve benzerlik bulunan Karaçaylılar, Adigeler ve Abazinler’dir. İkinci gruptakiler ise bölgeye 17-19. yüzyıllar arasında istila, işgal ve sömürgeleştirme amacıyla gelen Nogaylar, Ruslar ve Ukrayna Kazakları’dır. Karaçay-Çerkes Cumhuriyetinde, birkaç köyde kendilerine Grek adını veren Rumlar da yaşamaktadır.
1989 yılı nüfus sayım sonuçlarına göre bölgede yaşayan etnik grupların nüfusları şöyledir:[1]
Karaçaylılar
:
156.140
Adigeler
:
52.356
Abazinler
:
33.801
Bölge nüfusunun % 40’ını Ruslar ve Kazaklar, % 36’sını Karaçaylılar, % 10’unu Adigeler, % 6’sını Abazinler, % 3’ünü Nogaylar oluşturmaktadırlar.
14.100 kilometrekarelik bir alanı kaplayan Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nin başkenti Çerkessk şehridir. Diğer önemli kentleri Karaçayevsk, Zelençuk, Üçköken, Cögetey Ayagı’dır.
Bölgenin en önemli halkı olan Karaçaylılar Kafkas dağları üzerinde ve derin vadilerde yer alan köylerde yaşamaktadırlar. 1920’li yıllarda Sovyetler’in “Kollektivizm” politikası gereği, dağ köylerinde yaşamakta olan pek çok Karaçay ailesi düzlüklere göç ettirilerek buralarda kurulan yeni köylere yerleştirilmişlerdi.
Karaçaylıların yaşadıkları başlıca köyler şunlardır:
Elbruz dağının batı eteklerinde yer alan Hurzuk, Uçkulan ve Kart Curt köyleri Karaçaylılar’ın en eski yerleşim birimleridir. Duvut vadisinde yer alan Duvut ve Cazlık köyleri bugün hemen hemen tamamen terkedilmiş durumdadır. Bu köylerde hayvancılıkla geçinen birkaç Karaçay ailesi yaşamaktadır. Hudes ırmağının Kuban’a karıştığı noktada Karaçaylılar’ın Taşçı adını verdikleri Elbrusskiy’de de Karaçaylılar yaşamaktadır. Kurort Teberdi, Ogarı Teberdi, Töben Teberdi (Sıntı), Taşköpür, Ogarı Mara, Töben Mara köyleri de Karaçaylılarla meskundur. Kuban ve Teberdi ırmaklarının birleştiği noktada kurulan Karaçayevsk (Karaçay Şahar) adlı kentte de nüfusun büyük bölümünü Karaçaylılar oluşturmaktadırlar. Karaçayevsk’in kuzeyinde yer alan Kosta Hetagurova köyünde bölgeye 19. yüzyılda Osetya’dan göç eden Osetler yaşamaktadır. Daha kuzeyde, Kuban ırmağı kıyılarında yer alan Kumuş, Sarı Tüz, Cögetey adlı yerleşim birimlerinde de Karaçaylılar bulunmaktadır.
Bölgenin kuzey-doğusunda yer alan Kızıl Kala, Kızıl Pokun, Eltarkaç, Tereze, Ishavat, Kiçi Balık, Elkuş adlı köylerle, Üçköken kenti de Karaçaylılar’ın yerleşim birimleridir. Batıdaki Arhız, Morh, Davsuz, Kobu Başı köyleri de Karaçaylılarla meskundur. Laba vadisindeki Phiya, Zagedan, Damhurts köylerinde de Karaçaylılar’ın yaylaları ve “koş” adı verilen çiftlikleri bulunmaktadır. Karaçaylılar ayrıca Çerkessk kenti civarında ve Çerkessk’te de yoğun bir biçimde yerleşmişlerdir.
Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’ndeki diğer bir önemli etnik grup olan Adigeler, Gitçe Zelençuk ırmağı vadisinde yer alan köylerde yaşamaktadırlar. Bu bölgedeki Adigeler, Kabardey ve Besleney kabilelerinden oluşmaktadırlar.
Aslında Kabardeyler’in bir parçası olan Besleneyler, bu bölgeye Kabardey’den göç ederek yerleşen ve prensleri Beslan’ın adını alarak kendilerine Besleney adını veren bir Adige boyudur. 1795-1825 yılları arasında Rus ordularının işgaline uğrayan Kabardey bölgesinden batıya göç eden pek çok Adige köyü, prenslerinin yönetiminde bugünkü Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti sınırları içinde yer alan bölgelere yerleşmişti. “Haciretler” olarak adlandırılan bu Kabardey göçmenleri bölgede 67 köy kurmuşlardı. Bunların büyük bir bölümü 1864 yılında Türkiye’ye göç ettiler.
Geri kalanlar günümüzde şu köylerde yaşamaktadırlar:[2]
Atlesçırey (Jako), Hagundıkuey (Ali-Berduko), Hatohşukuey (Zeyuko), Dohşukuey (Vako-Jile), Kasayhable (Habez), Koşhable, Abukhable (Humara), Boteşey (Yıncıc Tsıku), Yıncıc-İşho, Besleney, Adigehable, Abathable (Ersakon).
Bölgenin bir başka önemli etnik grubu olan Abazinler (Abazalar) Adigeler ile birlikte Zelençuk vadisinde yer alan köylerden başka, Kuban kıyılarında yer alan birkaç köyde yaşamaktadırlar. Bölgedeki Abazin köyleri şunlardır:
Krasnıy Vostok, Koydan, Kubina, Psıj, Kara Pago, Elburgan, Tapanta, Abaza-Habl, Maloabazinsk, Staro-Kubinsk, Novo-Kubinsk, Apsua, Psavçe Dahe.
19. yüzyıl sonlarında Zelençuk vadisinde yer alan Kabardey-Besleney (Adige) köylerinin etnik kompozisyonu farklı bir durum arzediyordu.
1884 yılında E.D. Felitsın’ın tespit ettiğine göre Adige köylerindeki etnik dağılım şu şekildeydi:
Köyler
Kabardey
Besleney
Abaza
Abzeh
Şapsığ
Bjeduğ
Karaçaylı
Nogay
Abukhable(Humara)
160
41
67
Hagundıkuey(Ali-Berduko)
1216
74
36
26
Atlesçırey(Jako)
409
14
23
1
11
4
Hatohşukuey(Zeyuko)
826
146
115
67
73
8
Boteşey
(Yıncıc Tsıku)
249
17
9
Kasayhable(Habez)
885
53
81
188
Besleney
95
949
19
188
Dohşukuey(Vako-Jile
5
464
12
8
42
Abathable(Ersakon)
356
143
60
19
29
23
TOPLAM
4201
1884
407
528
72
92
4
31
Bölgeye dışardan gelen halklardan olan Nogaylar, Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nin kuzeyinde yer alan düzlüklerde kurulu köylerde yaşamaktadırlar.
Nogay köylerinin adları şunlardır:
Adil-Halk, İkon-Halk, Kuban-Halk, Kızıl Togay, Erkin Yurt, Erkin-Halk, Kızıl Yurt, Erkin Şahar.
Cumhuriyetin batı bölgelerinde yer alan Zelençuk, Urup, Kurcinovo köyleri Ukrayna Kazakları’nın yoğun oldukları yerleşim birimleridir. Ancak son yıllarda Karaçaylılar gerek toprak-ev gibi mülk sahibi olma yoluyla, gerekse bu bölgelere yerleşme yoluyla bölgenin etnik yapısındaki dengeyi kendi lehlerine çevirmiş bulunmaktadırlar. Özellikle Zelençuk kentinde Karaçay nüfusu son yıllarda oldukça artmıştır. Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nin etnik yapısındaki çeşitlilik etnik çatışma tehlikesini de beraberinde getirmektedir.
-------------------------------------------------
[1] 2000 yılı tahmini nüfusları: Karaçaylılar 190 bin, Adigeler 60 bin, Abazinler 39 bin.
[2] Parantez içindeki isimler bu köylere Sovyet döneminde verilen isimlerdir..
KARAÇAY-MALKAR TÜRKLERİNİN SÜRGÜN VE SOYKIRIMI
SSCB tarihindeki ilk sürülen toplulukların başında Karaçay Malkar Türkleri gelir.
02 Kasım 1943 ve 8 Mart 1944. Karaçay-Malkar halkının savaşlar, istilalar, hürriyet mücadeleleriyle dolu tarihlerindeki iki kara gün. Kafkasya’nın Orta Kafkaslar bölümünde, sarp dağlar ve derin vadiler arasında uzanan topraklarda yüzlerce yıldan beri yaşamakta olan Karaçay-Malkar Türkleri İkinci Dünya Savaşı’nın bütün hızıyla devam ettiği günlerde, Sovyet hükümetine karşı ihanet, vatan hainliği ve düşmanla işbirliği suçlamalarıyla ata yurtlarından koparılarak, yediden yetmişe Orta Asya ve Sibirya’ya sürülmüşlerdi. 2 Kasım 1943’te Karaçaylıların başına gelen felaket, 8 Mart 1944’te onların kardeş halkı Malkarlıların da başına geldi. Tarih boyunca onları birbirlerinden ayırmaya çalışan Ruslar adeta ortak kaderleri olan sürgünde Karaçaylılarla Malkarlıları birleştirmişlerdi.
1918 yılında kurulan Birleşik Kafkasya Cumhuriyetinde yer alan Karaçay-Malkarlılar bu cumhuriyetin Sovyetler tarafından yıkılmasından sonra ikiye ayrıldılar. Karaçaylılar 12 Ocak 1922’de kurulan Karaçay-Çerkes özerk bölgesi içinde yer alırken, Malkarlılar da 16 Ocak 1922’de kurulan Kabardin-Balkar özerk cumhuriyeti idaresi altına alındılar. Bu iki cumhuriyetin kurulması sırasında Sovyetler “böl ve yönet” politikasını uygulamaya dikkat ettiler. Dil, tarih, kültür ve etnik köken açısından aynı halk olan Karaçay-Malkarlılar sunî bir biçimde ikiye parçalandılar. 1926 yılında Karaçaylılara özerklik verilerek Kafkas dağları üzerinde Karaçay Özerk Bölgesi kuruldu. Bu sırada Karaçaylılar bölgelerindeki nüfusun % 81’ini meydana getiriyorlardı. Daha sonraki yıllarda bölgeye sistemli bir biçimde Rusların yerleştirilmesiyle bu oran % 30’a düştü.
1943 yılına kadar Sovyet rejimine karşı defalarca ayaklanan Karaçaylılar özellikle 1920-30’lu yıllarda kollektifleştirme hareketine karşı çıkarak kurdukları çetelerle Sovyet ordusuna karşı aylarca Kafkas dağlarında silahlı mücadeleye giriştiler. Sovyetlerin kollektifleştirme hareketleri Kafkasya’nın diğer bölgelerine göre Karaçay’da çok kanlı savaşlarla geçti. Karaçaylılar Sovyet rejimine karşı sürdürdükleri bu silahlı mücadeleler yüzünden Sovyet hükümeti ve özellikle Stalin tarafından “komünist rejimin amansız düşmanları” olarak nitelendiriliyorlardı. İkinci Dünya Savaşı sırasında Kafkas dağlarında ayaklanarak millî direnişe geçen Karaçaylılar kurdukları silahlı çetelerle Sovyet Kızıl Ordusunu ve NKVD birliklerini imha ederek Almanların yanında Sovyetlere karşı savaştılar.
Almanlar’ın 1941 yılında Sovyetler’e saldırdıkları sırada, Kafkasya’da yaşamakta olan Karaçay-Malkar halkı da Almanlar’a karşı sempati beslemeye başlamıştı. Bu durumu değerlendiren Sovyet istihbaratı, Sovyet ordusunda görevli Karaçay-Malkarlı subay ve askerleri “güvenilemeyecek düşman unsurlar” sayarak cepheden alıp, Ural bölgesindeki kömür ocaklarına sürmüşlerdi. Sovyetler’in bu davranışı karşısında bir Karaçay süvari alayı silahları ile dağa çıkmıştı. Böylece Almanlar henüz Kafkasya’yı işgal etmeden Kafkasya’da bir müttefik halk kazanmış oluyorlardı.
25 Temmuz 1942’de Alman orduları Rostov’u ele geçirip Don ırmağını geçtikten sonra Sovyet ordusuyla Kafkas dağlarının eteklerinde savaşa girdi. Alman ordusunun önünden çekilerek Kafkas dağlarına sığınmaya çalışan Kızıl Ordu birliklerini burada Karaçaylılar’ın silahlı çeteleri karşıladı. Karaçaylılar Sovyet birliklerinin büyük bölümünü imha ettiler.
Kafkas Ötesi’ndeki Sovyet kuvvetlerinin planlarındaki aksaklıklar harekâtta gedikler meydana gelmesine sebep oluyordu. Bu durumda Kafkasya Almanlar karşısında tamamen savunmasız kalıyordu. Bu boşluğu doldurma görevi Sovyetler’in 46. Ordusuna verildi. Kafkas dağları üzerinden Kafkas Ötesi’ne geçişi sağlayan Karaçay’daki Morh (Maruha) ve Kluhor geçitleri her an Karaçay çetelerinin ve Alman birliklerinin eline geçmek üzereydi. Morh geçidinde savunma Sovyetler’in havan topçu müfrezesi, teknik müfreze ve piyade birliği tarafından yapılacaktı. Kluhor geçidi ise iki piyade bölüğü ve bir teknik müfreze tarafından savunulacaktı. Karaçay çeteleri ile işbirliği içinde olan Alman birlikleri Kluhor ve Morh geçitlerine saldırdılar. Sovyet birliklerinin Kluhor ve Morh geçitlerinde zor duruma düşmeleri üzerine, Sovyetler’in safında yer alan Gürcü-Svanlar bir birliklerini savunma için dağların güney yamaçlarından geçitlere gönderdiler. Ancak Karaçay çetelerinin desteğini alan Almanlar geçitleri ele geçirdiler. Sovyet askerlerinin Kafkas dağlarının buzulları arasında yer alan bu geçitlerde çok zor durumlara düştükleri anlaşılmaktadır. 1960’lı yıllarda Karaçaylı çobanlar tarafından bu geçitlerin yakınlarındaki buzullar içinde cesetleri hiç bozulmadan bulunan Sovyet Kızıl Ordu askerleri buna şahitlik etmekteydi.
Sovyetlerin savunma savaşı 1942 yılının Temmuz ayı sonunda Kuban bölgesinde patlak vermişti. Ağustos ortasına kadar devam eden savaşta Alman ordusu adım adım ilerleyerek Ağustos sonunda Terek ırmağına ulaştı. Almanlar 21 Ağustos 1942’de Karaçay-Malkarlılar’ın yardımıyla Kafkas dağlarının en yüksek zirvesi Elbruz dağına (Mingi Tav) Alman bayrağını diktiler.
1942 yılının sonbaharında Alman birliklerinin işgal ettiği Batı Kafkasya’da, bilhassa Karaçay-Malkar’da daha Almanlar gelmeden önce mahallî çeteler Sovyet birliklerinin boşalttığı yerlerde iktidarı ele geçirmişlerdi. Yerli halka dinî ve siyasî hürriyet verdiklerini açıklayan Almanlar bu hareketleri ile yerli halkın sempatisini kazanmışlardı. Camiler yeniden açılmış, kollektif çiftlikler kaldırılmıştı. Alman ordusuna büyük sevgi gösterilerinde bulunan Karaçay-Malkar halkına Almanlar şu imtiyazları verdiler:
1-Müstakil millî idare yeniden kurulacak ve din dahil hayatın bütün sahalarında tam bir serbestlik olacak.
2-Kolhozların yerine özel mülkiyet düzeni kurulacak.
3-Eskiden zorla ikiye ayrılan Karaçaylılar ve Malkarlılar tekrar birleşecek.
Karaçay Özerk Bölgesi’nin başkenti Mikoyan Şahar’da (bugünkü Karaçayevsk) Karaçaylı Macir Koçkarov idareyi ele almış ve gelen Alman birlikleri tarafından belediye başkanı olarak görevlendirilmişti. Bir süre sonra da millî menfaatlerin temsilcisi olarak bir Karaçay Komitesi Kadı Bayramukov başkanlığında teşkil olundu ve geniş yetkilerle donatıldı. Bunlardan biri de kolhozları lağv etme hakkıydı.
Verilen bu imtiyazlar Almanlar’ın Karaçay-Malkar halkının güvenini kazanmasını sağladı. Bu sırada görmüş geçirmiş yaşlı Karaçaylılar Almanlar’a bu kadar güvenmenin iyi sonuç vermeyeceğini, daha tedbirli davranmak gerektiğini söylüyorlardı. Ancak yıllardır Sovyet zulmü altında inleyen Karaçay-Malkar halkı üzerinde bu uyarıların fazla etkisi olmadı.
Silahlı birlikler oluşturan Karaçay-Malkarlılar Sovyet ordusuna karşı amansız bir savaşa girişmişlerdi. Bu savaşlar sırasında Kafkasya’da bulunan Alman gazetecisi Erich Kern o günleri şöyle anlatmaktaydı:
“Bilhassa yerli İslam unsurları ile aramız iyi. Her tarafta gönüllü süvari birlikleri kuruluyor. Peygamberin yeşil savaş bayrağı dalgalanıyor. Bir dostluk havası esiyor. Burada müslüman halk müthiş bir komünist düşmanı. Ben kasabaya girerken Karaçaylılardan oluşan bir süvari taburu, gülü oynaya dağdaki hizmetlerine gidiyordu. Uzun boylu, tunç yüzlü güzel delikanlılar eyer üzerinde kalıp gibi duruyorlar...”
Alman Doğu Başkanlığı’ndan bir görgü şahidi 1942 yılı Ekim’inde Kafkasya’da yaşayan Slav kökenli Rus, Ukraynalı ve Rus Kazakları’nın işgal güçlerine karşı çok soğuk davrandıklarından bahsetmektedir. Slavlar aşırı Sovyet vatanseveri gibi davranırlarken, Kafkas kavimleri Almanlara karşı çok candan davranıyorlardı. Alman raporlarında Rus ve Ukraynalı halk arasında korku ve çekingenlik, buna karşılık Kafkas halklarında dostluk ve destek tespit edildiği yer almaktadır. Ancak siyasî faaliyetin derecesi kabilelere göre farklılık gösteriyordu. Çerkesler (Adigeler-Kabardeyler) daha çekingen davranırken, Türk asıllı Karaçaylılar ve Malkarlılar hemen kabilelerini birleştirmeyi teklif etmişlerdi. Bunlar arasında Pan-Türkist eğilimli bir milliyetçilik açıkça farkolunuyordu.
Yerli halka eğitim ve kültür işlerinde, hükümette ve bölgenin yönetiminde önemli derecede özerklik verilmişti. Dinî özgürlük Almanlar tarafından tekrar geri getirilmişti. Bu davranış yıllardan beri amansız Sovyet din karşıtı baskılara maruz kalan müslüman halkın sevinciyle karşılanmıştı. Okullar mahallî yöneticilerin yönetimine bırakılmıştı.
Alman yöneticileri Kafkaslar’daki zirai reformların başarılması işini çok sıkı tutuyorlardı. Bir yıl içinde kolhozların yüzde kırkı ziraat kooperatiflerine dönüştürülmüştü. Gerçekte Kafkasya’nın pek çok bölgesinde köylüler daha kAlmanlar gelmeden önce, nefret edilen Sovyet kollektif çiftliklerini dağıtmış ve toprak, hayvan ve tarım âletlerini halka paylaştırmıştı. Almanlar Kafkaslar’da, işgal ettikleri diğer bölgelerin aksine halktan zorla asker toplama uygulamasını kaldırmışlar ve tamamen gönüllülerden oluşan birlikler kurmaya başlamışlardı.
Bolşeviklerden temizlenen Karaçay-Malkar, Kabardey, Adigey ve Osetya bölgelerindeki halklar eski Birleşik Kafkasya Cumhuriyeti’ni yeniden kurmak üzere Alman komutanlığına başvurdular. Ancak Almanlar bu başvuruları sürekli olarak oyaladılar. Almanlar’ın Kafkasya’yı bir sömürge olarak kullanmak istedikleri ve buradaki bölgelere Alman Nazi komiserlerinin çoktan atanmış oldukları daha sonra öğrenildi.
1942 yılı sonlarında Alman ordusunun Rusya’da yenilgiye uğratılması sonunda, Almanlar Kafkasya’dan çekilmek zorunda kaldılar. Bu sırada Adige-Kabardey, Karaçay-Malkar ve Osetler’den oluşan onbeş bin kişilik bir mülteci kafilesi de Alman ordusu ile birlikte Kafkasya’yı terk etti.
Almanlar Kafkasya’dan çekildikten sonra Sovyetler halk arasında Alman aleyhtarı partizan güçleri örgütlemeyi başaramadılar. Anti-Partizan faaliyetler tamamen Kafkaslar’daki yerli halkın elindeydi. Pek çok Kafkas Millî Askerî Birlikleri Alman ordusunun hizmetine girdi ve Sovyetler’e karşı savaştı. Alman ordularının lojistik desteği ekonomik yönden fakir olan bu bölgede yerli halkın gönüllüleri tarafından sağlandı. Yerli halktan oluşan Sovyet aleyhtarı birlikler Alman ordusu Kafkasya’dan geri çekildikten sonra bile, ilerleyen Sovyet birliklerine karşı daha uzun süre savaştılar.
Almanlar Kafkasya’dan çekilir çekilmez, 15 Ocak 1943’te Kızıl Ordu Karaçay’a büyük bir saldırı başlattı. Silahlı çeteler Kafkas dağlarında tank, top ve uçaklarla saldıran Kızıl Ordu’ya karşı mücadele ediyorlardı. Bütün Karaçay köyleri ağır bombardımanla yerle bir edildi. Sovyetler bütün güçlerine rağmen silahlı Karaçay-Malkar çetelerini yok edemiyorlardı. Sovyet hükümeti bunun üzerine daha kesin bir sonuç elde edebileceği bir yönteme baş vurdu. 12 Ekim 1943’te Sovyetler Birliği Yüksek Sovyet Prezidyumu’nun aldığı bir kararla Karaçay halkı 2 Kasım 1943 tarihinde topyekûn sürgüne gönderildi. Aynı karar 8 Mart 1944’te Malkarlılara da uygulandı. Sürgün sırasında Kafkasya’dan toplam 69267 Karaçaylı hayvan vagonlarına doldurularak sürgüne gönderildi. Bunlara sonradan sürgün sırasında Sovyet ordusunda bulunan Karaçaylı askerler de katıldı. Sürgünün ilk birkaç yılında Karaçay-Malkarlılar nüfuslarının yarısını kaybettiler.
Karaçaylılar sürgüne gönderildikten sonra toprakları Gürcüler ve Çerkesler arasında paylaştırıldı. Özerk bölge sınırları yeniden çizildi. Karaçay Özerk Bölgesinin dağlık bölgeleri ile Kabardin-Balkar Özerk Cumhuriyetinin Malkar bölgesi toprakları Gürcistan Sovyet Sosyalist Cuhuriyeti topraklarına ilave edildi. Karaçaylıların ve Malkarlıların bir daha asla Kafkasya’ya dönmeyecekleri düşünülerek yer adları bile değiştirildi. Eski Karaçay köylerine Gürcü dilinde adlar verilirken, pek çok yer adı da Rusçaya çevrildi.
Bunlara örnek olarak aşağıdaki yer adlarını verebiliriz:
Karaçay Özerk Bölgesinin idarî merkezi Mikoyan-Şahar adlı küçük şehrin adı Gürcüce Kluhori olarak değiştirildi.
üKuban ırmağı kıyısındaki Taşköpür köyünün adı Gürcüce Ahalşeni olarak değiştirildi.
üElbruz dağının eteğindeki Hurzuk köyünün adı Gürcüce Zedvake (Taşlık Çukur) olarak değiştirildi.
üTeberdi ırmağı kıyısındaki Sıntı (Töben Teberdi) köyünün adı Gürcüce Mzisa (Güneşli) olarak değiştirildi.
üDuvut vadisindeki Cazlık köyünün adı Gürcüce Ahalsopeli olarak değiştirildi.
üKuban ırmağının yukarı kısımlarında yer alan Kart Curt köyünün adı Gürcüce Mtisdziri (Dağ eteği) olarak değiştirildi.
üTeberdi vadisinin aşağı kısımlarında yer alan Birlik köyünün adı Gürcüce Şukuri olarak değiştirildi.
üMara vadisinin aşağı kısmında yer alan Mara Ayagı köyünün adı Gürcüce Şertula olarak değiştirildi.
üDuvut ırmağı kıyısındaki Duvut köyünün adı Gürcüce Şuamta (Dağ ortası) olarak değiştirildi.
üElbruz dağının batısındaki Uçkulan köyünün adı Gürcüce Madnishevi (Maden vadisi) olarak değiştirildi.
üElbruz dağının doğu eteklerinde, Malkar bölgesinde kalan Elbrus ilçesine Gürcüce Yalbuzi adı verildi.
üKaraçaylılara ve Malkarlılara ait topraklardan Gürcistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti sınırları içine dahil edilen bölgeler dışında kalan yerlere de Rusça adlar verildi.
ü
Söz gelimi:
·Karaçay köyü Davsuz Rusça Zavodskoe adını aldı.
·Karaçay köyü Kumuş Rusça Podgornoe adını aldı.
·Karaçay köyü Ogarı Mara Rusça Vısokogornoe adını aldı.
·Karaçay köyü Taşköpür Rusça Kamennomostskiy adını aldı.
·Malkar köyü Bıllım Rusça Ugolnıy adını aldı.
·Malkar köyü Kaşha Tav Rusça Sovyetskoe adını aldı.
·Malkar köyü Yanikoy Rusça Novo-Kamenka adını aldı.
·Malkar köyü Köndelen Rusça Komsomolskiy adını aldı.
·Malkar köyü Hasaniya Rusça Prigorodnıy adını aldı.
·Malkar köyü Laşkuta Rusça Zareçnıy adını aldı.
Ruslar tarihî Karaçay-Malkar topraklarındaki bazı ırmak adlarını Rusça telaffuza göre değiştirdiler.
·Balık ırmağı Malka adını aldı
·Bashan ırmağı Baksan adını aldı.
·Bızıngı ırmağı Bezengi adını aldı.
·Köndelen ırmağı Gundelen adını aldı.
·Özengi ırmağı Usengi adını aldı.
·Ishavat ırmağı Hasavut adını aldı.
·Teberdi ırmağı Teberda adını aldı.
·Kafkas dağları üzerindeki göl adları da değiştirildi.
·Malkar bölgesindeki Çirik Köl Rusça Golubıe Ozera adını aldı.
·Çabaklı Köl Rusça Rıbnoe adını aldı.
·Karaçay dağlarındaki Tubanlı Köl Rusça Forelnoe adını aldı.
Orta Asya ve Sibirya bölgelerine dağıtılarak sürgün yerlerinde de birbirlerinden ayrı düşmelerine özellikle dikkat edilen Karaçay-Malkarlılar Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan’ın ücra köşelerine atıldılar. Karaçay-Malkarlıların sürgün yerlerinde dağıtıldıkları bölgelerden bazıları şunlardı:
·Kazakistan’ın Çimkent vilayetinde Voyenvod, Tobolino, Gayrat, Tamerlanovka, Cunsanbay, Çubarovka, Bayrkum, Hocatogay, Çayan, Köksuv, Kızıltu, Pahta-Aral, Beşkutir, Sarıagaç, Krasnovodsk, Kızılkistav, Samsonovka, Starıy mankent, Sverdlov, Karamurt, Ahunbabay, Amangeldi, Çirçik, Kızıl Culdız, Karakalpak, Küntuvgan.
·Kazakistan’ın Cambul vilayetinde Cambul, Karatav, Çuv, Lugovaya, Merke, Kenes, Talas, Mihaylovka, Trudovik, Aynagül, Yernek, Kurday, Ahtagan, Kalinin,Sazkuduk, Kızıl Kışlak, Prodekovo, Aktöbe, Talapnı, Şohay, Beşagaç, Bagara, Kostagan, Kızıl Abat, Şortöbe, Maytöbe, Kızıl Babay, Çaydana, Sarı Kemir.
·Kazakistan’ın Akmolinskaya vilayetinde Akmolinsk, Kamışevka, Suvorovka, Kızıl Buda, Artaşkin, İmankovka, Kalton, Marinovka, Karasuv.
·Kazakistan’ın Kızıl-Ordınskaya vilayetinde Muratbayev, Cangı Kurgan.
·Kazakistan’ın Pavlodarskaya vilayetinde Tavoljan, Muyaldı, Koryakovka, Erik, Telmana, Pavlodarskiy, Cambul, Janajol, Solprom.
·Kazakistan’ın Taldı-Kurgan vilayetindeYenmek, Taldı Kurgan, Kum Töbe.
·Kazakistan’ın Kökçe Tav vilayetinde Şçuçinsk, Novaya İvanovka, Kökçe Tav.
·Kazakistan’ın Semipalatinskaya vilayetinde Urçar, İrinovka, Nekrasovka, Çapayev, Semipalatinsk.
Karaçay-Malkarlılar Kırgızistan’ın şu bölgelerine dağıtılmışlardı:
Talas, Orlovka, Maymak, Tokmak, Çeldobar, Telman, Orlovka, Kızıltuvdan, Bilikum, Çondali, Çatkul, Karabalta, Cangı Pahta, Petrovka, Şvernik, Şapokala, Şalta, Bayamkum, Saksavul, Törtkaynar, Üçkurgan, Beşagaç, Kausman, Atkaşat, Teren Kuduk, Şorgalı, Çolagarık, Cayılgan, Köktöbe, Sarı Bulak, Budenovka, Ortasuv, Karasuv, Beşterek, Çattöbe, Karoy, Kegeti, Ak Say, Issık Kol, Narın, Bala Sara, Aral, Keng Aral, Üç Emçek, Frunze, Şabar, Keleçek.
Özbekistan’da Karaçay-Malkarlıların dağıtıldıkları yerler şunlardı:
Bayavut, Sırdarya, Yaniyul, Çimkurgan, Çinaz, Cizak, Bayramkol, Havast, Toytepa, Bolut, Faric, Timiryazev, Kızıl kum, Uzun Kuduk, Aydarkol, Darbaza, Kızıl Tu, Namangan, Andican, Kokand.
1 Ekim 1945 tarihli bir belgede Kazakistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti sınırları içinde sürgün yaşayan Malkarlıların yerleştirildikleri bölgeler ve sayıları hakkında şöyle bir bilgi vardır:
Vilayetlerin Adları
Aile Sayısı
Kişi Sayısı
Alma-Atinskaya
Akmolinskaya
Cambulskaya
Pavlodarskaya
Taldı-Kurganskaya
Yujno-Kazahstanskaya
Toplam:
913
797
1680
495
508
748
5141
3303
3171
6046
1784
1917
2290
18511
Karaçaylılar Kruşçev’in 1956 yılında Komünist Partisi 20. Kongresindeki gizli konuşmasında Stalin tarafından haksız yere sürüldüklerini belirttiği 5 Sovyet halkından biriydiler. Aynı yıl Kruşçev Moskova’da 10 Karaçay temsilcisini kabul etti. Kendilerine Kafkasya’ya geri dönmeleri ve bu haksızlığın düzeltilmesi yolunda gerekli çalışmaları yapacağına dair garanti verdi.
14 yıl boyunca Kafkasya’dan uzakta sürgünde yaşayan Karaçay-Malkar halkı 1957 yılında vatanlarına geri dönmeye başladı. Bir soykırım halini alan sürgün yıllarında Karaçay-Malkarlılar nüfuslarının büyük bölümünü kaybettiler. 1939 yılında 75.800 kişilik bir nüfusa sahip olan Karaçaylılar 1959 yılında ancak 81.400 kişilik bir nüfusa ulaşmışlardı. Malkarlıların nüfus kaybı ise çok daha fazlaydı. 1939 yılında 42.700 olan Malkar nüfusu 1959 yılında 42.400’e düşmüştü.
Karaçay-Malkar halkının bir kısmı Kırgızistan, Kazakistan ve Özbekistan’daki sürgün yerlerinde kalırken büyük çoğunluğu Kafkasya’ya geri döndü. 1959 nüfus sayımı sonuçlarına göre sürgünden Kafkasya’ya dönen Karaçaylıların sayısı 67.830 kişiydi. 13.570 Karaçaylı ise sürgün yerlerinde kalmıştı. 1959 yılında Kafkasya’ya dönebilen Malkarlı sayısı ise 34.088 kişiydi. Malkarlıların 8.312’si sürgün yerlerinde kalmıştı. Ancak bu geri dönüş çözülmesi güç sosyal, siyasî, ekonomik ve etnik problemleri de beraberinde getirdi. Kafkasya’ya dönen Karaçaylıların ekonomik ve manevi durumları çok kötü şartlardaydı. Sürgün sonrasında Gürcü-Svanların ve Çerkeslerin talanına uğrayan eski Karaçay köylerinde tek bir sağlam ev bırakılmamıştı. Özellikle Svanların işgal ettiği Karaçay’ın dağ köylerindeki evlerin büyük bölümü yıkılmış, evlerin ahşap kısımları ve keresteleri Svanlar tarafından yakacak olarak kullanılmıştı. Ogarı Teberdi köyündeki 860 evden sürgün sonrasında 146 ev sağlam kalmıştı. Sürgün öncesinde 4000 haneden oluşan Karaçay kasabası Uçkulan’da sürgün sonrasında sağlam 200 ev kalmıştı. Evlerin keresteleri Svanlar tarafından sökülüp götürülmüş ve Rusya’da satılmıştı. Mezar taşları da Svanların gazabından kurtulamamıştı. Pek çok mezar taşı Svanların yaptıkları yeni evlerin temellerinde kullanılırken, bazı mezar taşları da Svanların silahla ateş ettikleri hedef tahtası haline gelmişti.
Sürgün öncesinde mevcut dağ köylerinin birçoğu yeniden kurulamadı. Karaçay’ın Duvut, Cazlık, Caganas, Ishavat köyleri tamamen terkedildi. Malkar bölgesinde yer alan pek çok dağ köyü de sürgün sonrasında ortadan kalktı. Bunlar arasında şu köyler vardır. Ogarı Malkar bölgesindeki Tura Habl, Çeget El, Işkantı, Fardık, Künlüm, Savtu, Kurnayat, Kospartı, Zaraşki, Zılgı, Şavurdat, Muhol köyleri. Holam-Bızıngı vadilerindeki Şıkı, Ushur, Holam köyleri.Çegem vadisindeki Dumala, Orsundak, Ak toprak köyleri.
Sürgün öncesinde özerk bölge statüsünde olan Karaçay’ın özerkliği geri verilmedi ve 1922 yılında olduğu gibi Karaçay bölgesi Çerkes ve Abazalarla birleştirilerek yeniden Karaçay-Çerkes özerk bölgesi kuruldu. Özerk bölgenin kurulmasıyla birlikte Karaçaylılar ile Çerkes-Abaza, Rus-Kazak etnik grupları arasında etnik ve siyasî problemler yeniden ortaya çıkmaya başladı.
Karaçay halkı sürgünden döndüğü halde Sovyet hükümeti tarafından itibarı iade edilmemiş ve siyasî hakları geri verilmemişti. Sürgün sonrasında Karaçaylılar otuz yıl boyunca Sovyet resmî belgelerinde hâlâ “vatan haini”, “haydut-çeteci” olarak tanımlanıyorlardı. Kimlik kartının ve pasaportunun milliyet hanesinde “Karaçaylı” yazan bir kimsenin devlet kademelerinde yükselmesine imkân yoktu. Kendi özerk bölgesindeki hiçbir idarî kadroya Karaçaylılar tayin edilmiyordu. 1982 yılında Bölge Parti Komitesi tarafından yayımlanan bir kitapta Karaçaylıların vatan haini oldukları vurgulanarak komünist rejime karşı olan düşmanlık ve sadakatsizlikleri anlatılıyor ve Çerkeslerle Rusların Karaçaylılara karşı tavır almaları isteniyordu.
1976-1982 yılları arasında Karaçay-Çerkes Özerk Bölgesinde yayımlanan Rusça “Leninskoe Znamya” gazetesinde Karaçaylıların güvenilmez, rejime karşı, vatan haini bir halk oldukları konusunda bir çok makale yazılarak bölgede yaşayan Çerkes, Abaza ve Rusların bütün Karaçay halkına karşı olumsuz tavır almaları sağlandı. Sovyet basını da Karaçaylıların rejim düşmanı ve vatan haini oldukları hakkında asılsız iddialar yayımlayarak bu propagandaya yardımcı oldu.
Karaçaylıların ata yurtlarından sürülmelerine sebep gösterilen olaylardan biri İkinci Dünya Savaşı sırasında Kafkasya’yı işgal eden Alman ordusuyla birlikte Sovyetler Birliği’ne karşı silahlı çeteler kurarak savaşmak, bir diğeri ise Töben Teberdi köyündeki çocuk yuvasında bulunan 150 Rus çocuğunu öldürmekti. Sürgün yılları boyunca bu iftira ve suçlamaya maruz kalan Karaçaylılar sürgünden döndükten sonra bile Rusların bu konudaki ithamlarından kurtulamadılar. Karaçaylılar sürgünden döndükten tam 22 yıl sonra, Ruslar Karaçay köyü Töben Teberdi’de “Karaçaylılar Tarafından Öldürülen Rus Çocukları” hatırasına bir anıt diktiler. Öldürüldükleri iddia edilen bu çocuklar sözde bir anaokulunun öğrencileriydiler. Rus basını bu konuyu yıllarca gündemde tutarak bölgede yaşayan Rus, Çerkes ve Abaza topluluklarının Karaçaylılar konusundaki tutumlarını olumsuz yönde etkilediler.
1989 yılı sonlarında Karaçaylı gazeteci ve yazarlar Rusya Federe Cumhuriyeti’nin savcı yardımcısı Aleksey Vladimiroviç Buturlin ile bir yuvarlak masa toplantısı yaptılar. Toplantıya Komünist Partisi Devlet İşleri Başkanı V.A. Skorikov, İdeoloji Bölüm Başkanı A.A. Sanglibayev de katıldılar. Toplantıda Karaçaylı gazeteci ve yazarlar Karaçay halkının Kafkasya’dan Orta Asya’ya sürgüne gönderilmelerine sebep olarak gösterilen olayların doğru olup olmadığını A.V. Buturlin’e sordular. Buturlin bunlara kısaca şöyle cevaplar verdi:
“İkinci Dünya Savaşı sırasında Karaçaylıların Sovyet ordusuna karşı savaşan bir takım silahlı çeteler kurdukları gerçektir. Ancak bunların sayısı Sovyet basınında abartıldığı kadar çok değildir.
Töben Teberdi yakınlarındaki çocuk yuvasında Karaçaylılar tarafından öldürüldükleri iddia edilen Armavirli çocuklarla ilgili sözler de gerçek değildir. Çocukları öldürdükleri iddiasıyla tutuklanan ve suçlarını itiraf eden Karaçaylıların da bunu işkence altında kabul ettikleri anlaşılmaktadır.
Örneğin Bostanov adlı Karaçaylı tutuklu olduğu süre içinde tam 48 kere sorgulanmıştır. Rusçayı iyi bilmediğini belirtmesine rağmen bu sorgulamalardan 17’sinde tercüman kullanılmamıştır. Sorgulamaların çoğu gece yarısından sabaha kadar sürmüştür. Yine aynı suçtan yargılanan Botaşev 34 kere, Şidakov 56 kere sorgulanmıştır.
Çocukları öldürdükleri iddia edilen Karaçaylılar bu sorgulamalar sonunda suçlarını kabul etmekle birlikte, her birinin ifadesi farklıdır ve inandırıcılıktan uzaktır. Bazıları çocukları zehirle öldürdüklerini söylerken, bazıları sopalarla dövdüklerini, diğerleri de tüfekle vurduklarını söylemektedirler. Aynı suçu işledikleri iddia edilen kişilerin ifadelerindeki tutarsızlık da onların bu suçları işkence altında kabul etmeye zorlandıklarını göstermektedir.
Yapılan araştırmaların gösterdiğine göre ise, Töben Teberdi’ye Armavir’den hiçbir zaman çocuklar getirilmemiştir. Kabak Caşagan köyü yakınlarında bulunan 23 cesedin iskeletlerinin büyük çoğunluğu yetişkin insanlara aittir. Bunların arasında Yahudi kadın Rebeka Aronovna’nın pasaportu bulunmuştur. Bu kişiler makineli tüfekle taranarak öldürülmüşlerdir. Çocukları öldürdükleri iddia edilen Karaçaylıların ifadeleri ile burada bulunan iskeletler arasında birbirine uyan hiçbir şey yoktur. Buradakilerin 1943 yılı Ağustos ayında Almanlar tarafından öldürüldüğü anlaşılmıştır. Ayrıca, Töben Teberdi’de Armavir’den getirilen çocuklar için açılan bir çocuk yuvası hiçbir zaman olmadığından, olmayan çocukları Karaçaylıların öldürdükleri iddiası da geçerliliğini kaybetmiştir.
1942 yılı Ağustos ayı başlarında Adam Hubiyev, Kadı Bayramukov ve İslam Dudayev’in önderlik ettiği silahlı Karaçay çetelerinin Uçkulan-Hurzuk köyleri yakınlarında Alman ordusu önünden geri çekilen 600 Sovyet askerine saldırdığı, bunlardan 70’ini öldürüp kalanları esir aldığı iddia edilmektedir. Daha sonra esirlerden 100 kişiyi daha öldürüp, kalanları Almanlara teslim ettikleri belirtilmektedir. Karaçaylıların birkaç silahlı çete ile Sovyet ordusuna karşı savaştıkları bilinmektedir. Ancak bu anlatılanlar çok abartılmıştır.”
Rusya Federe Cumhuriyeti’nin savcı yardımcısı Aleksey Vladimiroviç Buturlin’in yukarıdaki ifadeleri Karaçaylıların Rus çocuklarını Töben Teberdi’deki çocuk yuvasında öldürdükleri iddialarının bir düzmece ve aldatmaca olduğunu ortaya koymuş, iftiraya uğrayan Karaçay halkının aklanmasını sağlamıştır. Ruslar tarafından ileri sürülen bu katliam iddiası Sovyet resmî makamları tarafından yalanlanarak, böyle bir vahşetin ve canavarlığın hiçbir zaman meydana gelmediği açıklanmıştır.
Karaçaylılar üzerlerine sürülen bu lekeyi temizlemek ve siyasî haklarını elde edebilmek amacıyla 1989 yılında Azret Orus önderliğinde “Camagat” adı verilen siyasî örgütü kurdular. Camagat örgütünün çalışmaları sonucunda Sovyet resmî makamları 12 Ekim 1943 yılında Karaçaylıların sürgüne gönderilmeleri ilgili kararın hatalı olduğunu kabul ettiler ve Karaçaylılara atılan iftiraların haksız olduğunu Karaçay halkı sürgünden döndükten ancak 32 yıl sonra, 14 Kasım 1989 tarihinde açıkladılar.
Bugün Karaçay-Malkarlılar Rusya Federasyonu’na bağlı iki farklı özerk cumhuriyette geleneksel kültürlerini ve dillerini yaşatmaya çalışırken, sürgün yıllarının acı hatıralarını da hayatlarından silmeye çalışıyorlar. Ancak aradan geçen altmış yılın henüz bu hatıraları yok etmesi zor görünüyor.
Karaçay-Malkar sürgünleri hakkında anasayfada bulunan "Kızıl Kırgın Kurbanları" başlıklı dosyamızda yazılarımızı inceleyebilirsiniz...
http://www.efrasyap.com/Icerik/IcerikDetay.aspx?IcerikID=450
Kaynakça
Alexiev, Alexander R. Soviet Nationalities Under Attack: The World War II Experience. “Soviet Nationalities in Strategic Perspective”. Ed. by: S. Enders Wimbush.-London: Croom Helm, 1985.-61-74.ss.
Bayramuklanı Fatima. Buşuv Kitab.-Çerkessk: 1991.
Bugay, N. İosif Stalin-Lavrenio Berii: “İh nado deportirovat”.-Moskva: 1992.
Hapayev, S.A. “Problemı vosstanovleniya geografiçeskih nazvaniy”. Repressirovannıe Narodı: İstoriya i Sovremennost.-Karaçayevsk: 1994, 159–165.
Jacobsen, Hans-Adolf. 1939–1945 Kronoloji ve Belgelerle İkinci Dünya Savaşı.-Ankara: Genel Kurmay, 1989.-937 s.
Mühlen, Patrik von zur. Gamalıhaç ile Kızılyıldız arasında: İkinci Dünya Savaşında Sovyet Doğu Halklarının Milliyetçiliği.-Ankara: Mavi Yayınları, 1984.-264 s.
Sheehy, Ann. “Justice At Last For the Karachai ?” Report on the USSR, 2 (52), December 1990, 17-20.
Tavkul, Ufuk. Kafkasya Dağlılarında Hayat ve Kültür. Karaçay-Malkar Türklerinde Sosyo-Ekonomik Yapı ve Değişme.-İstanbul: Ötüken, 1993.-305 s.
NOT: Karaçay-Malkar Türkleriyle ilgili tüm bilgiler 1978 yılından bugüne büyük araştırma arşivi oluşturan Doç.Dr.Ufuk TAVKUL tarafından hazırlanmış ve müsadesiyle www.kafkas.gen.tr internet sitesinden alınmıştır…
KARAÇAY-ÇERKES CUMHURİYETİ
Karaçay - Çerkes Cumhuriyeti BayrağıKaraçay-Çerkes Devlet Arması
Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti Haritası
Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti; Kuzey Kafkasya'da bulunan, Rusya Federasyonu üyesi bir cumhuriyettir. Yüzölçümü 14.100 km²'dir. Başkenti Çerkessk olup, ikinci büyük kenti de Karaçayevsk'dir.
Resmi ve konuşulan diller
Karaçayca, Çerkesce (Kabartayca), Rusça, Nogayca, Abazaca
Başkent
Cherkessk
En büyük kent
Cherkessk
Devlet başkanı
Mustafa Azret-Aliyevich Batdyyev
Başbakan
Vera Mikhaylovna Moldovanova
Yüzölçümü
- Toplam
Ülkeler arasında 82'inci
14.100 km²
Nüfus
- Toplam (2002)
- Nüfus yoğunluğu
Ülkeler arasında 75'nci
439,470
82/km²
Para birimi
Ruble (RUR) €)¹
CUMHURİYETİN YAKIN TARİHİ
12 Ocak 1922'de Rus SFSC'ne bağlı "Karaçay-Çerkes Özerk Oblastı" adıyla kuruldu.
26 Nisan 1926'da merkezi Karaçayevsk kenti olan "Karaçay Özerk Oblastı" ve Çerkessk merkezli "Çerkes Ulusal Okrugu" biçiminde bölündü.
30 Nisan 1930'da "Çerkes Özerk Oblastı" adını aldı.
1943'te Nazi Almanyası ile işbirliği yaptıkları gerekçesiyle Karaçayların tümü Kazakistan'a ve kısmen Özbekistan'a sürüldü. Karaçay Özerk Oblastı da lağvedilip toprakları Gürcistan'a eklendi ve bu topraklara Svan göçmenler yerleştirildi.
1956'da saygınlıkları geri verilen Karaçayların anayurtlarına dönüş izni çıktı ve eski Karaçay topraklarını da kapsamak ve merkezi Çerkessk kenti olmak üzere, 9 0cak 1957'de "Karaçay-Çerkes Özerk Oblastı", 1926 öncesinde olduğu gibi, "Karaçay" ve "Çerkesya'"nın ikinci kez birleştirilmesiyle, yeniden oluşturuldu. Svanlar da Gürcistan'a geri gönderildiler. "Karaçay-Çerkes Oblastı" 3 Temmuz 1991'de Cumhuriyet statüsüne yükseltilerek Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti adını aldı. Rusya Federasyonu’nu oluşturan Cumhuriyetlerden biridir.
İDARİ BİRİMLER VE YERLEŞİM
Cumhuriyetin başlıca yerleşim merkezleri, Başkent Çerkesk, Karaçayevsk, Teberda, Arxhız, Kurcinuvo, Elbruzski, Üst-Ceguta, Erkin-Şahar, Udarnıy'dır. Daha küçük yerleşim yerleri ise pek çoktur.
Bölgenin asıl yerlileri Adigeler olup, diğer gruplar daha sonra bu bölgeye yerleşti. 1830-38 yılları arasında bölge büyük ölçüde Rus istila ve denetimine girdi. Kuban ve Laba ırmakları arasında bulunan ve Çerkeslerce Base Ovası (Base Gubğo) denilen büyük bir alan Çerkes ve Abaza nüfusundan temizlendi. Bu nüfusun küçük bir kısmı Kabardey'den getirilen göçmenlerle takviye edilerek, Büyük ve Küçük Zelençuk ırmakları vadilerine, yani şimdiki yerlerine yerleştirildi. Çerkesler Kabartay ve Besleney lehçelerinde konuşurlar.
Jako (Alesçırey), Aliberdukovsk (Hağundokhuey), Habaz (Khasey Hable), Zeyıko (Hatoxhşıkhuey), Koşhable, Yincigişxue, Besleney, Vak'ojıle (Doxhşıkhuey), Adığe Hable, Yersakhon (Abaza Hable), Baralki, Humara (Abıkkuhable) köyleri Adığe yerleşim birimleridir.
Karaçaylar ise, güneydeki dağlık kesim vadilerinde yaşıyor iken, 1944'te Kazakistan'a sürüldü. 1957 yılında geri dönen Karaçaylar’ın Çerkessk kentine, Adıge, Rus ve Abaza köyleri ve çevrelerindeki yerlere yerleşimine de izin verildi. Karaçaylar, Nogaycaya ve Balkarcaya yakın bir Türk lehçesi konuşurlar. Ama Karaçayca ile Balkarca aynı yazı dilini paylaşır, bu nedenle bu dile Karaçay-Balkar dili de denmektedir.
Hurzuk, Kart Curt, Uçkulan, Teberda, Elbrusski, Duvut, Cazlık, Mara, Novi Karaçay, Kumuş, Sarı Tüz, Pravukubansky, Krasnogorskaya, Cöbetey, Eltarkaç, Kızıl Kala, Pervomayskoe, Üçköken, Krasnıy-Kurgan, Hasavut, Maruha, Zelençuk, Darzus, Arhız, Karaçay yerleşim birimleridir.
Abhazların ulusunun ortaya çıkması, M.S. 8. yy'da tarih sahnesine çıkan Apsil, Abazg, Sanıg ve Misimyan adlı boyların konsolidasyonu ile gerçekleşmiştir. Kuzey-Batı Abhazya'da Bzip nehrinden Tuapse'ye kadar uzanan bölgede yasayan Abazgların, Abaza ulusunun doğması sürecinde odak noktası oldukları kabul edilir. Abazinler, 13.-14. yüzyıllarda Kuzey Kafkasya'ya göç etmiştir. Kuzeye yönelen Aşuwa (Tapanta) Abazaların göçünü Aşkarawa Abazaların göçü takip eder. Abazalar, Çerkezler ile birlikte kuzey batıdaki Küçük ve Büyük Zelençuk ırmakları vadilerini kapsayan Habez, Adıge-Hable ve Abaza rayonları ile Çerkessk'te yaşar.
Gum Lowkıt, Koydan, Kubina, Psıj, Kara Pago, Alburğan (Biyberd), Yincig Çık'uın, T'ap'ant'a, Abaza Hable, Malo Abazinski, Staro Kubinsk, Novo Kubinsk, Apsuwa köyleri Abaza’dır.
Abazalar için oluşturulan ve 30 Haziran 2006’da resmen tanınan Abaza Rayonu’nun kuruluş çalışmaları sürmektedir. (Geniş bilgi bu bölümün sonunda.)
Nogaylar Kuzey Kafkasya'da yaşayan halklardan biridir. Nogaylar isimlerini Altın Ordu tarihinde önemli bir rol üstlenen, birçok boyu etrafında toplayıp, zamanla bütün iktidarı ele alan, hanları istediği gibi değiştiren ve bu şekilde kırk yıl boyunca Deşt-i Kıpçak'a hükmeden "Nogay" adlı komutandan almışlardır. Yaşadıkları alanlar oldukça dağınıktır. Nogay Türklerinin yaşadıkları yerler; Rusya Federasyonu'na bağlı Karaçay Çerkez Cumhuriyeti, Stavropol ve Dağıstan'dır.
Nogaylar Karaçay Çerkes’te kuzeydeki Adıge-Hable rayonunun kuzey düzlüğündeki 5 köyde, Yerkin Halk, Yerkin Yurt, Adil Halk, Kızıl Togay, Yerkin-Şahar yoğun olarak barınmaktadırlar.
8 Ekim 2006 tarihinde yapılan referandum sonuçları doğrultusunda Nogay Rayonu’nun kuruluş çalışmaları sürmektedir. (Geniş bilgi bu bölümün sonunda.)
Kafkasya’nın işgal sürecinden sonra 1860'larda bölgeye iskan edilen
Ruslar ise başkent Çerkessk dışında, batıdaki Zelençuk ve Prikuban rayonlarında yaşar.
Karaçay Çerkes’te ayrıca Ordjonikidzevski ve Kosta Hetagurova isminde iki de Oset köyü vardır.
Nogay Azınlık Bölgesi
Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde Nogaylar için de bir Rayon oluşturulması çalışmaları sürüyor. Nogay bölgesini oluşturacak 5 yerleşim biriminde 8 Ekim 2006 tarihinde yapılan referandumda seçmenlerin yüzde 94'ü bölgenin kurulmasından yana oy kullandı. Nogay bölgesi olarak birleştirilmesi planlanan ve 10 bin seçmenin bulunduğu beş yerleşim merkezinde oylamaya katılım oranı yüzde 88.2 olarak gerçekleşti.
Nogay Rayon’unu oluşturacak İkon-Halk, Adil-Halk, Erkin-Yurt, Erkin-Halk ve Erkin-Şahar köyleri şimdiye kadar Adıge Hable bölgesine bağlıydı.
2002 sayımına göre Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde nüfusun % 3,4'ünü oluşturan 14 bin civarında Nogay yaşıyor.
Karaçay Çerkes Cumhuriyeti’ndeki tek şeker fabrikası Erkin-Şahar’da bulunuyor. Cumhuriyetin en verimli topraklarının bulunduğu Nogay Bölgesinden, Stavropol Bölgesi yerleşimi Nevinomısk ile Karaçayevsk Bölgesi yerleşimi Ust-Ceguta’yı birleştiren demiryolu geçiyor.
Nogay Bölgesi, Karaçay-Çerkes’in 10. Rayonu olacak.
Abaza Azınlık Bölgesi
Abaza Rayonu’nun oluşturulması konusu ilk kez Abaza halkının, “Rusya'nın sayıları az olan halkları”na dahil edilmesinin ardından gündeme geldi. Sayıları az olan halklara dahil edilmesinin ardından Abazalar, Rusya kanunları uyarınca varlıklarını ve kültürlerini devam ettirebilmek için bir takım haklar kazandılar. Bu haklardan biri tarihi topraklarında yaşama hakkı.
Karaçay-Çerkes’te 25 Aralık 2005’te yapılan referandumun ışığı altında Rusya Federasyonu hükümetinin 1 Haziran 2006’da aldığı karar çerçevesinde Karaçay-Çerkes Parlamentosu Anayasa’nın cumhuriyetteki idari bölgelerle ilgili 62. maddesinin 1. fıkrasında değişiklik yaparak, sekiz olan idari bölgelere Abaza Rayonu’nu da ekledi. Abazaların yaşadığı yerler, 30 Haziran 2006’da idari bölge olarak resmen tanındı.
Tamamen oluşturulması için 1 Ocak 2009’a kadar geçiş süreci tanınan Abaza bölgesinin merkez yönetimi İnjiç-Çukun kasabasında olacak. Referandumla yeni oluşturulan Abaza bölgesinin Abazaların toplu olarak yaşadığı ve Prikuban, Habez ve Ust-Cegutin bölgelerine bağlı Kara-Pago, Psıj, İnjiç-Çukun, Elburgan ve Kubina kasabalarından oluşması öngörülüyor.
Abaza Rayonu, Abazaların toplu olarak yaşadığı ve ülke coğrafyasının yüzde 2’sine tekabül eden 300 kilometrekarelik bir alanda kuruldu. Toplam nüfusun yüzde 7,4'ünü oluşturan 32 bin civarındaki Abaza’nın sadece 15 bini yeni oluşturulan bölge sınırları içinde yaşıyor.
Abaza Rayonu 1 Ocak 2009’da işlevsellik kazanacak.
NÜFUS
KARAÇAY-ÇERKES CUMH. Nüfus Bileşimi – 2002
Milliyetler
Nüfus
Oran(%)
Karaçay
169.198
38.50
Çerkes
49.591
11.28
Abaza
32.346
7.36
Azeri
1.024
0.23
Ermeni
3.197
0.73
Grek
1.349
0.31
Kabardey
915
0.21
Nogay
14.873
3.38
Asetin
3.333
0.76
Rus+Kozak
147.878
33.65
Tatar
2.021
0.46
Ukraynalı
3.331
0.76
Çeçen
1.757
0.40
Diğer
8.657
1.97
TOPLAM
439.470
100.00
Not: 1. Nüfusu 1000’in altında olanlar “diğer” hanesine dahil edildi.
Nüfusu 2002 senesinde yapılan sayıma göre, 439.470'dür. Nüfusun % 44'ü kentli, % 56'sı köylüdür. 1959 yılından beri Rus nüfus sayısı ve oranı düşmekte, diğer dört grupun, özellikle Karaçaylarınki artmaktadır.
2007 yılının ilk altı ayında doğum oranı 11.9 oldu ve 2327 bebek dünyaya geldi. Yetkililer doğum oranındaki bu yükselişin cumhuriyetin ekonomik ve sosyal düzeyinin artmasına bağlı olduğunu belirtiyorlar. Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti çalışan ya da çalışmayan her anneye doğan her çocuk başına 3000 ruble (120$) yardımda bulunuyor. Bunun dışında Habez bölgesindeki Çerkes işadamları, Çerkes halkının gelişimi için bir fon kurmuşlardı, bu fonun önemli konularından birisi ise doğum oranını arttırmak için ailelere çocuk başına parasal destekte bulunmak. Doğan çocuk başına 10 000 ruble( 400$) veren fon 7 nüfusu geçen ailelere bu sefer çocuk başına 100 000 ruble(4 000 $) daha destekte bulunuyor. Doğum oranlarına bakılınca fonun bu konuda başarılı olduğu ortaya çıkıyor.Habez bölgesi bu yıl 15.4 lük doğum oranı ile cumhuriyetin diğer bölgelerini geride bıraktı.Cumhuriyetin Üst-Cegutinskom ve Karaçayevsk bölgeleri de yüksek doğum oranına sahip. Cumhuriyette doğum oranından yüksek olan ölüm oranı, 2006 yılından beri doğum oranının altında kalıyor.
DİL
Cumhuriyeti oluşturan 5 halkın dili de resmi dil olarak kabul edilmekte ve okullarda okutulmaktadır. Karaçay-Çerkes Devlet Üniversitesi'nde tüm dillerin eğitim bölümleri bulunmaktadır. Yine bu beş topluluğun dilinde gazete, dergi, kitap yayını vardır
EKONOMİ
Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'nde hayvan (koyun-sığır) üretimi ve tarım ekonominin ana ögelerini oluşturmaktadır. Kuzey düzlükleri ile verimli vadilerde sulama ile yoğun tarım yapılır. Kuzeyden güneye doğru gidildikçe tarım alanları azalır. Yerini otlaklar ve hayvancılık alır. Hayvancılığın gelişmesine paralel olarak özellikle Karaçay bölgelerinde yün, elişi örgü yapma adeta bir sektör halini almıştır.
Daha kuzeyde, ovalarda tahıl, mısır, meyve, sebze yetiştirilmektedir. Karaçay-Çerkes'te ağır endüstri kuruluşları yok denecek kadar azdır. Küçük gıda endüstrisi işletmeleri, deri ayakkabı, çanta, valiz üreten bir fabrika ve kiremit tuğla fabrikaları bulunmaktadır.
Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'nin dağlık olan güney bölgesi turistik bölgedir.
Karaçay Edebiyatı:
Karaçay yazılı edebiyatının kuruluş dönemi Kasbot Koçhar, Appa Canibek ve İsmail Semen gibi halk şiirinin son temsilcileri ile dönemin Çarlık Rusyası okullarında, İstanbul ve Dağıstan medreselerinde tahsil görerek yurtlarına dönen İslam Kırımşavhal, İsmail Akbay, İslam Hubiy, Umar Aliy, Ashat Bici, İsmail Karaköt, Azret Örten ve Hasan Appa gibi Karaçaylı genç eğitimcilerle başlamıştır. Kuruluş döneminin şairleri, başta İssa Karaköt ve Azret Örten olmak üzere, Davut Baykul, Abdulkerim Batça, Hasan Bostan ve diğerleri yeni gelen Bolşevik ve sonrasındaki Sovyet düzeninin iyiliğini, rahatlığını, fakir halkın ihtilali nasıl sevinçle karşıladığını anlatan coşkulu şiirler yazmışlardır.
1927 yılında İslam Hubiy’in başkanlığında Abidat Botaş, Magomet Dışekov ve Halid Astejev’in kurucu üyeliğinde “Karaçay-Çerkes Yazarlar Birliği” kurulmuştur. Bu derneğin Karaçay yazılı edebiyatının gelişmesinde büyük katkısı vardır. Kuruluşun şiir bölümünü İssa Karaköt ile Ashat Bici, nesir bölümünü Abdulkerim Batça, tiyatro ve piyes bölümünü de Gemma Geben ile Abitat Botaş yürütmüşlerdir. Bu dönemde ortak hazırlanan “Almanak-Karaçay Sovyet Sanatı ve Edebiyatından Örnekler”, Karaçaylı şairlerin müşterek hazırladıkları “Şarkılar ve Maniler”, “Şarkılar ve Şiirler, “Şiirler ve Şarkılar” adlı kitaplar yayımlanmıştır.
Bu dönemde, “Kara Kübür” [Kara Sandık] adlı romanın müellifi Hasan Appa dikkat çekmektedir. Hasan Appa’nın yazılı Karaçay edebiyatındaki asıl önemi ve şöhreti 1935 yılında yayımlanan meşhur “Kara Kübür” [Kara Sandık] adlı üç ciltlik romanıyla teşekkül etmiştir.
1940-1960 yılları döneminin belli başlı şair ve yazarları arasında, Umar B. Aliy, Abdulkerim Baykul, Şaharbiy Ebze, Tohtar Borlak, Magomet Orus, Halimat Bayramuk, Osman Hubiy, Azret Semen, Azamat Süyünç, Seyit Laypan, Magomet Çotça, Magomet Hubiy, Nasu Abayhan adları sayılabilir.
Bu dönemin en önemli özelliği, 1930'lu yılların ortalarında seslerini duyurmaya başlayan Halimat Bayramuk, Osman Hubiy ve Azret Semen gibi genç edebiyatçıların yazılı Karaçay edebiyatına yeni bir çizgi getirmeleridir.
Halimat Bayramuk ve Osman Hubiy ile bu dönemin diğer yeni edebiyatçılarının şiirde ve nesirde olgun eserler vermeye başladığı sırada, 2 Kasım 1943 tarihinde Karaçay Türkleri top yekün Orta Asya’nın muhtelif bölgelerine sürgün edilmişlerdir.
1960-1970 yılları arası dönemde, Karaçayların Orta Asya’daki sürgün hayatı sona erip Kafkasya’ya dönmelerinden sonra; Halimat Bayramuk, Osman Hubiy ve Azret Semen gibi önde gelen edebiyatçılar, Karaçay edebiyatını büyük bir heyecanla yeniden kurma çalışmalarına başlamışlardır.
Bu dönemde eskilerle birlikte yeni edebiyatçılar da yetişmeye başladı. Yeni şair ve yazarların arasında Nazir Hubiy, Kulina Sılpagar, Husey Cavba, Bilal Appa, Mussa Batça, Nazifa Kagıy, Azret Akbay, Albert Özden, Mediha Şaman, Baydımat Keçeruk’un adları sayılabilir.
1970-2000 yılları arası dönemin başlarında verilen edebi eserlerin en belirgin özelliği, konuların toplumsallıktan bireyselliğe kaymasıdır. SSCB’de M. Gorbaçov ile başlayan açıklık siyasetiyle birlikte, 1980’lerin sonlarından itibaren Karaçay edebiyatında da değişmeler yaşanmıştır. Son on yıllık dönemde, bilhassa şiirde millî değerler ve milliyetçilik ön plana çıkmıştır. Bu dönemin yeni edebiyatçıları arasında; Bilal Laypan, Dina Mamçu ve Fatima Bayramuk adlarını sayılabilir.
SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI
*Igilyk – Karaçay-Çerkes Bölgesel Kamu Hayırseverlik Vakfı
Başkan: Aminat Bilyalovna SEMENOVA
Başkan Yardımcısı, Vakıf Kurulu Başkanı: Akhmat Askerbiyevich EBZEEV
İrtibat: PO Kutusu 53 Baş Posta Ofisi Cherkess/Rusya Federasyonu 369000
Tel. +7 87822 64244, 63698 e-mail: igilyk@yandex.ru
*Batı Kafkas Anatilik Merkezi
Başkan: Akhmat Askerbiyevich Ebzeyev
Rashid Tokhtarovich Khatuyev (idari direktör)
İrtibat: Glavpochtamt 53, Cherkessk – KÇR 369000
Tel. (8652 65-10-62, (905 497-87-75
E-mail: zkac-kchroo@yandex.ru, ebze1@yandex.ru
*Karachay Gençliği Birliği
KÇC bölgesel organizasyon
Başkan: Kharun Mudalifovich Akbayev
İrtibat: Cherkessk – KÇC
Tel. 8652 96-86-94
E-mail: akharun@yandex.ru
*"Lebed" Rusya Genç Politikacılar Hareketi KÇC Şubesi
Başkan: Alexey Shurygin
Sovyet 63, Cherkessk/KÇC 369000
Tel. (87822 5-33-37 (iş); 4-26-41 (ev)
E-mail: lebed_kchr@mail.ru
*ALAN – Bölgesel Sosyopolitik Hareket
Başkan: Akhmat Abdulovich Katchiyev
Yardımcı: Sufiyan Uzeirovich Beppayev
İrtibat: Cherkessk - KÇC
Tel: (87822 6-41-26, faks (87822 6-41-31
*Camağat - Bölgesel sosyopolitik hareket
Başkan: Soltan Saidovich Temirov
Sorumlu Sekreter: Zayneb Mussayevna Batdyeva
İrtibat: Krasnoarmeyskaya 53, 369000, Cherkessk – KÇC
Tel. (87822) 5-44-64, faks 5-06-03
EĞİTİM VE KÜLTÜR
KÇC Üniversiteler ve Bölümleri:
Karaçay-Çerkes Devlet Teknoloji Akademisi
www.kchgta.ru
Mekanik Teknoloji Fakültesi
İnşaat Fakültesi
Ekonomi Fakültesi
İşletme Fakültesi
Matematik Fakültesi
Ziraat Fakültesi
Açık Öğretim Fakültesi
Karaçay-Çerkes Devlet Pedagoji Üniversitesi
http://kcspu.narod.ru/
Fizik-Matematik Fakültesi
Coğrafya Fakültesi
Filoloji Fakültesi
Tarih Fakültesi
Kimya Fakültesi
Biyoloji Fakültesi
Anaokulu Öğretmenliği
Basın Kuruluşları
* Karaçay, Karaçayca, 1924 den beri devlet tarafından çarşamba ve cuma günleri yayınlanıyor. Tirajı: 9.100
* Vesti Gor(Dağdan Haberler), Rusça, özel gazete. Haftada bir salı günleri stavropol ve Karaçay–Çerkes’de yayınlanıyor.
* Jıjn Karaçayevo- Çerkes(Karaçay Çerkes’te Hayat), Kerkezi Moskova, Cumhuriyetteki toplumsal-politik gelişmeleri irdeliyor. Tirajı: 8.000
* Nogay Davısı(Nogayların Sesi), Nogayca, devletin desteği ile haftada 2 gün çarşamba ve cuma günleri yayınlanıyor. Tirajı: 2.300
* Abazaşta(Abaza Yurdu), Abazaca, 1924 den beri devlet tarafından çarşamba ve cuma günleri haftada 2 kez yayınlanıyor. Tirajı 3800 ad.
* Den Respublika (Cumhuriyet Günlüğü), Rusça, resmi gazete. Hükümet ve parlamento çalışma ve kararlarını yayınlanıyor. Salı, Perşembe, cumartesi günleri olmak üzere haftada 3 kez çıkıyor. Tirajı :10.300
* Mk- Kavkaz, Rusça, Rusyanın Kuzey Kafkasya'ya yönelik gazetesi. Karaçay-Çerkes, Kaberdey- Balkar, Kuzey Osetya, Stavropol, İnguşetya, Çeçenitan da haftada bir gün yayınlanıyor. Tirajı: 15.100
* Narodi Kavkaz(Kafkasya Halkları), Rusça, 1997 den beri, haftada bir kez bölgesel olarak yayınlanıyor .
* Novaya Jıjn (Yeni Hayat), Rusça, haftada bir kez yayınlanıyor, özel gazete,
* Prpmetey, Rusça, Karaçay Çerkes Komünist Partisi’nin yayın organı, haftada bir kez yayınlanıyor. Tirajı 3200.
* Çerkes Xeku (Çerkes Vatanı), Adigece, 1924 den beri devletin desteğinde, haftada 2 kez çarşamba ve cuma günleri yayınlanıyor. Tirajı: 4600
* Çerkesk, Rusça, 1998 den beri haftada bir kez yayınlanıyor. Yerel yönetimin gazetesi, Çerkesk şehri ile ilgili gelişmeleri aktarıyor. Tirajı: 5100
* Ekonomika Karaçay Çerkes, Rusça, Karaçay Çerkes sanayici ve işadamları birliğince haftada bir kez yayınlanıyor. Cumhuriyette ki ekonomik gelişmeleri aktarıyor. Tirajı 2000
* Ekspres Potça(Ekspres Posta), Rusça, posta hizmetlerinin anlatıldığı bir gazete, haftada bir kez posta teşkilatı çıkarıyor. Tirajı 23650
* Ya Rusiç, Rusça, Karaçay Çerkes de yaşayan Slavyanların gelenekleri ve göreneklerini anlatıyor, haftada bir kez yayınlanıyor. Yayımcısı "Ross" toplumsal politik hareketi. Tirajı 1500 (Yayınına bir süre ara verdi)
-------------------------------------------
Faydalanılan Başlıca Kaynaklar:
- I. G. KOSIKOV &. S. KOSIKOVA, Kuzey Kafkasya: Sosy-Ekonomik Rehber
- Rusya Federasyonu İdari Rehberi
- İnsan Hakları Enstitüsü, ve Enformasyon ve Araştırma Merkezi – Moskova/Rusya Federasyonu
- MEMORIAL – İnsan Hakları Örgütü (kavkaz.memo.ru)
- Rusya İnsan Hakları Derneği (zaprava.ru)
- Rusya Üniversiteler Kılavuzu (ÂÅÄÎÌÎÑÒÈ äëÿ âóçîâ)
- 2007 – Rusya Üniversiteler Rehberi ( , , )
- www.nartajans.net >> News (Kafkas Kuzey Kafkasya Adige Adigha Adiga Adyge Çerkes Çerkez mp3 Adigey Cerkes Cerkez polifonik melodi Çeçen Abhaz Abaza Abhazya Nart video Kafkasya kefir chat )
- Vikipedi: Özgür Ansiklopedi
- Özdemir Özbay, Dünden Bugüne Kafkasya,
- Doç. Dr. Ufuk TAVKUL, Kırım Dergisi, 11 (41-44), 2003, 38-46.ss
- Tarih, Toplum ve Kültür, Karam Yayınevi, Ankara, 2003
- "Nogay Türkleri Edebiyatı", Türk Dünyası El Kitabı (Türkiye Dışı Türk Edebiyatları), 3. Baskı, s. 341-365.
KABARDİN-BALKAR CUMHURİYETİ
Kabardin-Balkar Cumhuriyeti BayrağıKabardin-Balkar Cumhuriyeti Devlet ArmasıKabardin-Balkar Cumhuriyeti HaritasıKabardey-Balkarya veya Kabardey-Balkar Cumhuriyeti, Kuzey Kafkasya’da, Rusya Federasyonu’nu oluşturan federe cumhuriyetlerden biridir. Adını, bu cumhuriyette yaşayan Kabardeyler ve Balkarlardan alır.Coğrafi konum
Kabardey-Balkar Cumhuriyeti (KBC),RF’de, Kuzey Kafkasya'da, Kafkas Dağları'nın kuzey eteklerinde, Terek Irmağı havzasında yer alır. Doğusunda Kuzey Osetya, güneyinde Gürcistan, batısında ise Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti bulunur. Yüzölçümü 12.500 km.kare, nüfusu 2002'de 901.494 idi (Nüfus 2005'te biraz düşmüştür:898,9 bin).
2002'de nüfusun % 56,6’sı (510.346) kentli,% 43,4’ü (478.774) köylü idi. Yine nüfusun % 46,9’u erkek (422.720),% 53,1' de (478.774) kadın idi.
Güney kesim dağlıktır, en yüksek dağ aynı zamanda avrupa nın en yüksek zirvesi olan Elbrus dağıdır.(5.642m;Kabartayca 'Oşhamaho').Bu bölgede buzul alanlarının altında Alp tipi çayırlar, daha aşağıda, iğne yapaklı ve yaprak döken ağaçlardan oluşan ormanlar bulunur.Kuzeye doğru 500-700 metre yüksekliklerdeki yerlerde yaprak döken ağaçlı ormanlar yayılır.Vadiler çayır,kuzeydeki düzlükler steplerle kaplı verimli tarım topraklarını oluşturur.
Kafkas Dağlarındaki buzul ve karlarla beslenen, hızlı akışlı çok sayıda ırmak kuzeye doğru akarak Terek Irmağına dökülür. Başlıcaları Malka, Baksan, Çegem, Nalçik, Çerek ve Lesken ırmaklarıdır. Ilıman bir kara iklimi görülür: Nalçik'te Ocak ayı ortalaması - 4 derece, Temmuz ortalaması da + 22 derecedir. Isı yükseltiye göre düşer. Yıllık yağış tutarı Kabardey Ovasında 600 mm'nin altına iner, bu nedenle tarımda sulama gerekir.
Kabardey Ovasında çoğunlukla Kabardeyler -2002'de 498.702 (% 55,3),ardından Ruslar-2002'de 226.620 (%25,1) yerleşmişlerdir.
Cumhuriyetin iki ana halkından biri olan Balkarlar-2002'de 104.951 (% 11.6),bölgenin geniş kesimini oluşturan güneydeki Baksan, Çegem ve Çerek nehirlerinin vadileri ile başkent Nalçik'te oturur, Sovetskiy rayonunda çoğunluğu oluştururlar. Kalan yerlerin nüfusu,çoğunlukla Kabartay ve Ruslar'dan oluşur.
Tarih
Kuban Irmağı kuzeyindeki düzlülerde, Azak Denizi doğusunda ve Kırım'da yaşamış olan ve ADİGE lerin bir kolu olan Kabardeyler, Moğol-Tatar baskıları karşısında,13-15.yüzyıllarda şimdiki yerlerine çekilerek Kabardiya'yı oluşturmuşlardır."Pşı" adı verilen derebeylerince yönetilen Kabardeyler, Tatarlar'dan korunmak için 1557'de Rus korumasını benimsediler.
1739 Belgrad Antlaşması sonucu, Büyük Kabardey ve Küçük Kabardey ya da Cılahsteney bölgeleri, Rus ve Osmanlı devletleri arasında "tarafsız bölge" statüsü kazandı ve bu bölgelerin bağımsız oldukları her iki devlet tarafından da tanındı. 1768–1774 Osmanlı-Savaşı'nda Osmanlıları yenen ve Daryal Geçidi'i geçip Karadeniz kıyısındaki Poti Kalesi'ne değin ilerlemiş olan Ruslar,1774'te Kabardiya ve Osetya'yı ilhak ettiler.
Bu arada Osetlerin çoğu Ruslarca Hıristiyanlaştırıldı.25 yıl sonra,1799'da ve özellikle 1804 yılından başlamak üzere, Rus kolonizasyon politikalarının yoğunlaştırılması, özellikle bazı derebeylerinin topraklarına el konulması, buralarda Rus askeri kale ve karakollarının kurulmaya ve Kazak nüfusun getirilip buralara yerleştirilmeye başlanması üzerine, Rus-Kabardey ilişkileri gerginleşti. 1822–25 yıllarına değin süren Kabartay başkaldırıları, sonunda, sert bir biçimde bastırıldı.
Artan baskılar nedeniyle nüfusun önemli bir kesimi Batı Çerkesya'ya ya da Adigey'e göç etti. Bunlara "Kuban Kabartayları" (Kabartayca:Hajret Qeberdey) denmektedir (Bunların kalıntıları halen Adigey'de 4 köy oluşturmaktadır: Vılap, Koşhabl, Leşepsın ya da Blaçepsın ve Fedz ya da Hodz). Bazı Kabartay grupları da doğudaki Çeçenya ve Dağıstan'a göç ettiler. Bu ayaklanma ve bölgeden ayrılmalar sonucu 200.000 dolayında olduğu söylenen bölge nüfusunun 30-35 bine düştüğü yazılmaktadır (bk.Ali Kasumov-Hasan Kasumov,"Çerkes Soykırımı", Ankara, 1995 - s.20).
Kabartaylardan daha sonra, Kabartayların güneyine yerleşmiş olmaları gereken Balkarlar ise, uzun bir süre, Rus istilasına direnmiş, Ruslar Balkarlara ancak 1827'de boyun eğdirmişlerdir.
Rus yönetimi, 1860'larda hem Müslüman nüfusu azaltmak ve hem de batıdaki 1864 Adıge sürgünü olayına yönelik olası tepkileri azaltmak, bu sürgün olayını sıradan bir göç olayı imiş gibi geçiştirmek için,Osmanlılarla bir anlaşma içinde Kabartay ve Kuzey Osetya'dan Müslüman nüfusu,baskı ve entrika ile göç ettirmeye başladı (bk."Jineps",Ocak 2007,s.4). Göçler 1900'lü yıllara değin ara ara devam etti.
Kabartaylar, Diaspora'da Kayseri, Tokat, Sivas, Adana, Mersin, K.Maraş, Ankara, Eskişehir, Balıkesir (Bandırma 1 köy) vb illerde, Suriye ve Ürdün'de bulunmaktadırlar.
Ocak 1921'de kuruluşu onanan Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti'ne (RSFSC) bağlı "Dağlı Özerk SS Cumhuriyeti" içinde Kabartay ve Balkar ulusal okrugları da yer aldılar. Bu iki okrug (ilçe),daha sonra ayrılıp birleşerek 16 Ocak 1922'de RSFSC'ye bağlı Kabartay-Balkar Özerk Oblastı'nı (sancak) oluşturdu. Statü,5 Aralık 1936'da özerk cumhuriyete yükseltildi. Özerk cumhuriyet toprakları Temmuz 1942 - Ocak 1943 arası Alman işgaline uğradı. 1943'te Cumhuriyetin Balkar bölümü kaldırıldı. Balkar topraklarının bir bölümü Gürcistan SSC'ne bağlandı ve Balkarlardan boşaltılan bu yerlere bir Gürcü topluluğu olan Svanlar yerleştirildi. Balkarlar ise,Almanlarla işbirliği yapmak suçlamasıyla topluca Kırgızistan SSC topraklarına sürüldüler.
1956'da Balkarların saygınlığı geri verildi ve 9 Ocak 1957'de iki etnik ünvanlı Kabartay-Balkar Özerk SSC yeniden kuruldu, Svanlar da, Gürcistan'a geri gönderildi; Balkarların çoğu kısa bir süre içinde sürgünden döndü. Cumhuriyetteki Balkar nüfusunun seyri:1926:33.197 (% 16.3),1939:40.747 (% 11.3),1959:34.088 (% 8.1),2002:104.951 (% 11.6).
Aralık 1991'de SSCB'nin dağılması üzerine Kabartay-Balkar ÖSSC, bir üye cumhuriyet olarak RF içinde kaldı.Seçilmiş Devlet Başkanı Valeri K'ok'o (Kokov) sonrası,V.Putin tarafından atanan Arsen Kanoko KBC Parlamentosu'nun da onayı ile yeni Devlet Başkanı oldu.
Diaspora
Kabartaylar, Kabardey-Balkar Cumhuriyeti dışında, Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti, Adigey Cumhuriyeti, Krasnodar Kray, Stavropol Kray ve Kuzey Osetya-Alaniya Cumhuriyeti'nde ve 1 milyonu aştığı söylenen büyük bir Diasporası ile de Çerkes-Adige toplulukları içinde,etnik kimliğini en fazla korumuş ve asimilasyona en fazla direnmiş topluluk olarak bilinir.
Dil
Kabardey-Balkarya'da konuşulan dil Kabardeyce (Baksan lehçesi), Rusça ve Balkarca'dır. Balkarca va Karaçayca aynı edebiyat dilini kullanır. Cumhuriyette Kabartay, Balkar ve Rus dilleri birlikte resmi dil statülerindedir.
Yeni dönemde Kabardey-Balkar Cumhuriyeti
18 Aralık 1991'de ilk Balkar Halk Ulusal Konseyi kongresi, Balkarlanın bağımsızlığını ve Rusya Federasyonu (RF) içerisinde bir Balkarya Cumhuriyeti oluştuğunu ilan etti. Kabardey-Balkarya bağımsızlığı 31 Aralık 1991'de ilan edildi. 1995 zarfında federal yetkililerle ikili bir anlaşma imzalandı. 21 Şubat 1996'da Başkan Valeri Kokov, Cumhuriyetin, Bağımsız Devletler Topluluğu'nun Abhazya'ya yaptırım uygulaması şeklindeki kararına uymayacağını ilan etti. Eylül 2005'te,ölen Valeri Kokov'un yerine RF Devlet Başkanı Vladimir Putin tarafından Arsen Kanoko devlet başkanı olarak atanmıştır.
İdari bölümler
Bu alt başlığın ana maddesi: Kabardey-Balkarya İdari Yapılanması
Kabardey-Balkarya Nalçik ve Tırnavuz kensel yönetim alanlarıyla Kabardey ağırlıklı Zolskiy (Dzelıqo), Baksan, Çegem (Şedjem), Çerek (Şeredj), Arvan ve Terek (Terç); Rus nüfus ağırlıklı Prohladnıy ve Mayskiy; Balkar ağırlıklı Sovetskiy rayonlarına ayrılır. Nalçik'te Kabardey çoğunluğunu Rus ve Balkar nüfusu izler. Prohladnı kenti Rus, Tırnavuz kenti ise Balkar ağırlıklıdır.
Sosyal ve kültürel hayat
Kabardeyler ve Balkarlar Sünni Müslüman’dırlar. Kabardeylerin ana dili Kafkas dillerinin Abhaz-Adige grubuna girer. Balkarlar Ural-Altay dil ailesinin, Türk kolu olan Kıpçak grubunun bir boyu olan Karaçaylılara çok yakın bir dili konuşurlar. İki halk da hemen hemen istisnasız ve ilk dil olarak kendi anadillerini kullanırlar. Yetişkin nüfus Rusça'yı da konuşur ve kullanır. Kabardey dilinde iki dergi, bir gazete, Balkar dilinde de bir gazete basılmaktadır. Kabardeyler 13–15.yüzyıllarda muhtemelen Karaçay ve Balkarlarla aynı sıralarda Kuban Irmağının kuzeyinde, Taman Yarımadası, Azak Denizi doğusu ve kuzeyi ile Kırım'da yaşarlarken, Tatar (en son Kırım Hanlığı) baskıları nedeniyle şimdiki yerlerine çekilmişlerdir. Kabardeyler tarım ve hayvancılıkla, Balkarlar ise hayvancılıkla geçinirlerdi. Kabardeyler 1774'te,Balkarlar ise 1827'de Rus yönetimi altına girdiler. Ancak, Ruslar feodal yapıya dokunmadılar.
Derebeylerinin (Kabardey "pşı",Balkar "tavbıy") geniş arazileri, köyleri, büyük hayvan sürüleri, kalabalık köleleri (Kabardey "pşıtl",Balkar "kul") vardı. Derebeylik düzeni ve kölelik (serflik) Rusya'da 1861'de kaldırıldı, ama Kafkasya'nın çoğu yerinde 1868–1869 yıllarına değin sürdü ve ancak o tarihlerde kaldırıldı, ama özgürlüğe kavuşan eski kölelere devletçe toprak verilmedi. Bu da yoksul köylü ve eski kölelerin toprak taleplerinin karşılanacağı umuduyla 1917 devrimini desteklemelerini kolaylaştırdı. 19.yüzyılda başlayan modern değişimler, beraberinde kültürel alanda da gelişmelere yol açtı.
Kabardey ve Balkar aydınları belirmeye başladı. Ocak 1922'de RSFSC'ne bağlı Kabardey-Balkar Özerk Oblastı'nın (il) kurulmasıyla resmen yazılı yaşama geçildi. İlkin Arap alfabesi,1924'te Latin alfabesi,1936'da da şimdiki Kiril (Rus) alfabesi kabul edildi. Kısa bir dönemde, sırasıyla üç alfabe değiştirilmiş olması,1960 yılından 1990 yılına değin Büyük Ülkü programı kapsamında Ruslaştırma politikalarının uygulanmış olması sonucu,din,gelenek ve ulusal adlardan bir kopuş süreci yaşandı. Kabardey ve Balkarların kendi dillerinde söyledikleri Nartlar destanı ünlüdür. Destan, masal, menkıbe, şarkı ve öykü biçimlerindeki halk söylentileri çoktur. Bunların önemli bir bölümü kayıt altına alınmış ve yayınlanmıştır.
Bu söylentiler,Kabardeyler arasında "geguak'o-vısak'o kuph'er" adı verilen şarkıcı ve çalgıcılardan oluşan gezici topluluklar tarafından yaşatılmış ve günümüze getirilmiştir.Bu topluluk üyeleri çok saygınlanırdı. İlk Kabardey yazar Şore Negume'dir (1794–1844),Rusça olarak, el yazması ilk "Adıge Grameri" ile "Adıge Halkının Tarihi" adlı yapıtları bıraktı. Daha sonra halk ozanı Beçmırze Paşe (1854–936),Ali Şogentsuk (1900-1941)yetişti. A.Şogentsuk'un "Kambot ile Latse" adlı manzum romanı ünlüdür.
Bunları Alim Kişoko, Betal Kuaş, Askerbıy Şorten gibi şair ve yazarlar izledi. Zavır Nalo ve Zıramuk Kardenguş da Nart destanı parçalarının derlenmesinde ve eleştiri alanlarında çalıştılar. Balkar edebiyatının ünlü kişileri arasında 1945'te Orta Asya'da sürgünde ölen ve ölümüne değin halkına moral veren Kazım Meçiyev (1859–1945)ile şair Kaysın Kuliyev (1917-1985) sayılabilir.
Kabardeyce ve Balkarca, resmi diller olarak, Rusça yanında ilk ve orta dereceli okullarda, dil ve edebiyat dersleri ile sınırlanmış olarak okutulmakta, Nalçik'teki Kabardey-Balkar Devlet Üniversitesi'nde incelenmekte ve öğretilmektedir. Ancak, politik bir değişiklik olarak, 2007-2008 eğitim-öğretim yılında bir pilot uygulama olarak, Kabartayca ve Balkarcanın 20 kadar okulun birinci sınıflarında okutulması,4 eğitim yılı sonunda bütünüyle anadili eğitimi geçiş sürecinin tamamlanması kararı alınmıştır, daha fazla bilgi için tıklayın-Kabartayca. Nalçik'te, ayrıca çok sayıda kültürel kurum ve kuruluşlar da bulunmaktadır.
Ekonomik durum
Kabardey-Balkar ekonomisinin temelini sanayi sektörü oluşturmaktadır. GSMH'nin % 60'ından fazlasını sanayi sektörü oluşturur. Ağır sanayi, elektrik enerjisi üretimi ve metalurji önemlidir. Makine yapımı da gelişmiştir. Bu cumhuriyette tarım gelişmiştir. Kabardey düzlüğünde buğday, mısır, darı ve ayçiçeği yetiştirilir. Dağların eteklerinde de sebze ve meyve ve üzüm yetiştirilmektedir. Ayrıca hayvancılık da yapılmaktadır. Dağ köylerinde zengin otlaklar vardır. Ülke dağ turizminde ilerlemektedir.
Yer İmleri